Geçen hafta blogum "çok uzayınca" 02.18. Julius Hermann Moritz Busch'den sonrasını kesmeye ve kalanı bu hafta yayımlamaya karar vermiştim. Bu blogumla Raffenel'den itibaren "Ayvalık ve yakın çevresi"ne değinen gezginleri sunmaya devam ediyorum.Gelecek hafta "Cumhuriyet sonrası Ayvalık"ı çizenlere/yazanlara değinmeye başlıyorum. Özellikle Mehmed Mesih'in "Muhasebe: Ayvalık'ta Neler Yapılabilir?" ve iki sayı süren "İstanbul'dan Burhaniye ve Ayvalık'a" (15 Haziran 1926 ve 1 Temmuz 1926) -elbette benim bulabildiğim kadarıyla en eski-makalesi ile başlamak istedim.
İyi okumalar...
02.19. Claude Denis Raffenel 1798-1827 yılları arasında yaşamış Fransız gezgin, tarihçi ve Helen Bağımsızlık Savaşı'na katılmış bir asker idi. 1818-1822 yılları arasında İzmir'deki Fransız başkonsolosluğuna bağlı olarak çalıştı ve Le Spectateur oriental gazetesine katkıda bulundu. İzmir'deyken, 1822'de Paris'te yayımlanan Smyrne une Histoire des événements de la Grèce adlı eserini yazdı. Fransa'ya döndükten sonra Paris'in liberal ve Helensever çevrelerinde yer alma fırsatı buldu. Helen davasına olan bağlılığı, 1824 yılında, üç ciltlik Continuation des événements de la Grèce'in ilk iki cildini yayınladı. 1825 yılında da üçüncü cildi olan ve Histoire complète des événements de la Grèce'i yayımladı. 1826 yazında Marsilya'ya gitti ve oradan Yunanistan'a doğru yola çıktı. Albay Fabvier'in birliklerine katılarak, çeşitli çatışmalarda yer aldı. Aralık 1826 tarihinde Atina Akropolü'nde, Türk birlikleri ile girdiği bir çatışmada öldü (Köksal,).
Yazar burada 19. yüzyıl ilk çeyreğindeki Ayvalık şehrinde yaşanan çevre sorunlarına dikkat çekmektedir. İçme suyu ve hava kirliliği, lağıma dönüşmüş olan sahil, akademinin inşa edildiği bölgenin kirliliğini anlatan satırlar oldukça dikkat çekicidir. Yazarın özellikle dipnot olarak yazdığı:
"... Ayvalık hakkında, bu mutsuz şehir hakkında burada bir dipnot bulunmasına, çok sayıda okuyucunun kayıtsız kalmayacağına inanıyorum: [bu dipnot] kökeni, ihtişamı ve yönetimi hakkında ilginç ayrıntılar içeriyor. Bugün Ayvalık'ın bir kül yığınından başka bir şey olmadığından, geçmişiyle bağlantılı her şey merak uyandırır gibi geliyor bana. ..."
(Raffenel,1922:193) bölümü tatışmalar ile dolu olsa da önemlidir.
İlgili bölümler şöyledir:
"... Yunanistan olaylarının tarihi...Bu şehrin sakinlerinin hepsi özgür, küçük bir aristokratik cumhuriyet gibi kendilerini yönetiyorlardı; kurucusu Jean Economos'a Babıali'nin verdiği tavizler ardından birkaç ilkokul açıldı. 1803'de oradaki Yunan cemaati tarafından, isimleri sonsuza kadar saygı ile anılacak yetenekli adamlar tarafından yönetilen muhteşem bir kolej inşa edildi: Avrupa eğitiminin tüm bilgilerine aşina profesörler, orada öğrencileri eğittiler. ..."(Raffanel,1821:8).
"... Ayvalık'tan bazı Rumlar, Türklerin şehirlerini tehdit ettiğini duyurmasalardı, o gün İzmir'in de sonu olurdu: Tamamen Rum olan bu şehirde insanlar, Türkleri görmeye alışık değildi; ama bağlı olduğu Bursa paşası, onu isyancılardan gelecek bir darbeye karşı korumak [için], hatta ayaklanma eğilimindeyseler onları uzak tutmak için, birkaç kolordu asker göndermenin gerekli olduğunu düşündü.
Sakinleri bu kararları öğrendiklerinde kendilerini kaybolmuş olarak gördüler. Ayaklandılar ve 13 Haziran'da 600 kişilik bir birlikle oraya giren paşanın Kiaya [??] beyi (üsteğmen), önce askerleri ile halk arasında oluşacak gerilimi fark etti. Şehrin yüksek konseyini oluşturan ileri gelenler, bu subayı, birliklerini şehrin dışındaki bir tepede ikiye ayırmaya davet etti: [subay] önce bunu reddetti; ama daha büyük olaylardan kaçındığı için kısa süre sonra bu isteğe uymak zorunda kaldı. Yunanlıların kanını dökmek için can atan askerler, sokaklarda birkaçına vurmaya cüret ettiler [ancak] halk tarafından geri püskürtüldüler. Kiaya, [??] takviye talep etmek için hemen bir kurye gönderdi ve ertesi gün, şafakta, yaklaşık 3.000 adam Ayvalık'ın ana mahallelerini ele geçirdi. Bu sefer daha ılımlı davrandılar; ama liderleri, o zaman hakim olan geleneğe göre şehrin ileri gelenlerinden büyük bir meblağ istedi. Ticaret ve sanayi ile zenginleşen Ayvalık, Küçük Asya'nın en zengin şehirlerinden biriydi; ancak, başlıca sakinlerinin büyük bir kısmı, olaylar başladığında kaçmıştı. Önce binlerce aile körfezin girişindeki küçük Mosconissi adasına sığındı; kalanlar ve sıradan insanlar, dayatılan katkı paralarını ödemeyi reddetti. Göç daha da önemli hale geldi ve önce azar azar, daha sonra şehrin nüfusunu oluşturan 35.000 kişinin yarısı bile kalmadı. Filodaki Rumlar olup bitenleri öğrenince hemen Mosconissi'ye doğru yola çıktılar ve 13 Haziran sabahı yetmiş gemiyle bu adanın önüne geldiler. Mosconissi'nin tüm sakinleri ve oraya sığınan aileleri, malları ve eşyalarıyla birlikte gemilere alındı. Ayvalık'a filonun vardığı haberi gelir gelmez, oradaki kargaşa daha [da] şiddetli hale geldi; Yunanlılar, tartışmasız çarpışmaya hazır olan iki grup arasında bulundukları durumun tehlikesini farkederek, kalabalıklar halinde kayıklara binerek Mosconissi adasına ulaştılar. Sabah, Avrupalı görevlilerin 15'i şehri terk ettiler ve Türk garnizonu bu telaşlı hareketlere karşı çıkmak için hiçbir harekette bulunmadı.
15 Haziran'a kadar şehirde sadece birkaç bin Rum kalmıştı; ve tekneler, tüm bu süre boyunca, eşyaları ve insanları aceleyle taşıdı. Önceki gece, Türk komutan kendilerine katılan birkaç takviye milis ile savunmadaydı; Avrupa bayrakları konsolosluk evlerinde dalgalanıyor ve şehir, kaçamayan zavallıların çaresizlik çığlıklarıyla çınlıyordu. Sabah saat dokuzda, kanalda, toplarla donanmış ve çıkarma birlikleri taşıyan çok sayıda Yunan teknesi göründü. Türkler, ilerlemelerini önlemek için rıhtım yakınındaki evlerde siper aldılar: çatışma her iki tarafta da aynı öfkeyle başladı. Yunanlılar, topçularının koruması altında, rıhtıma yaklaştılar ve üç veya dört bin adamı oraya çıkarttılar bu da Türkleri [buradan] uzaklaştırdı ve halktan da birçok insan öldü. [Türkler] kısa bir geri çekilmenin ardından, şehrin ortasına doğru toparlanmaya başardılar. Daha sonra çok şiddetli bir çatışma başladı: neredeyse göğüs göğüse savaştılar; kararlılık ve cesaret her iki tarafta da eşitti, ancak sayılar üstün geldi. Yunanlılar bu Müslüman direnişini bir kez daha ezdiler; daha sonra, her noktada mağlup olan Türkler, geri çekilirken yirmiden fazla yeri ateşe verdi; şehir kısa sürede alevlere teslim oldu. Genel çatışma en fazla iki saat sürdü.
