Ayvalık Akademisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayvalık Akademisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2026 Cumartesi

AYVALIKLI SANATÇI ve DÜŞÜNÜRLER: Georgios Sakkaris (Γεώργιος Σακκάρης)

Georgios Sakkáris (Γεώργιος Σακκάρης) Helen eğitimci ve yazar idi.

1870 tarihinde Ayvalık'ta doğdu.  Babasını erken yaşta kaybettiği için çocukluğu zor geçti. 1875 yılında annesi ve üç kız kardeşiyle birlikte Atina'ya taşındı ve orada filoloji eğitimini büyük bir yoksunlukla tamamladı.

1892'de iki yıllığına Almanya'ya taşındı ve burada klasik edebiyat ve pedagoji eğitimini tamamladı. Yunanistan'a döndükten sonra bir süre Sifnos (Σίφνος :: Yavuzca)'ta okul müdürü olarak çalıştı ve Eylül 1895'te Pisidia (Πισιδία :: Isparta)'ya gitti ve burada iki veya üç yıl boyunca kasabanın lisesine müdür olarak atandı.

Bir sonraki hedefi, başlangıçta Ayvalık akademisinde öğretmen olarak çalıştığı memleketi Ayvalık'a dönmekti. 1905-1909 döneminde, daha sonraki yazılarında kullandığı Ayvalık akademisinde müdür olarak görev yaptı. Bu süre zarfında, Rum Ortodoksların ulusal oluşumuna ve siyasi özerkliğine adanmış militan ancak kısa ömürlü bir dernek olan "Ayvalık Siyasi Dernek"inde 1908-1909 döneminde yönetim kurulu üyesi olarak da görev yaptı (Köksal,2015, Köksal.2021 ve Köksal,2023). Ayvalık lisesindeki görev süresi boyunca, önce öğretmen sonra da lise müdürü olarak, programa eklediği; "temel muhasebe" ve "temel tarım bilgisi" gibi uygulamalı dersler karakterize olmuştur. 

Sakkáris ilk kitabı olan Ticari Muhasebe (Λογιστική Εμπορική) adlı kitabını 1903 yılında yazdı. Bu kitap Ayvalık Akademi'sinde okutulmak için hazırlanmış bir muhasebe kitabıydı. 

1909'da görevinden istifa etti ve Ayvalık'tan İzmir'e doğru yola çıktı. Orada şehrin önemli okullarından bazılarında öğretmenlik yaptı. "Özel Kyriakou Gianniki Helenik Alman Lisesi"nde ders verdiği ve o yıl kurulan "Evanjelik Okulu"nda "ticaret dersi" verdiği belgelere dayanmaktadır. Ayrıca bu dönemde, "Homeri Kız Okulu"nda da öğretmen olduğu ileri sürülmektedir.

Daha sonra Kıbrıs'a taşındı ve Eylül 1914'te Lefkoşa'daki Pancyprian Lisesi'ne lise müdürü olarak atandı. 30 Ocak 1915'teki okul kutlamaları sırasında yaptığı konuşma daha sonra Küçük Asya'da Helenizm (Ο Ελληνισμός εν τη Μικρά Ασία) adıyla 22 sayfalık broşür olarak yayımlandı. 

1916'da yine Kıbrıs'ta Amfissa Lisesi'nde öğretmen olarak atandı ve 1919'a kadar, üç yıl burada kaldı. Bu dönem boyunca Rodos Venetokleio Gymnasium'unda lise öğretmeni olarak görev yaptığına dair bilgiler olsa da, bu bilgiler kesin değil. 

Sakkaris, Yunanistan'a yerleştikten sonra, orada kaldığı süre boyunca topladığı materyallere dayanarak, memleketinin tarihi ve dili hakkında bir dizi çalışma yazdı. 1920 yılında Faydalı Kitapları Yayma Derneği tarafından kurulan Milli Yayınlar Komitesi tarafından, şehrinin Rumluğunu vurgulamak ve açık bir şekilde göstermek amacıyla Kidonya Tarihi (Ἱστορία τῶν Κυδωνιῶν) yazmak üzere görevlendirildi. Eğitimde getirdiği yenilikçi çabadan bu kitabında söz etmektedir. Kitabın yazılış gerekçesi ve serinin diğer kitaplarının açıklamasını önceki bir blogumda yazmıştım. Bu blogumda söz ettiğim gibi bu kitap, üzerinden 100 yıllık bir süre geçse ve "tartışmalı" bilgiler içerse de, halen referans alınan bir kaynak durumundadır. (Köksal,2021). 

O tarihten emekli olduğu 1927 yılına kadar muhtemelen Atina'daki çeşitli okullarda lise müdürü olarak görev yaptı. 1927 yılında yine liselerde okutulmak üzere Mantık (Λογική) adında bir kitap yazdı. Bu kitap; 1930 (2.b), 1939 (4.b) ve 1942 yıllarında yeniden basıldı.

Georgios Sakkáris 1942'de Atina'da öldü.

BİBLİYOGRAFYASI

1903
Λογιστική Εμπορική, βιομηχανική, γεωργική και τραπεζιτική.
Muhasebe Ticari, endüstriyel, tarım ve bankacılık

Atina: Typ. Anésti Konstantiníd (Τυπ. Ανέστη Κωνσταντινίδου), 






1915
Ο Ελληνισμός εν τη Μικρά Ασία : Πανηγυρικός απαγγελθείς επί τη εορτή των Τριών Ιεραρχών εν τω Παγκυπρίω Γυμνασίω
Küçük Asya'da Helenizm: Kıbrıs Pankyprío Lisesi'nde Üç Hiyerarşi Bayramı üzerine okumalar

Lefkoşa: Petridou ve Nikolaou (Πετρίδου και Νικολάου), ? cm x ? cm, s.22.
broşür.

1920
Ἱστορία τῶν Κυδωνιῶν
Kidonya Tarihi

Atina: Sýllogos prós diádosin Ofelímon Vivlíon (Σύλλογος πρὸς διάδοσιν Ὠφελίμων Βιβλίων), 21.0 cm x 14.0 cm, s. 263+2.
tarih.




1927
Λογική: πρός χρῆσιν τῶν γυμνασίων καί τῶν ἀντιστοίχων σχολείων τῆς μέσης ἐκπαιδεύσεως, 
Mantık: Liselerin ilgili ortaöğretim okullarının kullanımı için

Atina: D.N.Tzaka, S.D. Eelagramtika & Co (Δ.Ν. Τζάκα, Σ.Δ. Eλαγραμμάτικα & Σία), ? cm x ? cm. s.?.
ders kitabı.




----
KAYNAKÇA

Köksal, H.K. (2023).
    son erişim tarihi: 22.12.2023.

Köksal, H.K. (2021).
    son erişim tarihi: 22.12.2023.

Köksal, H.K. (2015).
    son erişim tarihi: 22.12.2023.

Sakkáris, G. (1903).
    Λογιστική Εμπορική, βιομηχανική, γεωργική και τραπεζιτική, Τυπ. Ανέστη Κωνσταντινίδου, Atina.

Sakkáris, G. (1915).
    Ο Ελληνισμός εν τη Μικρά Ασία : Πανηγυρικός απαγγελθείς επί τη εορτή των Τριών Ιεραρχών
    εν τω Παγκυπρίω Γυμνασίω, Τύποις "Λευκωσίας¨ Πετρίδου και Νικολάου, Lefkoşa.

Sakkáris, G. (1920).
    Ἱστορία τῶν Κυδωνιῶν (1.b) , Atina: Sýllogos prós diádosin Ofelímon Vivlíon (Σύλλογος πρὸς
    διάδοσιν Ὠφελίμων Βιβλίων), 21.0 cm x 14.0 cm, s. 263+2.

Sakkáris, G. (1927).
    Λογική : πρός χρῆσιν τῶν γυμνασίων καί τῶν ἀντιστοίχων σχολείων τῆς μέσης                        
   ἐκπαιδεύσεως, Εκδοτικός Οίκος Δ. Ν. Τζάκα, Σ. Δ. Δελαγραμμάτικα & Σία., Atina. 


5 Temmuz 2026 Pazar

AYVALIKLI SANATÇI ve DÜŞÜNÜRLER: Efstratios Petrou Kydonievs (Ευστράτιος Πέτρου ο Κυδωνιεύς)

Efstratios Petrou Kydonievs (Ευστράτιος Πέτρου ο Κυδωνιεύς), Helen eğitimciydi.