Yunan denizciler [bu] evlere dağıldılar ve ellerine geçen her şeyi [evlerden dışarı] çıkardılar: bu boşaltma, talihsiz sakinlere yarar sağlamadı, çünkü şiddetli bir rüzgar tarafından şiddetlenen alev her şeyi yaktı. Kalanların çoğu bu şekilde kurtarılarak geri verildi; [bu] denizcilerin dürüstlüğüne borçlu olduğumuz bir adalettir. Aynı hat üzerinde bulunan Fransa, İngiltere ve Rusya'nın üç konsolosluk binası en son yananlardı; ateş onlara akşama kadar ulaşmadı: bütün bu süre boyunca ulusal bayraklar orada dalgalandı; onlara kimse dokunamadı ve alevler içinde kayboldular. Türklerin en şiddetli savaştığı yer, Fransız konsolosunun evinin yakınında, bir bakıma kendilerine mesken tuttukları bir yerdi. [Türkler buradan ayrıldıktan sonra] Yunanlılar konsolosluğa girdiler ve diğerlerinin yanı sıra, içinde mevduat ve arşivlerin bulunduğu bir demir kasa gibi birkaç önemli nesneyi oradan aldılar.
Bitişik mağazalar ve Türkler ile Yunanlıların eşit saygı göstermek zorunda oldukları iki Fransıza ait, kolileri ve mobilyaları koydukları depolar, sahipleri hiçbir şeyi alamadan, kurşunlarla delik deşik edilerek yağmalandı.
Olay sırasında Yunanlılar, kalan tüm sakinleri kurtardı; çok azı Türklerin darbeleri altında can verdi; ama birkaç yüz kişi çok aceleyle gemilere binerken boğuldu. Böyle bir felaketin karmaşası ve dehşeti içinde bazıları alevler içinde kaldı. Hayatta kalanların tümü aynı gece adalara giden gemilere bindirildi. Mosconissi adasını terk eden Türk makamları, düşman donanmasını görünce kendilerini halkın intikamından korunaklı buldular. Tüm Ayvalık kasabası birkaç bina hariç küle döndü: sadece temeller kaldı: bir veya iki gün, bir zamanlar 35.000'den fazla nüfusu olan muazzam büyüklükte bir şehri tepeden tırnağa yıkmak için yeterliydi.
Filonun ayrıldığı gece, yıkıntıların arasında hâlâ kavga vardı; Türkler, 500'den fazla adam kaybettikten sonra gemilere bindirildi. Ertesi gün yenilenmiş bir güçle, Yunanlıların yangından kurtulan mallarını yağmalamak için yeniden ortaya çıktılar. ... Bu çeşitli çatışmalardaki kayıpların 1.500'den fazla adam olduğunu tahmin edebiliriz. Yunanlılardan ancak 150 kişi yaralandı veya öldü. Bu talihsiz seferle görevlendirilen, İpsara filosuydu: tüm sakinler bu adaya nakledildi ve sonra senatoların verdiği kararla [başka adalar] arasında dağıtıldılar.
Ayvalık'ın Rum sakinleri[nin bir kısmı öldü] ve geri kalanlarını da köleleri yaptılar. Yüzlercesinin, özellikle kadın ve çocukların İzmir'deki pazarlarda en düşük fiyatla satıldıklarını gördüm. Hayırsever Avrupalılar bu talihsizlerden bazılarını satın aldı ve serbest bıraktı. O andan itibaren Ayvalık şehrinin bulunduğu bölge terk edildi; onu zenginleştiren güzel mahsuller, kapladığı zeytin ağaçlarının tarlaları, hepsi soldu (1).
--------
(1) Ayvalık hakkında, bu mutsuz şehir hakkında burada bir dipnot bulunmasına, çok sayıda okuyucunun kayıtsız kalmayacağına inanıyorum: [bu dipnot] kökeni, ihtişamı ve yönetimi hakkında ilginç ayrıntılar içeriyor. Bugün Ayvalık'ın bir kül yığınından başka bir şey olmadığından, geçmişiyle bağlantılı her şey merak uyandırır gibi geliyor bana.
Aiolis sahilinde, küçük bir koyun dibinde, kırk yıl önce, Türk ve Rum karışımının yaşadığı, sürekli çatışma veya birbirleriyle tartışma halinde olan fakir bir köy idi. Türkler ona Ayvalık, Yunanlılar ise Kidonies adını verdiler, bu da Türkçe kelimenin tercümesinden başka bir şey değildi. Ayvalık veya Kidoniès, her iki dilde de ayva anlamına gelir. Mezranın adını ülkeyi kaplayan ayva yetiştiricilerinden aldığı tahmin ediliyor: Bu köy, sihirli bir yükselişin ve büyük bir düşüşün beşiğiydi; birkaç yıl içinde görkeminin en yüksek derecesine ulaşan ve Asya'nın ilk şehirlerinden biri olma noktasına gelen şehir, yirmi sekiz saatlik bir yürüyüş ile İzmir'in kuzeybatısında, on [saatlik bir yürüyüş ile] Bergama'nın batısındadır. Neredeyse hiç tanınmayan Ayvalık, eğitimden çok doğası gereği, aynı zamanda sağlam ve girişimci bir karaktere, seçkin niteliklere ve özel yeteneklere sahip olağanüstü bir adamın himayesi altında yükseldi.
Bu adamın adı Jean Economes'du. Şehirdeki en eski Yunan ailelerin birinden gelen o, bir rahip ve basit bir mülk sahibiydi ve tüm görevleri mevkisinin yetkileriyle sınırlıydı. Küçük kasabasını, onu ezen boyunduruktan kurtarmak ve orada adını ölümsüz kılmak gençliğinden itibaren tasarladığı büyük projesiydi. Memleketini yirmi beş yaşında terk etti; Türkiye'de seyahat etmek, örf ve adetleri incelemek; doğu dillerinde ve özellikle de kendisi için en gerekli olan Türkçe'de kendini mükemmelleştirme amacındaydı. Birkaç yıllık seyahatlerden sonra İstanbul'a geldi ve şehrinin yararına orada talepte bulunmaya karar verdi. O zamanlar, Kidonya'da hemen hemen eşit sayıda Türk ve Rum bulunuyordu; ama ilki diğerlerine zulmediyordu. Padişahın vezirlerinin önüne çıktı ve Ayvalık'ın yetkililerine karşı şikayette bulunma cesaretini gösterdi. Önce reddedildi, cesareti kırılmadı ve azimle, entrikalarla ve hediyelerle Babıali'den sadece köyünün yönetimini değil, aynı zamanda Türklerin orada oturma hakkını elinden alan bir ferman da aldı: hem şimdi için hem de gelecek için. Bu olağanüstü ayrıcalıklar, kısmen, o zamanlar İstanbul'da mutlak güce sahip olan ünlü Saraf-Petraqui'nin talepleriydi: Economos'u memnuniyetle karşılamış ve taleplerinin tümünü desteklemişti. Sonra, böylesine eksiksiz ve beklenmedik bir başarıdan memnun olarak ülkesine döndü ve aldığı emirleri orada yerine getirdi. Ama oluşan kıskançlıklar ona karşı çıktı: ona bu kadar çok çalışmaya mal olan avantajlardan huzur içinde yararlanamadı: sık sık saldırılara karşı kendini savunmak için, küçük kolonisini sürekli silah altında tuttu. Düşmanlarına karşı her zaman galip gelerek, yönettiği yeri saygın hale getirmeyi başardı; komşu adaların Rumlarını ve anakaradaki Rumları kendi köyüne çağırdı ve [bu davet] olumlu karşıladı; tüm aksilikleri yendi ve kısa sürede Ayvalık şaşırtıcı bir şekilde büyüdü. Haklı olarak onun, [bu şehrin] yaratıcısı, kurtarıcısı ve babası olduğunu söyleyebiliriz. Ünü küçük hükümetinin sınırlarını aşmayan ve belki de dünyanın dikkatini çekecek daha büyük bir sahneden yoksun olan bu adam, 1791 yılında öldü. [Bugün] gözlerden ırak naaşı, işgal ettiği yeri belirten basit bir kitabe [bile] olmadan, kendi inşa ettirdiği Orfanons kilisesinde dinleniyor. Son günlerinde gücünü kötüye kullanmakla, keyfi eylemlere izin vermekle suçlandı: yanlış ya da sağlam temelli bu iddialar yurttaşlarının zihinlerini karıştırdı; bundan kaynaklanan küçük anlaşmazlıklar, düşmanlarının nefretine güçlü bir şekilde hizmet etti. Güçlü koruyucusu Petraqui'nin ölümüyle İstanbul'daki kredisi de tamamen ortadan kalktığında ve ülkesindeki otoritesinin bozulduğunu görmenin acısılarını yaşadı. Bu arada öldü; ve ölüm şekli hala bilinmiyor; bazıları bunu yaşa ve hastalığa bağlıyor; bazıları zehirlendiği için [diyor], bazıları [ise] kederden [öldüğünü söylüyor].