Efstratios, 1782 yılında Ayvalık'ta doğdu. Baba adı Petros (Πέτρος), anne adı Myrsini (Μυρσίνη)'ydi. Büyük olasılıkla, soyadından yola çıkarak ilk Ayvalık [1] sakinleriydi ve zengindiler (Köksal,2021 ve Köksal,2023)

1812'den Haziran 1821'e kadar Ayvalık Akademisi (Ακαδημία Κυδωνιών)'nde eğitimci olarak görev yaptı (Köksal,2015). Orada Yunanca gramer ve antik Yunan dilinin unsurları üzerine dersler verdi. İdeolojik olarak Veniamin Lesvios (Βενιαμίν Λέσβιος) [2] ve Kahire'den etkilenerek, "zamanın" liberal çevrelerinde yer alıyordu. 

Haziran 1821 tarihleri arasında gelişen olaylar sonrasında Ayvalık boşaltıldı ve o, önce Psara (Ψαρά)'ya, oradan da Andros (Άνδρο)'a kaçtı ve oradan da Tino (Τήνο)'ya ulaştı. Tino'da bir okul kurdu ve 1824'ten 1841'e kadar okulun müdürü ve Yunanca öğretmenliği yaptı. 

Kapodistrian karşıtı inançları daha sonra daha da güçlendi ve Eylül 1832'nin başında Tinos Evangelistria Kilisesi Komiserleri ve Okul Müfettişleri, Petros'un siyasi inançlarına karşı çıkarak onu istifaya zorladı. Tinos Rum Okulu öğrencileri, ebeveynleri ve velileriyle birlikte okula gitmekten kaçınarak ve ihraç edilen öğretmenlerinden evde ders alarak bu değişikliği protesto etti.

1841 yazında yaşlılık ve hastalık nedeniyle okul hizmetinden ayrıldı ve Yunan devletinden ayda 100 drahmi emekli maaşı ve Evangelistria kilisesinden de 50 drahmi yardım alarak yaşlılığını yaşadı.

27 Mart 1843 tarihinde Tino'da öldü.

----
DİPNOTLAR
[1]  Ben yıllarca karşı çıksam da, Ayvalık'ın XVIII. yüzyıldaki adının "Kidonya" olduğunu yazan bir belgenin çevirisini yapmış ve yayımlamıştım. Yıllar sonra bir başka makalemde bu belgeyi yeniden ele almış ve başka belgelerle kıyaslama yaparak, Ayvalık "kent merkezine" dair yeni açılımlar yapmıştım. 

Tartışmaya açtığım bu görüş, Türkçe Ayvalık araştırması yapanlarca "itibar edilmemiş", yazıya -yani "kent merkezi" yazısına- yanıt "Yunanistanlı" bir tarih öğretmeninden gelmişti.

[2] Veniamin Lesvios, 1759 ya da 1762'de Midilli, Plomari kasabasında doğdu. 1824 yılında Mora Yarımadası, Nafplion kentinde öldü. Vaftiz adı Basile (Βασίλειος) olan Veniamin'in, babası Ioannis Georgandis veya Square (Ιωάννης Γεωργαντής ή Καρρέ) , annesi ise Amyrissa (Αμύρισσα)'dır.

----
KAYNAKÇA

Köksal, H.K. (2015).
    son erişim tarihi: 20.12.2023

Köksal, H.K. (2021).
    son erişim tarihi: 20.12.2023

Köksal, H.K. (2023).
    son erişim tarihi: 20.12.2023


10 Ekim 2023 Salı

AIOLIKOS ASTIR DERGİSİ'nin İLK SAYISI (1 Ekim 1911)

Ayvalık "kültür yaşamında" yeni bir aşama olan, "Aiolikis Astir Onbeş Günlük Aile Dergisi" (Αιολικος Αστηρ Δεκαπενθημερον Οικογεν[εια] Περιοδικον), ilk olarak 1 Ekim 1911 tarihinde yayın hayatına başladı. 1914 yılına kadar bir edebiyat dergisi olarak hizmet veren derginin sahipleri; Charal. G. Vafeiadis (Χαραλ. Γ. Βαφειαδης) ve Dim. I. Psomopoulos (Δημ. Η. Ψωμοπουλος) idi. Dergi, V.K. Vasileiadis (Β.Κ. Βασιλειαδης) yönetiminde çalıştı ve Büyük Agora (Bedesten)'de hizmet veren "Ilios" (Τυπογραφειο Ο Ηλιος) matbaasında, "tipo" olarak basıldı.

(resim.01) "Aiolikis Astir" dergisinin 1. sayısı kapağı.
(kaynak: Yunanistan Millî Kütüphanesi 
(Εθνική Βιβλιοθήκη))
Derginin kapağında "içindekiler" bölümü bulunmaktaydı. Buradaki bilgilere göre: 
İÇİNDEKILER
Aeolian Yıldızına (şiir)
Programımız
Yunan Komedisi
Haç Bayramı
Mezun olan öğrencilere hitaben
Kara Kalp (Kısa Öykü)
Kidonya Hayatı
Alegori (şiir)
Okul Yarışları
Nehrin Sembolizmi
Dağınık Kelimeler
oluşan ilk sayı 1 Ekim 1911 tarihinde yayın hayatına başladı [1].

"Aiolikis Astir" dergisinin 2.sayfasında fiyatı hakkında bilgi bulunmaktaydı. Bu bilgilere göre, koleksiyonda yer alan 60. sayıya kadar fiyatı 2 1/2 Mecidiye (Μετζιδιέ) olan dergi, yurtiçinde ve Girit'te sayısı 3 mecidiyeye, yurtdışı ise yıllık 15 mecidiyeye satılmaktaydı [2]. Daha sonra, "Öğrenciler için, Kydonia'daki "Aiolikis Astir" yıllık aboneliği 1 3/4, eyalette ise 2 1/4 mecidiyeye düşürüldü.[3].

(resim.02) "Aiolikis Astir" dergisinin 2. sayısı kapağı.
(kaynak: Yunanistan Millî Kütüphanesi 
(Εθνική Βιβλιοθήκη))
"Aiolikis Astir"in bu reklam sayfasında, "Epiridonos D. Aoanasoula Kağıt & Sigara Kağıdı Fabrikası" ile "sanatsal baskı" (καλλιτεχνικη εκτυπωσις) yapan "Güneş Matbaası" (Τυπογραφειο Ο Ηλiοσ) firmaları bulunmaktaydı. "Güneş Matbaası" ilgili reklam ayrıntısına göre Ayvalık'ta: "antetli kağıtlar, zarflar, hesap tabloları, senetler, kopyalamalar, kartvizitler, düğün, nişan, vaftiz ve cenaze davetiyeleri , anma ilanları, kitaplar, takvimler, dergiler, gazeteler" de basmaktaydı (resim.02).

"Aiolikis Astir"in yayın programı, ilk nüshasında  "Programımız" (Το Προγραμμα μας) başlığı altında, 3. sayfasında okura bildiriyordu. Buna göre:
"YAYIN İLKELERİMİZ
'Aiolikis Astir'i yayınlamak gibi ağır bir görevi üstlenerek, öncelikle akademisyenlerimizin dil bilgilerine [dil becerilerine] güvendik ve gelen yazıları görünce, en azından çabamızın boşa gitmediğine ve umutlarımızın boşa çıkmamasından mutluluk duyduk. Kuşkusuz [bütün bunlar] bizi, vücudun beslenmesi için ekmek yemek gibi ana karnında bir dergi yayınlamanın, manevi ihtiyacı olarak olarak kabul edildiğine ikna etti.

'Aiolikis Astir!, çeşitli ilgi çekici ve yararlı malzemesi nedeniyle, aileler için gerekli bir süreli yayın haline gelecek, onu her geçen her gün geliştirecek, tanıtacak ve zirvedeki ansiklopedik yayınlar gibi [Ayvalık] sakinlerinin en yüksek manevi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışacaktır.

Ancak 'Aiolikis Astir', bu şekilde yoluna devam etmek istemiyor çünkü [bu dergi]; okuyucu veya seçkinlerimizin çok asil, değerli ve düzenli işbirliği mektuplarını profesyonelce ele alan herkesin konusu olarak kabul ediliyor. Lise [Ayvalık Akademisi] müdürü sayın I. Ólnmpíon (I. Όλνμπίον), sayın profesörler ve başka yerlerde bulunan çeşitli bilim adamlarının yanı sıra, çalışmalarını yayımlayan önde gelen yazarlar, şüphesiz ki, materyal çeşitliliği sayesinde, zamanla birlikte Aiolikis Astir' haline gelecektir. Gerçekten de [bu kişiler] yıldızlar gibi görünüyorlar, genel olarak bu felsefi ve kutsanmış [bu] eğitim ve öğretimi, üslup konusunda başarılı buluyor, bu manevi ışığı herkese yayıyorlar..