Ayvalık denizin kıyısında, en azından görünüşte güzel bir limana sahiptir: ancak girişi engelleyen sığlığı, onu ticaret gemileri için kullanışsız hale getirir; sadece küçük tekneleri barındırabilir. Büyük gemilerin geçişini kolaylaştırmak için bu kanal kolayca temizlenebilirdi [ancak] politika buna karşı çıkıyordu. Ayvalık sakinleri için [de], Osmanlı filolarının [şehre] ulaşımını engellemek için bu durumda kalması önemliydi. Şekli, batıda büyük Mosconissi adasıyla ve kuzeybatıda Cromidonissi adası (eski adıyla Poro-sélini) ile sınırlanan oval bir havza şeklindedir: Bu limanın iç kısmında, en büyük gemilerin rahatlıkla taşıyabileceği kadar su vardır [ve] orada güvenlik içinde demirleyebilirler. Yakın zamanda onarılan 470 metre uzunluğundaki eski bir geçit, Ayvalık anakarasını şirin küçük Cromidonissi adasına bağlar; oradan [da], uçları iki adaya sabitlenmiş bir halat- feribotla büyük Mosconissi adasına geçilir. Eskiden Diana adası olan Hécatonissi olarak adlandırılırdı: bu tanrıçanın orada ünlü bir tapınağı vardı; kıyının bir noktasında hala birçok kalıntı var ve büyük bir kısmı karayolunun onarımında kullanılmıştır. Hiçbir şey bu adaların görünümünden daha güzel olamaz. Geçidin karşısındaki Coppano, diğer ikisinden daha küçüktür; Dascalai, Codon, Péra, Mosco, Lio, Anghistri ve Pyrgos'u da görüyoruz: hepsi, orada yetişen aromatik bitkileri ima etmek için kokulu adalar anlamına gelen Mosconissi adıyla anılıyor.
Ayvalık, kısmen ovada, kısmen yel değirmenleri ile taçlandırılmış küçük tepelerce uzanır. Yükseklerde hava tertemiz; aşağıdaki kasabada daha yetersizdir: yeraltı kanallarının limana götürmesi gereken atık suların burada birikmesine izin verilir; sonuç olarak [da] rıhtım, bir tür lağım çukuru gibidir: üstelik şehrin güçlü akan suyu da yoktur. Oldukça fazla sayıda bulunan çeşmelerini su kemerleri besler; ama bu su çok sağlıklı değildir, çünkü ya geçtiği toprak saflığını değiştirir ya da kanallardan geçen atıksu, onunla karıştığı için kötü bir tat verir. Kuyu suları acıdır; sadece çeşmelerin ve sarnıçların suyu içilir. 1818'de, zaten çok büyük olan şehir, Midillin'den, Mora'dan ve Takımadaların çeşitli adalarından gelen Yunanlılarla her yıl olağanüstü bir şekilde büyüyordu: 1820'de taştan yapılmış ve teraslarla tamamlanmış iki veya üç kat yüksekliğinde üç binden fazla ev vardı; ama bütün bu evler sırasız yerleştirilmiş, dar ve dolambaçlı sokakları takip ediyor.
Neredeyse tüm sokaklar şosedir, ama kirlidir; her iki tarafında kaldırım ve ortasında dere bulunan oldukça geniş olanlar[ı da] vardır: kışın, yağmurlar dereyi yükselttiğinde [geçici] köprülerle [karşıya] geçilir. Evlerdeki tüm atıkların sonlandığı ve yağ fabrikaları ile sabun fabrikalarının pis kokulu sularının aktığı yer burasıdır: bu dereler tamamen pis ve sağlıksızdır.
Ayvalık'ta yaklaşık 32.000 ikamet sakini ve geçici ya da ikamet eden 7 veya 8.000 yabancı vardır. Şehir tamamen Yunan dini mensuplarınındır; ne Türk, ne Ermeni, ne [de] Yahudi vardır.
Bu şehir Efes Başpiskoposu'nun yetkisi altındaydı; Piskoposunun ikamet ettiği güzel bir başpiskoposluk sarayı bile vardı. Çok sayıda Yunan kilisesine sahipti; en başlıcası özellikle çok güzel ve bakımlı olan Ayios-Yorghis ya da Saint-George metropol idi.
Ayvalık yönetimi, Babıali'nin korumasıyla kendi kararlarıyla yönetilen küçük bir cumhuriyet gibidir: padişahın bir gümrük memuru, bir kadısı ve bir [de] ağası vardı; [kadı] sadece şeklen oradaydı: Yunan topluluğu onu istediği gibi adlandırdı ve değiştirdi.
Ayvalık doğrudan Bursa paşasına bağlıydı, ancak orada hiçbir yetkisi yoktu. Üç mahalleye bölünmüştür: üst, orta ve aşağı. İlkbaharda, bu mahallelerin sakinleri, bu amaç için kutsanmış bir kilisede toplanır ve her biri, mahalleleri için bir (yéronda) temsilci, yaşlılar heyeti üyesi seçtikten sonra, onunla birlikte şatafatlı bir tören yürüyüşü yaparlar; [bu yürüyüş te] ağada olur. Orada, halk adına ciddiyetle hazırlanmış bir tutanakla, bu üç yérondès, bir yıl boyunca şehrin yönetimi için tüm yetkilerle donatılır. Bu sürenin sonunda ya yönetim süreleri biter ya da yönetim biçimlerine göre yeniden seçilirler.
Yérondès'in hizmetleri tamamen fahridir. Halktan diledikleri gibi vergi alırlar, vergi tarifelerini düzenlerler ve kamu gelirlerini bilgilerine ve vicdanlarına göre kullanırlar: sorumlulukları yoktur ve görevden ayrıldıklarında hiç kimse hiçbir şey yapmaz, soruşturma; ticaret ve şehir tüzüklerini hazırlayan ve yayınlayan yine onlardır; bu işlevler özellikle kadıya ait olmakla birlikte, bireylerin uyuşmazlıklarını da [bakarlar].
Yérondès'e işlerinde onlara yardımcı olmak için şu kişiler eklenir: dokuz proestés veya ileri gelen ve iki gràmniatikis veya sekreter: bunlar küçük meclis komününü oluşturur, kinos. Olağanüstü durumlarda, tüm ileri gelenler (en seçkin sakinler) ve en eski ailelerin reisleri çağrılır; sonra, bu genel organ son kararı verir.
Ayvalık sakinlerinin karakteri diğer Yunanlılarınkine benzer: aktif, genel olarak çalışkan, nazik ve cana yakın; ama halk adamları içki içmek için çok isteklidirler; diğer sınıflarda ise, yurttaşların birbirine zarar vermesine neden olan düşük bir kıskançlık görülmektedir. [Kadınlar], genellikle güzeldir, ayrıca aşırı lüks ile ayırt edilir.
Ayvalık'ta kırk yağ fabrikası, otuz sabun fabrikası, birçok tabakhane ve her türden çeşitli atölyeler bulunmaktadır. Kamu anıtları arasında 1803 yılında inşa edilen kolej ilk ilgiyi hak ediyor; Bu yapının güzelliği, kurucularının bina için yaptıkları, bu büyük tasarımın planlaması da gururlandırıyor. İç mekan büyük bir ahenkle kurgulanmıştır: güzel bir bahçe[sinin oluşu] ve denize yakınlığı çok iyidir ancak buna karşın, oradaki hava şehrin diğer bölgelerine göre çok daha kirli olduğu halde: bu bina yabancılar tarafından beğenildi. Şehirden, çevreden ve adalardan düzenli olarak gelen yüz elli kadar her yaştan öğrencisi vardı. Onlara eski Yunanca, edebiyat, güzel yazı, fizik, mantık, retorik, felsefe ve matematik öğretildi. Sandalyeler, yetenekleri için olduğu kadar erdemleri için de daha az övgüye değer olan seçkin profesörler tarafından işgal edildi.
Cemaat zamanla birbirine kısa bir mesafede iki muhteşem hastane inşa etti: Şehir dışında, sağlıklı bir yerde, yamacın üzerinde ve neredeyse denize kıyısı olan küçük bir tepenin eteğinde. Bu hastanelerin her birinin bir kilisesi var ve oldukça becerikli doktorlar hastalara bakıyor. Tehlikeli deliler bu hastanelerden birinde tutulur; sakin olanlar ise şehirde dolaşır; onlar için endişelenmiyorlar. Gerçekleşmek üzere olan devrimi öngörmenin imkansız olduğu bir zamanda, topluluk hastanelerin yakınında büyük bir arazi satın alarak veba kurbanları için bir lazaretto ve bir bakımevi inşa edildi. Veba çevreyi sık sık kasıp kavurduğu ve İzmir'de veya İstanbul'da biraz güçlendiğinde şehirde kendini hissettirdiği için, bu önlem daha da gerekli idi. Yolcuları ve kayıkçıları karantinaya alarak kendimizi bu beladan kurtarmış olurduk. ..."(Raffeneli,1821:187-202)
02.20. Jean Jacques Élisée Reclus 1830-1905 yılları arasında yaşamış Fransız coğrafyacı, öğretmen, politikacı ve yazar idi. 1842'de, on iki yaşındayken, onun papaz olmasını isteyen babası Lutherci papaz okuluna gönderdi. 1848 yazında Bordeaux Üniversitesi'nde Protestan kolejine kaydoldu. Muhtemelen bu dönemde eski bir Parisli işçiyle tanıştı ve bu da ona Saint -Simon, Auguste Comte, Fourier ve Lamennais'i tanıttı ve okuttu. Haziran 1849'da siyasi nedenlerden dolayı okuldan ihraç edildi. Eylül 1864 kardeşi Élie ile birlikte L'Association internationale des travailleurs'a katıldılar. Aynı yılın Kasım ayında Paris'te kardeşi ile birlikte Bakunin ile tanıştılar. 1865'te Élisée Floransa'ya gitti ve burada İtalyan devrimcilerle tanıştı. 12 Kasım 1871'de James Guillaume ve Adhémar Schwitzguébel tarafından kurulan La Fédération jurassienne'na katıldı. Aynı tarihlerde Pierre Kropotkin ve Jean Grave ile birlikte Le Révolté gazetesinde yazmaya başladı. Ekim 1894'te bir grup istifa eden öğretim üyeleri ile birlikte Université nouvelle de Bruxelles'i kurdu. Burada dersler verdi. Paris Coğrafya Cemiyeti üyesi oldu ve 20 yıla yakın bir sürede yazdığı, 19 ciltlik La Nouvelle Géographie universelle, la terre et les hommes adlı baş yapıtı ile tanındı. (Köksal,2024)
Reclus bu eserinde Ayvalık'tan şöyle bahseder:
"... Kuzeyde İda Dağı'nın uzantılarının egemen olduğu alüvyon ovasında yer alan, Helencesi ile Adramytti olan Edremid, kalabalık bir şehir olmasına karşın, körfeze doğru birleşen ve komşularından gelen sel sularının alüvyon doldurdurması sonucunda limanını kaybetti. Türkçesi ile Ayvalık ve Helencesi de "Ayvalar Şehri" anlamındaki Cydonia kıyıdaki en ticari şehir idi. Burası, "Yüz Adalar” ile Edremid Körfezi'nden ayrılır ve bir ada limanla, Moşhinisiya ile çevre ile bağlantı kurar. Çoğunlukla Rumların yaşadığı bu şehir, isyan sırasında ulusal dava uğruna büyük acılar çekmiş; 1821'de Türkler onu kısmen yok ederek sakinlerini öldürmüşlerdi. Uzun süre neredeyse terk edilmiş halde kaldı, ancak sonra gelen Helenler onu yeniden inşa etti ve şimdi, daha önce olduğu gibi eğitimle ve ticari faaliyetiyle, kıyıdaki diğer Helen şehirleri arasında öne çıkıyor.
Küçük Asya'nın her yerinde üstünlük için yarışan bu iki ırk arasındaki kadar çarpıcı bir karşıtlığı hiçbir yerde görmüyoruz. Ayvalık'ın yaklaşık on beş kilometre güneyinde, denize yakın bir yerde, eskiden Türk kasabası olan Ayazmati vardır; bu kasabanın sakinleri 1821'de Ayvalık'taki komşularını öldürdü ve üzüm bağları ile zeytinliklerine sahibi oldu. Günümüzde, fakirleşen Ayazmati, geniş bir mezarlığın yanında sadece yirmi yoksul kulübeden oluşurken, Cydonia'nın Helen sakinleri sayılarını üç katına çıkartarak eski mülklerini geri satın almışlardır (1). Liman kısmen yapılaşmış, tüccarlar yağ, şarap ve kuru üzüm yüklemeye gelen gemilere erişim sağlayan 4 metre derinliğinde bir kanal kazdırmıştır. ...
---(1)Humann, Zeitschrift der Gesellschaft für Erdkunde zu Berlin, 1877. ..."
(Reclus,1889:596-597)
02.21. Demétrius Alexandre Zambakos [Δημήτριος Αλέξανδρος Ζαμπάκος] 1832-1913 yılları arasında yaşamış Osmanlı İmparatorluğunda görev yapmış bir tabip idi. Sonradan Fransız tabiyetine geçmiştir [1]. Kırk yaşlarında İstanbul'a dönerek II. Abdülhamid'in hekimliğini üstlendi. Bir dönem politika ile ilgilendi ve liberalleri destekledi. 1893 yılında son Mısır Hidiv'i olarak atanan, II. Abbas Hilmi Paşa'nın özel hekimi olarak Mısır'a gitti. Cüzzam, frengi ve hadımlık üzerine araştırmalar yaptı. Gazette Médicale d'Orient ve Revue Médico Pharmacéutique dergilerinde makaleleri yayımlandı. Özellikle cüzzam alanındaki makaleleri ve uluslararası tıp kongrelerinde sunduğu bildirileriyle çok ünlendi. Yazdığı kitaplar, tıp alanında önemli uluslararası gelişmelerin önünü açtı. (Günergün, 2004;Schick,2022).
Voyages chez les lépreux adlı 1891 basım tarihli eser, yazarın İstanbul'da yaptığı araştırmalar ardından başlattığı ve Osmanlı coğrafyasının bir bölümünü gezerek kaleme aldığı cüzzam hastaliği hakkındaki bilgileri içermektedir. Yazar bu kapsamlı cüzzam araştırmasını büyük olasılıkla 1887-1891 yılları arasında yapmış olmalıdır. Eserde; Mısır, Kudüs, Samos, Kıbrıs, Midilli, Sakız, Girit, Çeşme, İzmir, Ayvalık, Athos Dağı, Calymnos, Kos, Nissyros, Tklos, Symi, Rodos, Leros, Patmos, Thasos, Kastamonu, Atina ve Üsküdar'daki cüzzam incelemeleri bulunmaktadır. Eserin son kısmında ise, Kastamonu Küre özelinde, doktorun yaptığı gözlemlerin raporları yer almaktadır. Ayrıca eserin başında, Osmanlı coğrafyasındaki cüzzam görülen yerler haritası da bulunmaktadır (Köksal,2 Mayıs 2022).1891 yılında Paris'deki G.Masson yayınevi tarafından yayımlanan ve Girit'te bulunan Corbeil Matbaası'nda basılan Voyages chez les lépreux'deki Ayvalık'a ait bilgiler şöyledir:
"... Cüzzamlılar arasında seyahatXI. Ayvalık'ın CüzzamlılarıKüçük Asya'da, Midill'nin karşısındaki sahilde yer alan Ayvalık kasabası veya Cydonia, her zaman cüzzamlı bir bölge olarak rapor edilmiştir.Konstantinopolis [İstanbul]'te, buranın yerlisi olan cüzzamlıları tedavi ettim. Onlarla ilgili ayrıntılı gözlemlerim de var. Ama öyle görünüyor ki, birkaç yıldır sayıları azalmış ve şu anda kasabada sadece bir cüzzamlı bulunuyor. Aslında, 1849 yılı civarında Ayvalık'ta çalışan ve Paris Fakültesi mezunu olan deneyimli bir meslektaşımın tuttuğu birkaç belge, yeni bulguları öğrenmemi sağladı.