Aiolikis Astir!ın dili, günümüzde meseleyi tamamen gündeme getiren diyalektik aşırılıklardan ve raydan çıkmalardan kaçınmaktadır. Son olarak, dilin esnek yapıya tabi olmadığı anlaşılmalıdır, çünkü istediği zaman yapaylık altında çeşitli şekillere bürünebilir -bu ne kadar büyük olursa olsun- ancak, yalnızca çok sayıda sıradan elin hareket ettirip verebileceği dev bir küredir. [Özellikle] "AEOLIAN AETEPOE" başlığı altında, gerçek [Helence] saf dil ve halkımızın hastalıklı olarak değil sağlıklı şekilde yaratığı halk söylemleri, kısa öyküler ve lirik şiirler ile yaşatılacaktır.

Programımızı genel bir biçimde incelerken, projemize hayırlı bir işaretle selamlayan ve yönetimimiz hakkında olumlu değerlendirmeler yazan Smyrnaiko [İzmir] ve Mytilinaiko [Midilli] basınına da içten teşekkürlerimizi ifade etmeyi görevimiz olarak görüyoruz.
YÖNETİM [4].

4 ve 5. sayfalarda, Vas. Vasileiádi (Βασ. Βασιλειάδη) imzası ile "Yunan komedisi ve trajedisinin doğuşu ve gelişimi" hakkında bilgi veriliyor; 6 ve 7. sayfalarda ise, Vassiliado (Βασιλειάδο)'nun, o gün için yeni bir çalışmasından alıntı yapılarak: "KYDONYA'DA HAÇ FESTİVALİ" (H ΕΟΡΤΗ ΤΟΥ ΣΤΑΥΡΟΥ ΕΝ ΚΥΔΩΝΙΑΙΣ) başlıklı yazı yayımlanıyordu. 

Bu yazı dizisi Ayvalık hakkında bilgiler veriyor, bir diğer özelliği de, Arundell'e göre 1821 olayları sırasında "artık taş yığınlarından ibaret olan, duvarlarının yüksekliği yalnızca beş ila altı feet" kalan Ayvalık Akademisi'ne ait ve çok sık karşılaşmadığımız bir fotoğrafın okurla paylaşılması idi (resim.03) ve (Köksal,2023).

(resim.03) "Ayvalık Akademisi".
(kaynak: 
"Aiolikis Astir" Dergisi 1. sayı sf. 6)

(resim.04) "Ayvalık Merkezi".
(kaynak: 
"Aiolikis Astir" 1. sayı sf. 12)
Yazıya göre: "Kutsal Haç'ın Yüceltilmesi Bayramı" her yıl 14 Eylül'de Ayvalık (Kydonia)'ta kutlanmaktaydı. Yine bu yazıya göre: "Yıllardır kurulan bu yararlı "pazar"ın gelirleri yerel okullara tahsis ediliyor. Saygın beylerden oluşan bir komite, zaman zaman çeşitli nesnelerin toplanmasını üstleniyor, böylece soylu bağışçılar, malları gönüllü olarak fayda için elden çıkarır. Bu koleksiyon, kamusal amaçlı olan ve bu nedenle bir kısmı zanaatkarlar tarafından ve bir kısmı da genç hanımların elleriyle yapılan çeşitli nesnelerden oluşur. Hangi fiyata olursa olsun, gerçek fiyatının kat kat üstünde bir fiyatla satılır." (Aiolikis Astir,1911:6)

9-11. sayfalarda Vason Alistrati (Βασον Αλιστρατου) tarafından yazılan "Kara Kalp" (Η Μαυρη Καρδια) adlı kısa öykü yer almıştır. 

12-13. sayfalarda Kazanis (Καζανης) tarafından çekilmiş genel Ayvalık görünümü yer almaktadır. Bu resmin ilginç olan yanı Ayvalık "yer değirmenlerini" şehir merkezinden resmetmesidir. Bu fotoğraf eşliğinde "Kydonia'nın Doğu Hali : Kydonia Hayatı" (Ανατολικη Ανοψις Κυδωνιων : Κυδωνιατικη Ζωη) adlı makale yer alır (resim.04)  ve (resim.05).

(resim.05) "Ayvalık Merkezi"
(kaynak: 
"Aiolikis Astir" 1. sayı sf. 12)
Sayfa 14 ve 15 de "Anılardaki okul yarışmaları" (Σχολικοı αγωνες εν μνημοσυνον) adlı makale yer almaktadır. 16. sayfada ise "Dağınık Kelimeler" (Σκορπια λογια) adlı yazı yer almaktaydı.

Son kapak içinde reklamları ile de "Aiolikis Astir" 1. sayısı tamamlanmaktadır (resim.06).

(resim.06) "Aiolikis Astir" son reklam sayfası
(kaynak: 
"Aiolikis Astir" Dergisi 1. sayı sf.17)

Kıbrıs Üniversitesi Kütüphanesi (Βιβλιοθήκη Πανεπιστημίου Κύπρου) dijital arşivinden "pdf" formatında edindiğim ve Ayvalık Bibliyografyası'na 01634/01892 numara ile kayıtlanan derginin 23 nüshasının kopyaları bulunmaktadır [5].

---

DİPNOTLAR
[1] "İçindeki"lerin Helencesi şöyledir:
ΠΕΡΙΕΧΟΜΕΝΑ
    Σ'τον Αιολικον Αστερα (ποιησις) Στνλ. Σπεραντσα
    Το Προγραμμα μας
    Η Κωμωδια μας Ελλησι Βασ. Βασιλειαδον
    Η Εορτη του Σταυρου
    Προσφωνησις προς τους τελειοφοιτους Ιωανν. Ολνμπιον (Γυμνασιαρχον)
    Η Μαυρη Καρδια (Διηγγμα) Βασον Αλιστρατου
    Κυδωνιατικη Ζωη
    Αλληγορια (Ποιημα) Μαρινου Κουτουβαλη
    Σχολικοι Αγωνες
    Ο Συμβολισμος της Ροιας Ανδρ. Γερωλυμον
    Σκορπια λογια

[2Osmanlı lirası, Osmanlı İmparatorluğu'nda 1844'ten 1 Kasım 1922'ye kadar kullanmış resmî paradır. Saltanatın kaldırılmasından sonra Türkiye'de 23 Ekim 1923'e kadar kullanıldı. Lira ana paraydı, mecidiye, kuruş ve para alt birimleriydi. 

1 lira = 5 mecidiye = 100 kuruş = 4.000 para idi.

[3] Abonelik bedelinin Helencesi şöyledir:
Διά τούς μαθητάς υποβιβάζεται ή ετησία συνδρομή τού «ΑίολικοΟ Αστέρος» έν Κυδωνίαις μέν εις μετζήτια 1 3/4 έν τω κράτει δέ εις μετζήτια 2 1/4.

[4] Yazının Helencesi şöyledir:
ΤΟ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑ ΜΑΣ 
Άναλαβόντες το βαρύ έργον της εκδόσεως τον "Αιολικού Αστέρος" πρωτίστως εβασίσθημεν έπϊ της φιλομουσίας των καθ' ημάς λογίων, χαίρομεν δε μη διαψευσθέντες των ελπίδων μας αi προς εκδοσιν ενθαρρύνσεις έντεϋ θεν τε και άλλαχόθεν την ελαχίστην ημών άμφιβολίαν διαλύσαντες κατέπεισαν ήμας οτι ή εκδοσις Περιοδικού έν τη ήμετέρα πολει θεωρείται γενικώς ώς επείγουσα πνευματική ανάγκη, οία ή του άρτου 

Ό "Αιολικός Αστήρ" δια της ποικίλης και τερπνής συν τω ώφελίμω ύλης του θέλει καταστή άπαραίτητον δια τάς οικογενείας Περιοδιχον, βελτιονμενον και προαγόμενον οσημέραι θέλομεν δε προσπαθεί οπως τα εν αντώ έγκνκλοπαιδικής χροιάς δημοσιεύματα ίκανοποιώσι τάς ύψηλοτέρας πνενματικάς άνάγκας τών πλησίον, οϊτινες και άναγινώσκονσι καϊ δύνανται να διδαχθώσιν, ονχι δε ώρισμένης επιστημονικού κύκλον τάξεως αναγνωστών, οΐτινες αναμφιβόλως άποτελοϋσιν ελαχίστην μειονότητα.