Zamansız bir ölümle aramızdan ayrılan Dr.Saltzas'ın çalışmaları yarım kaldı. Ama elimde bulunan gözlemlerinden [yola çıkarak], Ayvalık leprosariumunun [2] zamanında tam dolduğu ancak bugün tamamen boş olduğu anlaşılıyor; şu anda, bağlı oldukları belediye hastanesinden kısa bir mesafe uzaklıkta [bulunan] hücre şeklinde bir dizi eski küçük yapı, terk edilmiş barakalar [gibi] görünüyor. Ayvalık'ta bulunan [bu] tek cüzzamlı, evinde yaşayan ve tüm ailesi ile sürekli iletişim halinde olan bir şarap tüccarıdır. [Ayvalık'lı] bir kadınla evlendikten sonra, evinde [daha] cüzzam görülmeden önce, birkaç çocuğu [da] oldu. Halen bir aile olarak birlikte yaşadığı eşi ve çocuklarında herhangi bir hastalık izi bulunmamaktadır. Bu hastada lepranın [3] kalıtsal olup olmadığını doğrulamak imkansızdır. Midilli adasından seçkin bir tıp doktoru olan Dr.Coumarianos, ricam üzerine Ayvalık'taki bir arkadaşı ile görüştü [ve o] bu kasabadaki cüzzamla ilgili yaygın inanışlar hakkında bilgiler verdi. [Aldığım bilgilere göre] aşağıdaki geleneksel anı [bir] hikaye olarak halk arasında dolaşmaktadır:
Ayvalık'ın yerlisi, sağlıklı ebeveynlerin soyundan gelen Fanardji adında bir adam, uzun zaman önce, cüzzamın endemik olduğu Midilli'nin bir köyü olan Plomari'den genç bir bayanla evlendi. Evlendikten dört ya da beş yıl sonra, cüzzamlı olan kadın, kocasının onu neredeyse her gün ziyaret etmeyi bırakmadığı cüzzamlı kolonisine yatırıldı. On yıl sonra, [adam da] cüzzama yakalandı [ve] karısıyla aynı cüzzam kolonisine gitmek zorunda kaldı ve her ikisi de cüzzamın ilerlemesi nedeniyle öldü. Bu evlilikten doğan ve şu anda kırk yaşında olan bir kız çocuğu zarar görmemişti, ancak onun tek oğlu, on beş yaşına [geldiğinde], büyükanne ve büyükbabasının hastalığını anımsatan cilt belirtileri gösterdi.
Ayvalık halkının bu insanlar hakkında belli belirsiz anlattıkları budur. Kesin ve eksiksiz bilgi vermek için bu aileyi gören ve takip eden bir doktor yoktur.Yukarıda anlatılan [da] bu nedenle [sadece] bir söylentidir. Ayvalık'ın ilk cüzzamlısı olduğu varsayılan söz konusu cüzzamlının, kesinlikle onun için inşa edilmemiş olan leprosarium'a götürüldüğünü belirtmeliyim; ancak burasının Ayvalık'taki bu kadından çok daha önce de var olması, bir lepra hastanesinin inşa edilmesini gerektirecek kadar cüzzamlı olduğunu kesin olarak kanıtlıyor. Böylece, çürütülemez olduğu kadar basit olan bu akıl yürütmeyle efsanenin neye indirgendiğini görüyoruz. Bununla birlikte, bilimsel değeri kesinlikle sıfır olmasına rağmen, bu gerçeğe dikkat çekmekle bir görev yaptığımı düşünüyorum. Ayvalık'ta cüzzamın bulaşıcı olarak kabul edildiği ve bu gerçeğin bu görüşü haklı çıkardığı, tartışılan bir gerçektir.Dr.Saltzas'ın el yazmaları bize, 1821'deki Yunan devriminden çok önce, Ayvalık'ta, Cydonianların hayırseverliği sayesinde birçok cüzzamlının sığındığı ve bakım bulduğu oldukça düzgün bir cüzzamlılar kolonisi olduğunu söylüyor. 1849'da, oraya sığınan talihsiz cüzzamlılar, Aeolya'nın öfkesine: yağmuruna, karına maruz kalan sadece birkaç sefil harap kulübe kalmıştı, - kışın termometre bazen -12°'ye kadar düşer – ayrıca denize rağmen yazın kavurucu güneşi [vardır].[Dr.Saltzas'ın notlarına göre] bu barakalar ve oradaki insanların yerleştirdiği zavallı cüzzamlıların durumu hakkında yaptığı açıklama içler acısı: düzensiz, berbat bir pislik, haşarat, derin sefalet; işte tablo. Belediye, destek [olarak] her birine masrafları için haftada 5 kuruş (1 frank) veriyordu. Açlıktan ölmemek için ekmek alacak kadar olan bu para, cüzzamlıların yararına her pazar kilisede toplanan bağışlarla karşılanıyordu.
O zamanlar insanlar, cüzzamlıların hastalıklarını kadın, erkek ve hermafrodit [4] biçiminde cinsiyetlerine göre sınıflandırıyorlardı.
Dr.Saltzas'ın yaptığı gözlemler, bizzat Ayvalık'a ya da Arcadia'dan (Mora) veya Midilli'den gelenlere aittir. Dikkat edilmesi gereken şey, “Ayvalık yerlilerinden cüzzama yakalanan bazı sakinlerin çok genç yaşta göç edilmiş olmalarıdır. Ayvalık'a dışarıdaki bölgelerden gelenler, ergenliğe girer girmez hastalığın ilk belirtilerini gösterdiler. Daha sonra evlerine dönmeye, cüzzam barakalarına yerleşmeye mecbur tutuldular.
Dr.Saltzas'ın hakkını vermeliyiz; bazı hastaların uzuvlarındaki duyarsızlığı fark etmesi ayrıca gövdelerinde terlemenin olmamasını görmesi [onun] çok iyi bir gözlemci olduğunu gösterir [ve bu gözlemler], cüzzamın ilk belirtileridir.
Meslektaşımız doğrudan ana-babada veya uzak akrabalarda gözlemlediği kalıtımı kabul ediyor. Tek bir çocuğun atalarından cüzzam aldığını, [ancak bu çocuğun diğer] erkek ve kız kardeşlerinin [hastalığa] yakalanmadığını sık sık gördü. Gözlemlediği cüzzamlıların eşleri her zaman yarasızdı; hastalığın dokuz yaşından önce başladığını [da] hiç görmedi.
Tedavi açısından, meslektaşımız uzun bir süre bir yanılsama içindeydi -[bu yanılgıyı] kendisi de itiraf ediyor- çeşitli ilaçları kullanarak iyileştirmeyi başlattığında hastalık dursa da, bir kaç ay sonra, şiddetli biçimde ilerlemeye devam etti.
Dr.Saltzas, Ayvalık'a geldiğinde, çoğu zaman lepra hastanesindeki cüzzamlıların kanları alınır ve temizlenirdi. [Dönem,] antiflojistik [5] tezlerin zamanıydı.
Ve bu tedavinin, özellikle yeni başlayanlar olmak üzere cüzzamlıların periyodik olarak maruz kaldığı konjestif [6] olayların ilerlemesini ve ardından gelen akut eksüda [7] ataklarını engellediği kabul edildi. Ancak kısa süre sonra hastalık ve yoksunluk nedeniyle zaten zayıflamış olan bu zavallıların, güçlerinin tükenmesiyle ölümün hızlanmasından [elde edilen] deneyimler sonucunda, hastaları geçici olarak sakinleştiren bu uygulama terk edildi.
Dr.Saltzas'ın yaptığı deneylerde potasyum iyodür'ün [8] hastalığı ağırlaştırdığı ve sıklıkla şişmelere ve tahrişlere neden olduğunu [bunun da] deriye baskı yaptığını buldu. Bu ilaç, hastaları hızlı biçimde anemik [9] hale getirirmekte ve bazı durumlarda ise pulmoner emboli [10] gelişmesini desteklemekteydi. Ayrıca, Dr.Saltzas, 1845'te, her zaman birkaç Yunan cüzzamlısının bulunduğu Saint-Louis hastanesindeki Dr.Devergie's'de, potasyum iyodürünün, cüzzam semptomlarında bu şiddetlenmeyi bu derece artırdığını görmüştü. Öyle ki Devergie bundan kesin olarak vazgeçmişti.Dr.Saltzas, genel veya kısmi deniz banyolarının (el ve ayak banyoları) cüzzamlılarda iyileştirici yaralar için kısa sürede onarıcı olarak kullanılmasını savunuyordu. Son olarak, bazı hastalarıda, dolunayın cüzzamın seyrinde her zaman bir şiddetlenmeye neden olduğuna dair inancını da aktarıyordu. ...”(Zambakos,1891:214-218)
02.22. Vital [Casimir] Cuinet 1833-1896 yılları arasında yaşamış Fransız coğrafyacı, haritacı ve oryantalisti idi. Hayatı hakkında geniş açıklamayı; OKUMALAR I: Ayvalık Adaları adındaki blogumda yapmıştım (Köksal,31 Ağustos 2026).
La Turquie d'Asie'nın Hüdavendigar (Bursa) Vilayeti'ni ele aldığı 4.cilt sayfa 268-271 sayfaları arasında da Ayvalık kazası yer almaktadır. Yine bu cilte de, bağlı oluğu Hüdavendigar Vilayeti ve Karasi (Balıkesir) Sancaklarını anlatan bölümlerde Ayvalık kazası yer yer geçmektedir.
"... KARASİ SANCAĞIMerkezi: Balıkesir ...
İdari bölüm.
İdari olarak 9 kaza ve 17 nahiyeden oluşan [sancak] toplam 943 köye bölünmüştür:
Askeri Tümen.Bir başçavuş ve bir teğmen komutasındaki ve karargâhı Ayvalık'ta bulunan bir müfreze hariç, Karasi [Balıkesir] sancağında aktif ordu birliği (nizam) bulunmamaktadır. Yedek kuvvetin 3 tabur ve 3 öncü bölüğü (mukaddem) ve 3 tabur ve 3 artçı bölüğü redif olmak üzere 6 tabur ve 6 bölüğünün karargahları aşağıdaki gibidir:
1. Sancağın başkenti olan Balıkesir'de, biri öncü diğeri artçı olmak üzere 2 tabur.2. Kaza başkenti Edremit'te, biri öncü diğeri artçı olmak üzere 2 tabur.3. Kaza başkenti Bandırma'da, biri öncü diğeri artçı olmak üzere 2 tabur.4. Kepsut'da 2 bölük, biri öncü, diğeri artçı.5. Kaza merkezi Kemer-Edremit'te 2 bölük, biri öncü, diğeri artçı.6. Gönen'da 2 bölük, biri öncü, diğeri artçı. ...”
(Cuinet,1894:249-250)“... Tütün İdaresi.Tütün İdaresi'nin Karasi Sancağı'nda dört müdürlüğü bulunmaktadır ve bu müdürlüklerin merkezleri Balıkesir, Ayvalık, Edremit ve Bandırma'dadır. Bu müdürlüklerin Erdek, Gönen, Bigadiç ve Sındırgı'da bulunan dört ikincil kurumu vardır.Gümrük.Karassi Sancağı'na bağlı Ayvalık, Akçay, Artaki (Erdek), Kapıdağı ve Bandırma limanlarında gümrük idaresinin net geliri 1.457.711 frank (1893-94) idi; bu bilgi vilayetin gelir ve giderleri bölümünde, sayfa 108'de görülebilir.Posta ve telgraf.Bu sancakta dört telgraf istasyonu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Bandırma'da olup uluslararası (Türkçe ve Fransızca) hizmet vermektedir; diğer üçü ise Balıkesir, Erdek (Artaki) ve Bigadiç'te olup yurtiçi (Türkçe) hizmet vermektedir. Karassi Sancağı'nda bulunan ve yalnızca Türkçe haberleşme hizmeti veren ikinci tipteki diğer üç telgraf istasyonu [ise] Ayvalık, Kemer-Edremit ve Edremit'te bulunmaktadır. Ayvalık'ten Midilli Adası'na 13 deniz mili uzunluğundaki denizaltı kablosu da İzmir'deki Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü'nün kontrolü altındadır. ...”(Cuinet,1894:251-252)“... Tuzla.Ayvalık kazasında bir tuzla bulunmaktadır. İşletme yılda ortalama 2.658.900 kilogram tuz üretmektedir ve bunun büyük kısmı hayvancılık[la uğraşanlar] tarafından tüketilmektedir. Bursa vilayetindeki tek tuzladır. ...“(Cuinet,1894:258)“... Ticaret.Karassi [Balıkesir] Sancağı'nın ticari hareketi, ikisi Ege Denizi'ndeki Ayvalık (Midilli Kanalı) ve Akçay (Adramit Körfezi) ve üçü Marmara Denizi'nde Artaki veya Erdek (Artaki Körfezi), Kapudağ (Peramo) ve Pandernaa (Kyzikos Körfezi) olmak üzere beş liman üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu hareketlilik, yıllık ortalama olarak şu şekilde özetlenebilir:
İhracat 34.074.701 fr.İthalat 8.511.928toplam 42.586.629 fr .:..”
(Cuinet,1894:261)
“... AYVALIK KAZASIYönlenme; sınırlar.Ayvalık kazası, Bursa vilayeti Karasi sancağının güneybatı noktasında yer alır. Sınırları: kuzeyde Edremit Körfezi; doğuda Kemer kazası ile; güneyde İzmir vilayeti ve batısında [ise] Midilli boğazı bulunur.İdari bölümlenme.Kazanın nahiyesi yoktur ve Ayvalık şehrinin yanı sıra, Küçük (le petit) adında sadece bir köyü bulunur.Kazanın nüfusu.Nüfusu 23.192 kişi olup, Ayvalık kasabası ile Küçükköy arasında aşağıdaki şekilde dağılır:
Merkez kasaba.AYVALIK şehri (Türkçe, ayvalar diyarı) Yunanca'da [da] aynı anlama gelen “Kydonia” adından gelmektedir. Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi, neredeyse tamamı Rum Ortodoks olan 20.974 [dizgi hatası: 20.774 kişilik] nüfusa sahiptir ve tek başına merkezi olduğu tüm kazayı temsil etmektedir. 24°23' boylam ve 39°22' enlemde, Edremit Körfezi'nin girişinde ve Midilli boğazında olmasından [dolayı] ticari bir liman için seçilebilecek en iyi yerlerden biridir.Burada çok fazla olaylar oldu. Yunan Bağımsızlık Savaşı (1826) [11] sırasında tepeden tırnağa harap olan Ayvalık'a, 1882'de boğazın genişletilmesinden itibaren liman, ağır tonajlı gemilerin erişimine [de] açıldı [ve] her geçen gün büyüyerek eski refahına tamamen kavuştu.Ayvalık, kaymakamın, vali yardımcısının ve kaza yönetim kurulunun oturduğu yerdir. Buradaki meclis; 3 Türk memur, 3 Rum eşraf ve Metropol temsilcisi olmak üzere 7 üyeden oluşur, naib'in başkanlık ettiği ve tümü Rum Ortodoks ve Müslüman bir katip [toplam] 7 üyeden oluşan bir bidayet mahkemesi; bir tek sekreteri Müslüman olan bir belediyesi; Ticaret ve Ziraat Odası; şehir ile Midilli adası arasındaki 13 deniz mili uzunluğunda iç hizmet veren direkli (Türkçe dilinde) ve bir denizaltı kablosu ile hizmet veren (Türkçe ve Avrupa dilleriyle) telgraf idaresi; Ziraat Bankası, kamu borç ve tütün kontrol kurumları, gümrük dairesi, liman idaresi ve karantina servisi; Bu topluluğun despotunun (piskoposunun) bir temsilcisinin yüksek başkanlığında, münhasıran Rum Ortodoks eşrafından oluşan bir [şehir] yönetim kurulu, okul ve diğer komisyonlar, vb.Ayvalık aynı zamanda bir yaver-binbaşı, bir yüzbaşı ve bir teğmen tarafından yönetilen nizami (aktif ordu) bir müfreze karargahıdır. Kamu düzeninin ve polisin hizmeti, bir teğmenin emri altındaki bir "zaptiye" grubu ve iki memurun (polis) yardım ettiği bir polis komiseri tarafından yapılır.Okullar.Mahallelerde Müslümanların okulu yoktur. 875'i erkek ve 230'u kız olmak üzere 1.105 öğrencinin eğitim aldığı farklı derecelerdeki Yunan okullarının sayısı aşağıdaki gibidir:
Ayvalık şehri 11 bölgeye ayrılmıştır. Bir konağın (hükümet binası) yanı sıra, belediye binası, bir askeri hastane ve üç karakolun (karakol, bir tür küçük kışla) dışında, 1 mescit, 12 kilise ve 6 manastır; 2 otel, 2 gazino, 3 han veya otel, 50 modern kafe ve 10 Türk kahvesi, 45 fırın, 950 çeşitli dükkan, 25 değirmen, 7 un değirmeni, 18 yağ değirmeni, 26 sabun fabrikası, 40 tabakhane ve 4.774 ev.