Άλλα τό τοιούτον ουδαμώς θέλει παρακωλύει οπως ô "Αιολικός 'Αστήρ" θεωρήται ύπο πάντων τών θεραπευόντων επαγγελματικώς τα Γράμματα περιζήτητον ανάγνωσμα ή πρόφρων και λίαν ευγενής πολύτιμος δε τακτική συνεργασία τοϋ διακεκριμένου Γυμνασιάρχον μας κ. I. Όλνμπίον, τών κ. κ. Καθηγητών και αί αλλοθεν ανμβολαί διαπρεπώνεν Γράμμασι μνστών δηλωσάντων σννεργασίαν ώς και διαφόρων λογίων, άναμφηρίστως θα καταστήσωσι δια της ποικιλίας της ϋλης τον "Αίολικον Αστέρα,, συν τω χρόνω όντως ΑΣΤΕΡΑ φαεινον διαχέοντα το μελιχρον αύτοϋ πνευματικόν φώς προς πάντα εν γένει ευδοκουντα να ενατένιση αυτόν φιλόμουσον, εύμοιροϋντα και παιδεύσεως ετι στοιχειώδονς άλλα και εφέσεως προς μάθησιν.

Ήγλώσσα τοϋ "Αιολικού Αστέρος,, τήν χρνσήν μεσότητα θηρεύουσα θέλει αποφεύγει τάς διαλεκτικάς ϋπερβασίας και έκτροχιάσεις αΐτινες επί τών ημερών μας άνήγαγον ολως άτόπως εις περιωπήν το ζήτημα. Δέον τέλος να κατανοηθή οτι ή γλώσσα δεν τυγχάνει έλαστικον παίγνιον, οπερ κατά βούληοιν δύναται να προσλάβη διάφορα σχήματα ύπο τεχνίτου - οσον και αν έξοχος ούτος τυγχάνη — άλλα γιγαντιαία σφαίρα ην μόνον μυριάδες χειρών λαϊκών δύνανται να μετακινήσωσι και προσδώσωσιν ώθησιν καί ζωήν έφ' ώ αi στήλαι τοϋ "ΑΙΟΛΙΚΟΥ ΑΕΤΕΠΟΕ,, δεν θέλουσιν άποκλείει τήν γνησίαν αμιγή γλώσσαν ουχί νοσηρόν τι νεόπλασμα, άλλα το υγιές πλάσμα τοϋ λαοϋ μας, τήν δημοτικήν δήλον οτι, εν τή Διηγηματογραφία καϊ τή Λυρική Ποιήσει.

Περαίνοντες το έν γενικωτάταις γραμμαΐς Πρόγραμμα ημών, καθήκον έπιβαλλόμενον θεωροϋμεν οπως έκφράσωμεν τάς θερμάς ημών ευχαριστίας προς τον Σμυρναϊκον και Μυτιληναϊκον τύπον, οστις ομοφώνως έχαιρέτισεν ώς εύοίωνον σημεΐον το έργον ημών εύαρεατηθεϊς οπως πρόσθεση λίαν ευμενείς κρίσεις περί τής Διευθύνσεως αύτοϋ. 

Η ΔΙΕΥΘΥΝΣΙΣ

[5] "Aiolikis Astir" koleksiyonu, lekythos.library.ucy.ac.cy/handle/10797/22952 adresinden indirilebilir. Elimdeki koleksiyonda bulunan nüshalar ve tarihleri şöyledir:
Sayı 01        01 Ekim 1911
Sayı 02        15 Ekim 1911
Sayı 03        01 Kasım 1911
Sayı 04        15 Kasım1911
Sayı 05        01 Aralık 1911
Sayı 08        15 Ocak 1912
Sayı 09        01 Şubat 1912
Sayı 10        15 Şubat 1912
Sayı 11        01 Mart 1912
Sayı 12        15 Mart 1912
Sayı 13        01 Nisan 1912
Sayı 14        15 Nisan 1912
Sayı 15        01 Mayıs 1912
Sayı 16        15 Mayıs 1912
Sayı 19-20   01-15 Temmuz 1912
Sayı 22        15 Ağustos 1912
Sayı 23        01 Eylül 1912
Sayı 42        15 Haziran 1913
Sayı 44-45    01 Ağustos 1913
Sayı 46        15 Ağustos 1913
Sayı 54-55   15 Aralık 1913-01 Ocak 1914
Sayı 58        15 Şubat 1914
Sayı 60        15 Mayıs 1914

---
KAYNAKÇA

Köksal, H.K. (2023).
ARUNDELL'in AYVALIK'ta GEÇİRDİĞİ 3 GÜN: 5-7 Haziran 1834,  son erişim tarihi: 7 Ekim 2023, cumartesi.

29 Eylül 2022 Perşembe

AMBROISE FIRMIN-DIDOT'nun AYVALIK'ta GEÇİRDİĞİ İKİ AY (1817)

Robert Henry Sommer tarafından 1922'de
çizilen Ambroise Firmin-Didot'nun portresi
(Hubbard,1921:40) 
GİRİŞ
Bir süredir, bir kısmının Türkçe çevirisi ilk kez benim tarafımdan yapılan, XVII-XX. yüzyıllar arasındaki değişik tarihlerde Ayvalık'a gelmiş kişilerin, "şehir gözlemlerini" okurla buluşturmaya çalışmaktayım. İtiraf etmeliyim ki; bu çabamın ana gayesi: "altına girdiğim bu muazzam yükü" benimle paylaşacak araştırmacılar ile temas sağlayabilmekti. Umudumu yitirmesem de bu, bugüne kadar mümkün olmadı. 

Bugün ele alacağım kişi; büyük olasılıkla 6 Nisan 1817 tarihini de içeren yaklaşık iki ay boyunca Ayvalık'ta yaşamış, Akademi binasında konaklamış ve şehre dair farklı konularda yaptığı gözlemlerini, Paris'e döndükten sonra 1821 yılında, "Notes d'un voyage" adıyla yayımlamış olan Ambroise Firmin-Didot olacaktır.

Daha önceki bloglarımdan farklı olarak bu blogda, eserin tümünü vermek yerine başlıklar haline getirdiğim bölümlerin tercümelerini sunmaya çalışacağım. Umarım bu yöntemle okuru daha az yormuş olurum. Önce, tanımayanlar için Firmin-Didot ve eseri "Notes d'un voyage" hakkında özet bilgi vererek yazımıza başlayalım.

AMBROISE FIRMIN-DIDOT VE 
NOTES D'UN VOYAGE ADLI ESERİ HAKKINDA KISA BİLGİLER
Ambroise Firmin-Didot, 18. yüzyıldan itibaren, Paris'te faaliyet göstermiş seçkin bir matbaacı, yayıncı, kitapçı ailesinin çocuğu olarak 1790'da Paris'te doğdu.

1808 yılında Adamántios Koraïs (Αδαμάντιος Κοραής) ile tanıştı ve ondan antik ve çağdaş Yunanca dersleri aldı. Daha sonra Ayvalık Akademisi'nde iki ay öğrenim gördü ve İstanbul'daki Fransız Büyükelçiliği'nde ateşe olarak diplomatik kariyerine başladı. İnceleyeceğimiz eserde vurguladığı gibi bu görevi, onun seyahatlerini çok kolaylaştırdı: 
"... Bay Dük Richelieu bana Konstantinopolis Büyükelçiliği'nde çalışma onurunu bahşetmişti, bu da ... seyahat ederken ferman ve gerekli desteği almamı kolaylaştırdı..." (Didot,1821:9). 

24 Mart 1816 tarihinden başlayarak, yaklaşık bir yıl boyunca Yunanistan, Ege adaları, Batı Anadolu, Mısır, Filistin, Lübnan ve Kıbrıs'ı içeren uzun bir seyahat gerçekleştirdi. Bu seyahati sırasında tuttuğu notları, "Notes d'un voyage fait dans le Levant en 1816 et 1817" adıyla 1821 yılında Paris'te yayımladı. Kitap, ticari bir girişim olarak tasarlanmadığı için az sayıda kopyalandı ve sadece bir baskı yaptı. Kitabın son sayfasında "FIN DE LA PREMIÈRE PARTI DES NOTES (notların ilk bölümünün sonu)" yazılmasına karşın, ikinci cilt yayımlanmadı. 

Firmin-Didot, Yunan dili ve kültüründen çok etkilendi. Ölümüne kadar bir filhelenist (φίλοςΈλλην:: Yunanperver) olarak yaşadı. Yunanistan devletinin kuruluşu mücadelesini destekledi ve 1824'te Comité philhellène (Yunanperver Komitesi)'nin Paris'deki kurucu üyelerinden biri oldu. 1827'de kardeşi Hyacinthe Firmin-Didot ile birlikte yayınevini yönetimini devraldı. 22 Şubat 1876'da Paris'de öldü. 

FIRMAN-DIDOT AYVALIK'ta
Didot 1816-1817 yılları arasındaki birkaç ayı Ayvalık'ta geçirdi. Burada Ayvalık Akademisi'nde derslere devam etti ve anlaşıldığı kadarıyla iki ayı aşan bu süre zarfında, Akademi binasında konakladı. Akademide, "aydınlanmacı ve ihtilalci fikirleri" sonuna kadar destekledi, "gündelik Yunanca'nın terk edilip antik Yunancaya dönüş" hareketinin ateşli savunucularından biri oldu. Hatta kitabında yazdığına göre bu yönelişin öncüsü oldu: 
"... Ricam üzerine, bu küçük eğitimli genç Yunanlılar kolonisi, kolej sınırları içindeki konuşmalarında, Dêmosthénês ve Platon'un dilini yaşatmak için gündelik Yunancayı terk etme sözü verdiler. ..." (Didot,1821:385). 

Bu konuda öğrenciler tarafından yayımlanan bildiriye, "Anaharsis" (Αναχαρσις) mahlasıyla imza koydu (Didot,1821:386; Cihangir,2020:432).

Firman-Didot ve Ayvalık Akademisi'ndeki arkadaşlarının okul sınırları içinde
"antik Yunanca" konuşacaklarını beyan ederek yeni "antik" adlarını da
belirterek imzaladıkları bildiri. (Didot,1821:385)

Akademinin mimari yapısını, eğitim sistemini ve öğrencilerinin gündelik hayatını kendi gözlemleri ile çok detaylı şekilde yazdı. Ayrıca, Akademi öğretmenlerinden Theophilos Kairis ile geçirdiği zamanlara dair tuttuğu notlar sayesinde, Ayvalık'ın 19. yüzyıldaki gündelik yaşamına dair çok değerli detay bilgiler öğrenmemizi sağladı. Bu eseriyle Didot; Akademi merkezli bilgilerden kaynaklı olsa gerek, Karaosmanoğlu "hanedanlığı" ile "voyvoda" Ioannes Demetrakellis-Oikonomos (Ιωάννης Δημητρακέλλης-Οικονόμος) hakkında, çok detaylı bilgiler edinmemizi sağlamıştır.

Didot'nun bu eserindeki Ayvalık ile ilgili satırlarından; bugüne kadar "gün ışığına çıkmamış" birçok bilgi öğrenmekteyiz. Bu bilgiler içinde en heyecan verici olanlarından biri, Ayvalık'lı kadınların 19.yüzyıldaki gündelik yaşamlarına dair satırlarda geçmektedir. Diğer heyecan verici bilgi ise, "Paskalya bayramında Ayvalık meydanında düzenlenen ve 3 gün süren yağlı güreş müsabakaları" hakkında yazdıklarıdır. Ayrıca, 1817 yılının Ayvalık'ında, pişirilen yemeklerde "patates kullanılmaması/patatesin bilinmemesi" de oldukça ilginç bir detay olarak notlarda yer almıştır.

ESERDE ELE ALINAN KONULAR

1. KİDONYA'nın KURULUŞU 
Firman-Didot, kesin tarihini belirtmediği bir günde: "Midilli'den, eskiden Hecatonissa [denilen], şimdi Mosconissi ... olarak adlandırılan adaların arkasında yer alan Asya kıtasında[ki] Kidonya'ya doğru yola" çıkar. Ve şehre yaklaşınca, burada kurulan antik şehri şöyle anlatır: "... Plinius'un sözünü ettiği Kidonya antik kenti, bu adalardan birinin üzerine kurulmuş idi; ama daha sonra sakinleri korsan saldırılarından korunmak amacıyla, yakınlarındaki ana kıtaya yerleşti. Antik kentin; şimdiki Kidonya kentine bakan adada, kendilerini Türk ve korsan saldırılarından daha iyi koruyabilmek için, Yunanlılar tarafından daraltılan, sadece küçük teknelerin güçlükle geçebilecekleri kadar olan geçidin yakınında yer aldığı tahmin edilmektedir. Kıyı boyunca; büyük taşlardan yapılmış temeller görülen ve çevrede, çok miktarda  ince ve hafif kilden mükemmel bir işçilikle yapılmış çini ve çanak çömlek kırıntılarıyla karşılaşılır. ..." (Didot,1821:374).

Ardından, adada bir "mezar taşı yığını" ile karşılaşır bunları okumaya çalışır:"... AΡTEMIΣIA AΡTEMΙΔOPΟΙ ΧΑΙΡΕ,..." (SELAM ARTEMISIA ARTEMIDOPO) (Didot,1821:375). Didot, şehrin adının anlamı üzerine ise şunları söyler: 
"Türkler, Yunanca Kidonya adını kendi dillerinde Yunanca'daki Kidonia ile aynı anlama gelen Aivali olarak çevirdiler. Bu iki kelime ayva ağacının meyvesi olan ayvayı belirtmek için kullanılır." (Didot,1821:376).

Ardından köyün kuruluşu ve gelişimi üzerine genel Helen tarih yazımında kullanılan, rahip Demetraklis-Oikonomos ve özerklik konusuna değindikten sonra şehrin ilk sakinleri hakkında bilgiler vermeye başlar. 

Didot'ya göre şehrin ilk sakinleri: 
"... O andan itibaren nüfus sanki büyülü [bir biçimde] arttı, kendilerini Yunanistan'da mutsuz ve ezilmiş [halde] bulanların hepsi peş peşe buraya sığınmak için geldiler. Türk hükümeti şimdiye kadar zenginliği göz ardı etmiş gibi göründüğü için Kidonya'da daha seyrek bulunuyor ve şehrin nüfusu büyük ölçüde Lakedaimonlular'dan [hkk.- (Λακεδαιμόνιοι) Mora Yarımadası'nın güneydoğusunda bulunan Lakonya bölgesinin Dor kökenli halkı, Spartalılar (Σπάρτα)] ve Mora sakinlerinden oluşuyor." (Didot,1821:376).

2. ANADOLU İÇLERİNE DEVAM EDEN GÖÇLER KONUSU:
Didot'ya göre Ayvalık'ın "şu anda en az 15.000 nüfusu olabilir" şehir yeterince dolmuştur ancak, kıta Avrupası'ndan verimli Anadolu havzasına, örneğin Bergama'ya doğru halen göç devam etmektedir:
"Bu mutlu Rum şehrinde kaldığım günlerin birinde, bir akşam, Theophilus'un evinin penceresinden, asil yüzlü ve seçkin bir genç adam tarafından yönetilen yeni bir Makedon kolonisinin karaya çıktığını gördüm. Karaya atladı, elinde tüfek ve arkasında tabanca [vardı], onu tutuklamak isteseler hayatını pahalıya satmaya kararlıydı. Theophile ile birlikte, yeni topraklara adım atan bu talihsiz göçmenleri görmeye gittik; kısa süre önce terk ettikleri evlerini düşünerek ağlıyorlardı ve sonra bu genç liderin ağlayan kadınları ve çocukları teselli ettiğini ve onlara şöyle dediğini duyduk: Τι κλαίετε; εδώ θα αποθανομεν εδώ η πατρις (Neden ağlıyorsunuz? Ölmemiz gereken yer [artık] burası; burası bizim vatanımız); ve onlara bir sığınak olacağını umdukları Bergama dağlarını gösterdi. Bu dokunaklı sahne bana Horace'ın Teucer'in yol arkadaşlarını bu şekilde teselli ettiği dizelerini hatırlattı:

Böylece üzgün arkadaşlarla ilgilenir:
Ataların daha şansı bizi nereye götürürse
Biz gideceğiz ey yoldaşlar;
Rehberliğin ve koruman altında ümitsizliğe kapılacak bir şey yok.
Oh, cesur olanlar daha kötü acı çekti
Erkekler genellikle benimle idi ama şimdi şarabı önemsiyorsun.

Gemiden erzaklarının kalan kırıntılarını çıkardıklarını gördük; kıyıya oturdular, ve tulumlar içindeki şarabı içerken talihsizliklerinin bir kısmını unuttular. Kidonya şehri genelinde bu koloninin gelişi hakkında konuşulmaya başlandı ve özellikle genç liderin hikayesinden ilham alınarak geliştirilen [söylence] genel olarak [oluşan] ilgiyi iki katına çıkardı."(Didot,1821:377-378).