Ayvalık'ta; İngiltere, Fransa ile İtalya konsolos yardımcısı ve Yunanistan konsolosu bulunmaktadır. Almanya, Avusturya ve Rusya'nın temsilcisi yoktur.Ana zirai ürünler, üzüm, zeytin ve çam fıstığıdır. Şehrin çevresinde 14 tuğla [ve] 1 cam atölyesi ile Ayvalık ve Küçükköy'deki inşaatlarda kullanılan 9 adet taş ocağı bulunmaktadır.Ayvalık kazasında hasatı yapılan veya üretilen en önemli yurt içi ve yurt dışı ihracat kalemleri arasında taze zeytin ve zeytinyağı; çok önemli miktarlarda düşük kaliteli sabunlar, tabaklanmış post ve deri, bir miktar kösele; mükemmel şarap ve iyi cins kuru üzüm, sakız özlü veya fıstık ağacı reçineli alkollü içkiler, kiremit ve tuğla, gündelik kullanım için cam işleri, değişik tahıllar ve çeşitli niteliklerde un ile unlu mamüller vb.Ayvalık limanındaki ticaret hareketinin yıllık değeri 12.420.724 fr. [franc], bunun 9.024.034 fr. İhracat ve 3.398.890 fr. ithalattır.Aynı limanın deniz hareketi 1/13 Mart 1893'ten 29 Şubat-12 Mart 1894'e kadar şu şekildeydi:
Gümrük vergileri şu şekildeydi:
Sağlık hizmeti tarafından toplanan ücretler 2.441 fr. ...”(Cuinet,1894:268-271)
02.23. Direktör [Mehmet] Âli Bey 1846-1899 yılları arasında yaşamış Osmanlı tabiyetindeki tiyatro ve mizah yazarı idi. 1859 yılında Vâlide Rüşdiyesi’ni bitirdi sonra tarih, coğrafya, felsefe, astronomi, kimya, ekonomi, yönetim bilimi, hukuk ve matematik alanında özel ders aldı. Arapça, Farsça ve Fransızca’sını geliştirip erken yaşlarda Fransızca konuşup yazabilecek duruma geldi. Trabzon valisi iken Herakleitos [Ἡράκλειτος] adlı Samsunlu bir Rumla büyük bir aşk yaşadı ve evlendi. “Direktör” lakabıyla anılması bu son görevi dolayısıyladır. Tanzimat Tiyatrosu'nun ilk oyun yazarları arasındadır. Gedikpaşa Tiyatrosu'na çeviri ve uyarlama oyunlar hazırlamış, Namık Kemal'le birlikte Diyojen'e yazılar yazmış, birçok eserin sahneye konulmasına büyük emeği geçmiştir.
Mehmet Âli Bey, 1896 yılında Rauf Bey Kütüphanesi tarafından İstanbul'da yayımlanan Seyahat jurnalı : İstanbul’dan Bağdat’a ve Hindistan’a adlı eserinde Ayvalık'ı yazmıştır. 1885 ila 1888 yıllarını kapsayan seyahat notlarını içeren bu eser Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerindeki toplumsal hayata dair bilgiler de vermektedir. Ayvalık eserde bir kaç satır olarak girmiştir ve anlaşılan odur, Ayvalık'ı pek beğenmemiştir (Mehmet Âli,2019:6).
"... AYVALIKKiraladığım küçük bir vapurla bir aralık Ayvalık kasabasına gittim. Ayvalık karşısında ve Edremit Körfezi'nde Cunda Adası'nın teşkil ettiği boğazın sonunda bulunan bir kaymakamlık merkezidir.Kasabanın anlatmaya değer bir şeyini göremedim. Fakat ahalisinin tamamının ticaretle uğraşan, refah ve saadet içinde yaşayan adamlar olduğunu büyük bir memnuniyetle gördüm. O gece orada kalıp ertesi gün gayet fena bir havada yine o küçük vapura binip bata çıka Midilli'ye döndüm. ..."(Mehmet Âli,2019:6).
02.24. Şerafettin Mağmûmî [Eşref Fevzi] 1869-1927 yılları arasında yaşamış sonradan Mısır tabiyetine geçmiş, Osmanlı doktor, gazateci ve yazarı idi. Yaşam öyküsü ile ilgili bilgileri; OKUMALAR I: Ayvalık Adaları adındaki blogumda yapmıştım (Köksal,31 Ağustos 2026).Doktor, Kemer'den [Burhaniye] artık iyice sıkılmıştır. Ayvalık'a gitmek için "... şosesiz altı saat yol zahmeti çekmektense her hafta Edremit'e ve Kemer'e (Burhaniye) gelip sonra Ayvalığa uğrayarak İzmir'e dönen Hamidiye ve Victoria vapurlarından biriyle ..." gitmeye karar verir. Ancak "... bir yandan işsizlik sıkıntısı bir yandan şiddetli lodos fırtınasının çıkması ve sürmesi münasebetiyle ..." arabayla gitmeye karar verir. Gelişinin dördüncü güne rastlayan 23 Aralık günü "... bardaktan değil belki küpten boşalırcasına inen yağmurda ..." arabaya binerek Ayvalık'a doğru yola çıkar.(Şerafettin,2002:138).Çok kötü bir yolculuk başlamıştır. Doktor, arabanın içine giren yağmur nedeniyle sırılsıklam bir halde yoluna devam eder. Bir süre sonra Karaağaç köyünün yanından geçerek "Emrud Âbad" ovasına varır ve yarım saat kadar burada durup "birkaç sıradan hastayı muayene" ettikten sonra yollarına devam ederler. Nihayet Mağmûmî, yedi saat süren bir yolculuktan sonra "... duvarlarla çevrili bahçeler ve bostanlar önünden geçerek ..." Ayvalık'a varır (Şerafettin,2002:139).Bunca sıkıntılı yolculuktan sonra Ayvalık'a varan doktorun bindiği araba, "[s]okakların darlığı nedeniyle ... handa durmak zorunda kalınca eşyaları hamala yükleyip "Burgala" oteline ..." doğru yürümeye başlar (Şerafettin,2002:139).