Didot bu girişten sonra, yeni gelen bu kafilenin "asil yüzlü ve seçkin ... genç" lideri hakkında şehirde dolaşmaya başlayan söylenceyi anlatmaya koyulur:
"... Makedonyalı bir Paşa'nın gözdesi haline gelen bu genç Rum, aşırı vergilerden dolayı, tüm Türkiye gibi umutsuzluğa düşen [ve] nüfusunun fakirliği her geçen gün artan bir köyde doğmuştu. Sonunda, bir yıllık kıtlıktan sonra, bu köyün sakinleri haraçlarını kesinlikle ödeyemez hale geldiler. Paşa; şiddetli ve tekrarlanan emirlerine rağmen [vergileri ödenmesini] sağlayamadığı için, onları döverek ve hatta idam ederek ödeme yapmaya zorlamak için tam yetkiye sahip bu genci gönderdi; böylece, kaçamamaları için orada yaşayanları başka diyarlara sürgün edecekti. Doğduğu fakir köye [geri] dönen bu genç gözde, yurttaşlarının düştüğü sefil duruma çok üzüldü ve cömert kalbi, çocukluğunun talihsiz arkadaşlarına karşı işkence yapmayı reddetti. Ancak, emirlerini yerine getirmeden efendisine geri dönmeyi de göze alamazdı. Bu şaşkınlık içinde, yalnızca onun şefkatini dinleyerek ve paşanın iyiliğini ve yanan bir servetin tüm umutlarını feda ederek, arkadaşlarını topladı ve onlara dedi ki: «Bu barbar memlekette neden daha fazla kalalım? Kaçın arkadaşlar; başınızda ben yürüyeceğim; gidelim Kara Osman Oğlu'na (1); belki daha mutlu günlerde tekrar evlerimizi görürüz.» Hep birlikte yola çıktılar ve bu talihsiz koloniyi taşıyan üç büyük kayıkla geldiler. Kadınlar ve çocuklar içler acısı durumdaydı ve her yerde yalnızca ağıtlar duyuluyordu. Geceyi şehrin sokaklarında geçirdiler ve sabah Bergama'ya doğru yolculuklarına devam ettiler." (Didot,1821:378-379).

Didot yukarıdaki olayı anlattığı bölümde, "bölgenin ayanı" Karaosmanoğlu'nun mülkünün büyüklüğünü ve ilerde yaşayacağı akıbeti, buraya koyduğu bir dipnot ile okuruna şöyle anlatır:
"(1) Kara Osman Oglou ailesi tarafından yönetilen sayısız ve muazzam mülkler, Eolya'nın tamamını, Iyonya'nın çoğunu ve her iki Misya'yı da işgal ediyordu. Egemenlikleri altında Yunanlılar, Türklerle aynı haklara sahipti ve sadece topraklarını ekenlerden yüzdesini talep ediyordu. Ne yazık ki, döndükten kısa bir süre sonra bu ailenin, Babıali'nin uzun süredir onlar için kurduğu pusuya yenik düştüğünü öğrendim." (Didot,1821:379).

3. AYVALIK AKADEMİSİ'nin EĞİTİMİ, MİMARİSİ ve DİSİPLİNİ
Didot Ayvalık'ın tüm bölgede tanınmasını, yaklaşık 2 ay içinde yaşadığı akademiden kaynaklı olduğunu düşünmektedir. Bu düşüncesini ve akademinin genel yapısını, eserinde şöyle anlatır:
"... (Ayvalık ününü) adalardan çok sayıda öğrencisi olmasına ve diğer memleketlerde kolejler kurmuş birçok profesör yetiştiren gymnasyuma borçludur. Şimdi şehrin önde gelen sakinlerinin gönüllü bağışlarıyla desteklenen bu kurumun ilk masraflarını yapan, cehaletin tüm rahatsızlıklarını hissedebilecek bir konumdaki, eğitimden yoksun bir adamdı. Bununla birlikte, çocuklarına seçkin bir eğitim vermek istediklerinden, yoksul sakinlerin çocuklarının da diğer öğrencilerden hiçbir şekilde ayırt edilmeden, [tüm] çocukların derslere katılabilecekleri bir kurum oluşturmak için düşündükleri bağışları kabul etme bilgeliğine de sahiptiler. Yunanistan'ın çeşitli yerlerinde, cehaleti ve hurafeleri yok ederek, ancak bu iki feci dayanağa dayanan despotizmin yıkılmasına büyük katkı sağlayacak kolejler bu model üzerine kurulmuştur.

Öğretime, Gregorios, Theophilos ve Eustrathios [adlarında] üç seçkin profesör başkanlık ediyor: birincisi retorik, din, ahlak ve tarih; ikincisi, fizik, kimya ve matematik; üçüncüsü [ise] gramer ve klasik Yunan dili öğretiyor. Yunanistan'ın en ücra bölgelerinden, eğitim almak için can atan gençler, her gün kendilerine uygun kalacak yerleri ücretsiz olarak ayarlayan Kidonya kolejine akın ediyor; ve işletmeye bağlı aşçı, öğrencilerin yemeklerini mümkün olan en düşük fiyatla satmakta. Üstelik [öğrenciler] şehirde ihtiyaçları olan her şeyi satın almakta ve odalarında da hazırlamakta özgürdürler. Eskisi kısa sürede her taraftan gelen öğrencileri almakta yetersiz kalınca, 1803 yılında inşa edilen yeni kolej, ortasında bir bahçe-avlusu olan geniş bir dikdörtgenden oluşuyor.  Denizin dalgaları duvarlarının dibine çarpar ve onların monoton gürültüsü ciddi fikirleri teneffüs ederken [öğrencileri] zihni düşünmeye sevk eder. Bina sadece bir zemin ve birinci kattan oluşmaktadır, kolejin sonunda bulunan deniz tarafında yer alan büyük amfi tiyatroya da geniş merdivenlerle çıkılır. Hemen hemen sürekli olarak birbirini takip eden ve katılmak isteyen herkesin katıldığı dersler bittiğinde, eğitimleri ve davranışlarıyla en çok öne çıkan öğrenciler öğretmenlerinden aldıkları dersleri tekrar ederek, [böylece] her öğrencinin belli bir miktar daha ders almasına [tekrar yapmasına] olanak sağlanır. Böylece, mali durumu iyi olmayan birçok öğrenci, bu genç öğretmenlerden küçük bir ücret alarak geçimlerini sağlamakta ve öğrenimlerine devam edebilmenin yolunu kolejde bulmaktadırlar. Her öğretmen öğrenci, çalışmalarını bu şekilde denetlediği çocuklardan sorumludur ve o zamanlar 300 öğrencinin doldurduğu kolejde  en ufak bir gürültü, sessizliği ve hüküm süren düzeni asla bozmaz. ...

Düzenli olarak derslerine devam ettiğim bu kolejde yaşadığım yaklaşık iki ay boyunca, her şeyden önce gençlerin halka açık derslere katılmak için gösterdikleri şevk ve denilebilir ki dinsel saygıdan çok etkilendim. Üstatlarının sözlerini kutsal bir  deyiş gibi (αυτος εφα) algılayan Pisagorcular gibi, öğretmenlerinin en küçük kurallarını bile Kidonyalı öğrenciler tarafından hemen bir yasa olarak kabul ediliyor. Üstatlarından birini görür görmez hepsi ayağa kalkar ve o geçerken saygılı bir sessizlik içinde dururlar. Ancak onları bu şekilde davranmaya iten ceza veya kınama korkusu değildir; çünkü kaldığım süre boyunca, üstatların öğrencilere hitap ettiği en ufak bir azar sözünü duymadım. ...

Ayrıca çocuklar da böyle bir düzen sevgisiyle doludur, genç bilim adamlarımızı hayrete düşürecek bir örnek olarak şunu gördüm, Kidonya'da kaldığım süre boyunca gymasiumun ortasındaki bahçeye dikilen portakal ağaçları olgunlaşmış meyvelerle dolu olduğu halde [o meyveleri] koleje duyduğumuz saygıdan kaynaklı kopartmadık, oysa küçük öğrenciler bu bahçeyi çevreleyen bariyeri kolayca geçebilirlerdi; ancak Spartalıların torunları onların arasındaydı.

Öğrenciler, uygun zamanlarında okumak veya okuldan ayrılmak konusunda tam bir özgürlüğe sahip olsalar da, Kidonya'da kendilerine sunulan eğitimden yararlanmanın kendileri için ne kadar önemli olduğunu bilerek, kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmazlar, ..." (Didot,1821:381-385).

4.ŞEHRİN FİZİKİ ve İDARİ YAPISI:
Didot, bugüne kadar hemen hemen hiçbir gezginin şehrin idari yapısı hakkında bilgi vermediğini, bunun da büyük bir eksiklik olduğunu vurguladıktan sonra, şu bilgileri verir:
"..Kidonya'da, Yunan adalarının çoğunda ve anakaradaki bazı kasabalarda [olduğu gibi], Türk olan vali, kadı ve gümrük memurları dışındaki tüm nüfus Rumdur. Valinin sadece bir gölge yetkisi vardır ve επιτροποι (yöneticiler) adlı on iki Ruma ve o [kurula] kasaba adına hesap veren δημογεροντες (yaşlılar heyeti) adlı yönetime karışmaz. Bu on iki yönetici ömür boyu atanır; ancak onlardan biri kınanacak davranışlarda bulunduğunda, diğer on bir kişi onu bünyelerinden çıkarabilir ve yerine yeni bir yönetici seçebilir. ...

Şehir, ανωμαχαλα, μεσομαχαλα ve κατωμαχαλα veya üst, alt ve orta mahalleler olarak adlandırılan üç mahalleye (δημουσ) ayrılmıştır; her yıl, 1 Mayıs'ta, bu mahallelerin her birinin sakinleri, bir δημογερων veya yaşlılar heyetinin bir üyesini seçmek için kiliselerde ayrı ayrı toplanır. Halkın bu üç temsilcisi, kent yönetiminin tüm ayrıntılarıyla özel olarak görevlendirilmiştir: on iki yönetici ile birlikte, sakinler arasında çıkan sorunları değerlendirmek için her hafta toplanan konseyi oluştururlar; ve taraflar [alınan karardan] memnun kalmadıkları takdirde kadıya veya Türk hakime başvurabilirler; ama [bu durumda] önceden şehre bir miktar ödeme yapmak zorundalardır. Olağanüstü durumlarda bu senato, başlıca ailelerin reislerini [de] onlarla toplanmaya davet eder.

Özellikle din görevleri tüm Rumları kiliselere gitmeye zorladığı gecelerde şehrin güvenliği için bir tür ulusal muhafız [örgütü] oluşturulur. O durumlarda evler neredeyse tamamen boş kaldığından, nöbetçi [sayısı] çoğaltılır ve 50 ila 300 adamdan oluşur ve [bu kişiler] sokaklarda karşılaştıkları [ve ellerinde] fener [bulunmayan] herkesi tutuklar.

...

Kidonya şehrinin evleri taştan inşa edilmiştir ve sokaklar kötü bir şekilde döşenmesine rağmen yine de her iki tarafta kaldırımları bulunur; orada her gün çok sayıda sabun fabrikası, yağ fabrikası ve diğer kuruluşlar kuruluyor. Rumların övündüğü muhteşem kolejinde yetişen aydınlanmış hayırseverlerce iki hastane kuruldu. Kidonya'da kaldığım günlerde, bir de [limanda] karantina hastanesinin kurulmasından bile söz ediliyordu. ..."(Didot,1821:392-395).

5. AYVALIK'lı KADINLARIN GÜNDELİK YAŞAMLARI:
Giriş bölümünde de belirttiğim gibi bu eser, Ayvalık hakkında bugüne kadar pek bilinmeyen -ya da benim ilk kez öğrendiğim- iki heyecan verici detay bilgi içermektedir. Bunlardan ilki bu başlık altında ele alacağım "Ayvalık'lı kadınların gündelik hayatlarına" dair olan bölümüdür. 

Eserde, Ayvalık'lı kadınlara dair ilk bilgi: Firman-Didot'nun, kendisi için Paris'teki Adamántios Koraïs tarafından hazırlanmış bir tavsiye mektubunu vermek için, daha sonra Akademide öğretmeni de olacak profesör Théophile'nin evini ziyaret ettiği akşam tanıştığı profesörün kız kardeşi hakkındaki gözlemleridir. 

Didot, bayan Évanthie'yi şöyle aktarır satırlarına: 
"... (profesörün) Kız kardeşi, büyüleyici Évanthie de anlatmaya değerdir; Fransızca ve İtalyanca' [dışında] en saf antik Yunancayı doğru konuşuyordu; matematiği mükemmel bir şekilde biliyor ve erkek kardeşi ile yüksek matematik ve Newton'un konik bölümleriyle de ilgileniyordu. Neredeyse [hiç] bilinmeyen [bu] şehirde, Asya'daki basit küçük bir evin [içinde] böyle olağanüstü [bilimsel zenginliğin] yaşandığından kim şüphe edebilirdi ki? Ne yazık ki, Yunanistan'da ve özellikle yılda bir kereden fazla nadiren dışarı çıktıkları Kidonya'da kadınların yaşadığı kapalı yaşam, onlara zekalarının diriliği ile tezat oluşturan aşırı bir çekingenlik veriyor." (Didot,1821:375).

Büyük olasılıkla bayan Évanthie, ağabeyi ile oldukça ileri düzeyde matematik ve fizik konuşmaları yapabilecek kadar iyi öğrenim görmüş donanımlı bir kadın olmalıdır. Ancak 1817 yılı Ayvalık'ında diğer hemcinsleri gibi o da, "yılda bir kereden fazla nadiren dışarı çık(abilen)" ve "zekalarının diriliği ile tezat oluşturan aşırı bir çekingenlik" içinde ancak kapalı bir ev hayatı yaşayan bir kadındır. 

Kadınların ev dışına çıkmaması konusunu, Şerafettin Mağmumi de seyahat notlarında anlatmıştır:
"Buranın ahalisi Hıristiyan olduğundan Beyoğlu gibi kadın erkek karışık olarak gazino ve sokaklarda bulunacağını umuyordum. Halbuki, yanlış olmasın ama çarşı ve pazarda erkekten başka bir yaratık görmeyince şaşırdım ve soruşturdum. Kadınların erkekleriyle birlikte ve (ya da) yalnızca, süslenerek dışarı çıkmaları ayıpmış." (Şerafettin,2002:143)

Büyük olasılıkla bu "ciddi" hareketsizlik nedeniyle Ayvalık'lı kadınlar, bedeni bir hantallaşmayı da yaşıyorlardı. Bu duruma dair Firman-Didot'nun gözlemleri şöyledir: 
"... bu yüzden böyle hareketsiz bir yaşam nedeniyle genellikle çok kilo alırlar. Yürüyüşleri son derece kabadır ve Yunanistan'da oldukça sık tekrarlanan [ama] Atinalı kadınlardan daha fazla onları [betimleyen] şu şarkıda olduğu gibi:
Bırak dağlar alçalsın, Athena'yı görmek için
Kaz gibi yürüyen aşkımı görmek için." (Didot,1821:401).

Bu eserden, Ayvalık'lı kadınların "yılda bir kere" katıldıkları kamusal alandaki giyimlerini de öğreniyoruz. Firman-Didot, kendisinin de deneyimlediği 6 Nisan 1817 tarihinde kutlanan Paskalya pazarı öncesi törenleri anlatırken, Ayvalık'lı kadınların kıyafetlerini şöyle betimlemektedir:
"Tören alayındaki kadınlar en zengin kıyafetleriyle meydana doğru ağır ağır yürüyorlardı. ... Kidonya kadınları genellikle başlarına diadem [hkk.- bir tür taç] gibi görünen altın bir saç bandı takarlar ve onu örten beyaz baş örtüsünün altından siyah saçları dalgalanır. Eğer kıyafetleri ağırsa, soylu oldukları ve çok zengin oldukları tartışılmaz." (Didot,1821:400).

6. PATATES, SALAMURA ZEYTİN ve ωα ταριχα (BOTTARGA):
Firman-Didot, Ayvalık'ta geçirdiği iki ay boyunca doğal olarak yiyecekler konusunda da yeterince gözlemi olmuştur. Bu gözlemlerini, eserinin değişik bölümlerinde bizlerle paylaşır. Bunlar içinde en şaşırtıcı olanı, 1817 yılında, Ayvalık'ta ve yazarın seyahatinde uğradığı bir çok Ege adasında "patates sebzesinin üretilmediği ve pişirilmediği" konusudur. Yazar da bu duruma şaşırmıştır ve notlarına şunları yazmıştır:
"Patatesin ... kullanımı henüz bilinmiyor, ancak aroması farklı olsa da patatese çok benzeyen κολοκυθια [kabak] adı verilen kırmızımsı bir bitki türü orada sıkça yenir. Ancak Sakız Adası'ndaki Bay Rodokanaki'de patates bitkisini gördüm ayrıca Konstantinopolis'te de bazılarının kullandığına inanıyorum." (Didot,1821:398).

Yazar, özellikle Paskalya orucunda çok fazla yediği zeytinin salamurasını, kendi ülkesi ile kıyaslar:
"Yunanistan'da ve Asya'da zeytinler herhangi bir hazırlık yapılmadan yenmektedir. Tam olgunluğa eriştiklerinde siyaha dönerler ve ağaçların dibine düşerler, o zaman toplanır ve az tuzlu suyla kavanozlara konur; onlar daha az şanslı sınıfın ana besinleridir ancak zenginler de onu küçümsemezler. Bizim iklimlerimizde, hatta İtalya'da bile zeytinler asla böyle bir olgunluğa erişemezler ve sadece alkali alaşımlar içinde tutularak yenebilirler." (Didot,1821:397).

Firman-Didot, Ayvalık'ta kendisinin de tuttuğu Paskalya orucunu anlattığı bölümde, burada tüketilen deniz ürünlerine de değinir. Oruç nedeniyle balık yememiştir ancak tüm Ayvalıklılar gibi o da diğer  deniz mahsullerini bolca tatmıştır. Notlarında "bottarga" sözcüğünün nasıl türediğini de anlatır:
"Oruç sırasında balık yemeye izin verilmese de, yine de özellikle bu dönemde muazzam tüketimi olan havyar veya bottarga [hkk.- kefal ya da orkinostan elde edilen, tuzlanmış, kurutulmuş balık yumurtası pastırması] yiyebilirsiniz. Bu yemek, eskiden ona ωα ταριχα adını veren Yunanlılar tarafından çok iyi biliniyordu, hatta bottarga kelimesinin bozulma yoluyla [bundan] oluştuğu tahmin ediliyor. Kidonya sahillerinde avlanan ve kalitesi çok iyi olan küçük istiridyeler, zeytinlerin yanında ana yemeğimdi. Çok şanslıydım ki aforoz edilmeden, bana zeytinyağı ve balığı bile serbest bıraktılar." (Didot,1821:397).

7. YAĞLI GÜREŞLER ve ÜNLÜ AYVALIK'lı GÜREŞÇİ Τεττιξ (ağustosböceği) 
Eseri okurken en fazla şaşkınlık duyduğum bölüm burası oldu. Hem Ayvalık'taki spor faaliyetlerine dair ilk defa bir bilgi okumanın verdiği şaşkınlıktı bu ve hem de en azından XIX. yüzyılın o günlerinde, Bergama-Ayvalık arasında ciddi bir, "bir tür güreş liginin" olduğunu öğrenmem şaşkınlığımı arttırdı. 

Yazar eserinde, büyük olasılıkla 6 Nisan 1817 pazar gününü de içeren 3 gün boyunca süren "güreş müsabakalarını" şöyle anlatmıştır:
"... bu bayram günleri, antik çağları anımsatan oyunlarla kutlanır. Sabah spor sahasına dönüştürülen Kidonya meydanı sporcular tarafından işgal edildi; çünkü Bergama'da olduğu gibi bu şehirde de güreş, hocaları olan bir sanat haline gelmiş ve mermer disk kullanımı hala birçok adada [olduğu gibi] korunmaktadır.

8 Nisan 1817'deki, Olimpiyat Oyunlarının törenlerine taşındığımı düşünebilirdim ve bütün gün meydanda toz içinde ve neredeyse önceki iki gün aralarında mücadele verip zaferi kazanan güreşçiler kadar yorgun kaldım. Güreşçiler çıplaktı ve müsabaka listesi açıklanmadan önce vücutlarını yağladılar; kısa deri şortları güçlü formlarını gizlemiyordu. Güreşe başlamadan önce, sahayı birkaç kez daire çizerek ve kollarını iki yana açıp sallayarak turladılar; sonra mücadeleye girmeden önce [birbirleri üzerinde] güçlerini birkaç kez denediler. Bazen ünlü bir atlet sahaya çıktığında, bir süre rakip bulamadan kaldı. Son iki şampiyonu deviren ve kazandığı ilan edilen Bergamalı bir güreşçiydi, [bir süre] kimse adını onunla eşleştirmeye cesaret edemedi.

Sahanın etrafında toplanan Rumlar, kimisi Türk sarığı, kimisi ... kırmızı bere takmıştı ve pehlivanların her hareketini dikkatle izleyerek onları bağrışlarıyla yüreklendiriyordu. Çevremde, Krotonlu Milon'a layık, gücüyle birçok kez kendini gösteren Τεττιξ (ağustosböceği) adlı ünlü Kidonyalı güreşçinin başarılarından bahsedildiğini duydum. Ancak birkaç gün önce, valinin bir askerine çok kötü davranarak onu ölüme terk ettiğinden saklanmak zorunda kaldığı söyleniyordu. Kidonya'da açılan jimnastik okulu ünlüdür ve Bergama'nın, Asya'nın en ünlü güreşçileri duyulduğunda önce [okul] öğrencilerini onlara karşı güreştirir; [öğrenci] yenik düşerlerse, müsabaka listelerine sonuncu olarak girer." (Didot,1821:398-400).

Ardından Firman-Didot, bu güreş müsabakalarının bölgede çok yaygın olduğunu, yapılan etkinliklerde Müslüman ve Hıristiyan güreşçilerin birlikte mücadele ettiklerini bildiren şu satırları yazar:
"Genellikle Anadolu'da ve özellikle Bergama'da, valiler evlendiğinde ya da çocukları sünnet olduğunda, sporcuları kutlamalara davet ederler ve onlara her yönden cezbedici ödüller verirler. [Güreşi] kazanan Rum ise bir at veya öküz, Müslüman ise bir deve [verilir]; çünkü kervan sürücüsü olan Muhammed'e olan saygıdan, [deveye] sahip olma hakkı yalnızca Müslümanlarındır." (Didot,1821:400).

8. YAKIN ÇEVRE GEZİLERİ
Firman-Didot'nun Ayvalık notlarında iki yakın çevre gezisinden bahsedilmektedir. Bunlardan ilki; benim bir süre önce blog olarak yayımladığım "Zambakos Paşa'nın Ayvalık gözlemlerinde" geçen cüzzamlılar üzerine olan bölümdür. Anlaşılan o ki; Paşa'nın "... Ayvalık [cüzzamhanesi] zamanında tam dolduğu ancak bugün  tamamen boş olduğu anlaşılıyor; şu anda, bağlı oldukları belediye hastanesinden kısa bir mesafe uzaklıkta [bulunan] hücre şeklinde bir dizi eski küçük yapı, terk edilmiş barakalar [gibi] görünüyor. ..." (Zambakos,1891:214; Köksal,2022) dediği yapılar, 1816-17'de daha inşa edilmemişti.

Didot, "korktuğu için" detaylı bir gözlem yapamadığını söylediği bu gezi anısını şöyle anlatır:
"Genç öğrenci arkadaşlarımla yaptığım akşam yürüyüşlerinde, vücudu bir tür cüzamdan muzdarip, çürümeye yüz tutmuş talihsiz bir adamı görmeye götürüldüm. Görünce dayanamadım ve yaşadığım korku, özellikle bu şans eseri çok nadir görülen hastalığı gözlemlememi ve bu konuda bilgi almamı engellediği için üzgünüm." (Didot,1821:395).

İkinci gezi ise, yazarın "Janissaro-Chori" şeklinde transkribe ettiği, Küçükköy'e yaptıkları gezidir. Burada yazılan haliyle Janissaro > Janissary (Γενιτσάρος) > Yeniçeri olmalıdır. Bu gezi hakkında verdiği bilgi içinde, Akademi hakkında da oldukça önemli bir detay bulunmaktadır:
"Oraya öğretmen olarak gönderilmiş Kidonya kolejinin eski bir öğrencisini görmek için Janissaro-Chori'ye gittik. Kidonya kasabasından daha eski olan bu küçük köy, oradan yaklaşık dört lieue [hkk.- Lieue yaklaşık 4.83 km uzunluğunda eski bir mesafe ölçüsüdür > 4 lieue = ~19 km.] mesafede." (Didot,1821:403).

Eserin son sayfasında yer alan bu gezi notları içinde hem Küçükköy'ün tarihselliği üzerine hem de arazi yapısı ve büyük olasılıkla bugün "Badavut Mağarası" adı verilen göçük hakkında önemli satırlar bulunmaktadır:
"Yakınında, daha önce gemilerin rahatça geçiş yapması için hafredilmiş [açılmış] bir kıstak olduğu söyleniyor. Oikonomos onu tekrar açmayı planlamıştı; ancak Kaptan-paşa ve donanmasının, Kidonya'ya bir gün [daha evvel] geleceğini görme korkusu, bu projenin kısa sürede terk edilmesine neden oldu. Yakınlarda, dağda kayaya oyulmuş çok derin bir mağara var. " (Didot,1821:403).

(çeviri: H.K. KÖKSAL) 
---
KAYNAKÇA

Cihangir, Çiğdem Kılıçoğlu (2020).
Ayvalık akademisi ya da batı Anadolu’da Yunan ulusçuluğunun kökenleri üzerine. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Mecmuası 30(2), 411-440 ss.

Firmin-Didot, Ambroise (1821).
Notes du’n voyage fait dans le Levant en 1816 et 1817. Paris: Typographie de Firmin Didot.

Hubbard, Clarence (1921).
How better letters help the printer. The Inland Printer, Şikago: Inland Printer Co., 68(1), 40-42.

Köksal, Hayri Kaan (2022).
Doktor Demetrius Alexandre Zambakos Paşa'nınAyvalık'taki "cüzzam" araştırmaları.
https://kaankoksal.blogspot.com/2022/08/doktor-demetrius-alexandre-zambakos.html

Şerafeddin Mağmumi (2002).
Bir Osmanlı doktoru'nun anıları : yüzyıl önce Anadolu ve Suriye (2.b) İstanbul: Büke Yayınları.