Yazar -büyük olasılıkla-, şehrin kuzey yönündeki ikinci girişi olan "dereboyu" üzerinden Ayvalık yönüne dönmüş ve bugün Talat Paşa Caddesi adını verdiğimiz yoldan deniz yönünde ilerleyerek, -yine- bugün yerinde Süner Pasajı'nın inşa edildiği arsada bulunan "büyük hanın" önünde arabadan inmiş olmalıdır. Orada bekleyen ve eşyalarını yüklenen bir hamalın eşliğinde bugünkü Yapı Kredi Bankası'nın yanından devam ederek Gazinolar Sokağı'na kadar yürümüş ve köşede bulunan Jacovos G. Moura tarafından işletilen Hotel Georgala'da kalmış olmalıdır.Ardından yazar, "[s]andığı sepeti yerleştirip biraz dinlendikten sonra [hemen] gazinoya" inmiş, burada biraz zaman geçirdikten sonra karnı acıkmış ve "saat ikiyi bulunca (saat 20.00) müşteriler dağılmaya başladığından ... arkalarından [çıkmış] ve dört adımlık uzaklıktaki lokantada yemek yiyerek" gazinoya geri dönmüş olmalıdır (Şerafettin,2002:139).
Şerafettin Bey neredeyse bir ay sonra oldukça "ihtişamlı" bir gazinodadır artık. Buradaki hislerini okurlarına şöyle anlatır:
"... Beyoğlu'nun doğu yolundaki ... birahanelerin iki katı büyüklüğünde, duvarları tablolar, aynalar süslü ve "Olimpia" adı ile ünlü bu gazinonun yabancılık münasebetiyle bir köşesine ilişip kolalı gömlek giymiş kar gibi beyaz önlüklü garsonlardan birini çağırarak gazete sordum. Türkçe olarak "İkdam" bulup getirdiler. Çay ile dilimi, midemi ve okuyarak gözlerimi ve beynimi memnun etmeye başladım. Bir tarafta ince saz takımı kâh alafranga kâh alaturka parçalar çalıyor, hınca hınç dolmuş olan halk da konyak ve rakı kadehlerini yuvarlıyordu. ... Alaturka gece saat ikiyi bulunca (saat 20:00) müşteriler dağılmaya başladığından ben de arkalarından çıktım ve dört adımlık uzaklıktaki lokantada yemek yiyerek döndüm ..." (Şerafettin,2002:139).
Özellikle duvar aynaları hakkındaki bilgiden yola çıkarak, "Olimpia" adlı gazinonun bugünkü "Şehir Kulübü" olduğunu söyleyebiliriz.
Mavi diz çoraplı, siyah şalvarlı erkekler...badem sübyesi... keras!... ayva!...zeybek oyunu... yılbaşında oynanan kumar...Doktor Şerafettin Bey de bize, Ayvalıklı erkeklerin 1894 yılındaki giyim tarzlarını ve kısmen de olsa gündelik hayatları hakkında bilgi vermektedir. Lokantada karnını doyuran doktor tekrar gazinoya geri döndüğünde kalabalık içinde olsalarda, kendisini karşılamaya gelen iki "hükümet memurunu", giyim tarzlarına bakarak hemen ayırt eder. Gazinodaki Ayvalıklı erkeklerden oluşan kalabalığın kıyafetleri ise şöyledir:
"...gazino müşterilerinin yarısı siyah şalvarlı, mavi diz çoraplı, fesleri devrik, iri püskülleri omuzlara yatmış başın hareketinde enseyi dövüyordu. Öteki yarısı da kapela [hkk.- keçe veya kumaştan yapılan bir tür siyah başlık.] giymişlerdi..." (Şerafettin,2002:140).
Doktor seyahatnamesinde, bu gazinoları kullanan müşteriler ve onların davranışları hakkında da bilgiler verecektir. Ancak önce bir şaşkınlığını dile getirir:
"Buranın ahalisi Hıristiyan olduğundan Beyoğlu gibi kadın erkek karışık olarak gazino ve sokaklarda bulunacağını umuyordum. Halbuki, yanlış olmasın ama çarşı ve pazarda erkekten başka bir yaratık görmeyince şaşırdım ve soruşturdum. Kadınların erkekleriyle birlikte ve (ya da) yalnızca, süslenerek dışarı çıkmaları ayıpmış." (Şerafettin,2002:143)
Şerafettin Bey, seyahat yazılarının değişik bölümlerine dağılmış halde de olsa Ayvalık'ın erkek ahalisi hakkında, bize şu bilgileri verir:
"Ahalisi olağanüstü içki tutkulusu geceleri saat beşe altıya (saat 23-24) kadar kadeh oynatıyorlar. Böylece hepsi izbandut gibi iri yarı adamlar olup zayıf, cılız bir kimseye rastlamadım desem doğrudur. Bunu da iklim ve havanın ılımlılığına ve sağlamlığına yormaktayım" (Şerafettin,2002:143).
"Yerli ahali de olağanüstü ikramcıdır. Hatta o derecedir ki gazinolara gidemez oldum. ... Yanı başımızdaki masada on beş yirmi kişi halka gibi olup içki içiyorlar. Garson gelip onlardan birini göstererek "Keras!" ettiğini ve ne içeceğimizi sordu. Önce kahveler ve çaylar alınmış olduğundan somata yani badem sübyesi ısmarladık. Keras ikram demekmiş. Şerefinize, sağlığınıza deyimlerinin burada eşi olan "Ayva" sözcüğüyle içtik. Arkası kesilmiyor. Başladı her kez her birimize ikişer kupa Somata gelmeye, biz de karşılık vermekte kusur etmedik. Ama bizimkisi üç kerasta bitti. Onlar yirmi kişi. Bir kişi de iki takım ısmarlıyor. Masanın üstünde iki üç tepsi dururken biri daha gelmeye başladı. ... Ayvaya filan bakmayarak birer yudum ile bırakmaya başladık. Bu sırada Somatayı Konyağa dönüştürdük. Bir yandan da ince saz takımı yine şerefimize olmak üzere tekrar tekrar alaturka parçalar çalıyordu. ... Ne ise saat beşe gelip kerasın da bir kaç dakika ara vermesi uzayınca dışarıya çıktık. Hem de fırlarcasına çıktık. Bir iki gün midemi düzeltemedim" (Şerafettin,2002:144-145).
Şerafettin Bey bu derece fazla içen halkın gazinolarda geçirdikleri zamana dair de bize bilgiler vermiştir. Bu bilgilerin başında, kendisini de şaşırtan davranışları ikişerli oynadıkları "zeybek dansı" ve çalgıcılara verdikleri bahşiştir. Bu durumu şöyle anlatır:
"Gazinolarda yabancıların dikkatini çeken ve şaşırtan bir şey varsa o da halkın ikişer ikişer kalkıp o kalabalığın içinde Zeybek oynaması idi. Bitince çalgıcılara bahşiş veriyorlar. Bu bahşiş işinde de bir tuhaflık var. Yerel adet gereğince herkesin önünde çalgıcılara bir lira atılırsa onun bir mecidiyesi, alıkonularak üst tarafı gizlice sahibine geri verilirmiş! Pazar ve yortu geceleri bu oyunun arkası alınamadığından çalgıcılar yalnız bir hava çalmakla vakit geçirirler. Oyun oynandığı geceler çalgıcıların yüzleri güler, mutlu olurlar" (Şerafettin,2002:145).
Doktorun yazdıklarından yola çıkarak, en azından yılbaşı geceleri de olsa halkın "kumar oynama" heveslisi olduğunu öğrenmekteyiz. Şerafettin Bey, büyük olasılıkla "Olimpia" gazinosunda geçirdiği, 1894 yılını 1895'e bağlayan yılbaşını şöyle anlatır:
"Yılbaşı gecesi sabaha ve gündüzün akşamına kadar kimsede çalgı dinleyecek hal yoktu. Herkes ayak oyununu para oyununa çevirerek ihtiyarından gencine, zengininden fakirine varıncaya kadar her masa başına bir sürü halk toplanmış, talih denemesi için kumar oynuyor ve her devirde belli bir parayı gazinocuya verdiğinden şimdi de gazinocuların sevinçten dudakları kulaklarına varıyordu. En çok kazanan gazinocular idi" (Şerafettin,2002:145).
Şehrin coğrafi durumu ve nüfusu hakkında bilgiler...Doktor Mağmûmî, Ayvalık şehrinin coğrafi durumu hakkında da bilgiler vermektedir. Onun yazdıklarına göre 1894-1895 yılı Ayvalık'ının coğrafi durumu şöyledir:
"Hüdavendigâr (Bursa) ilinin ve Karesi (Balıkesir) livasının batı sınırında ve yöresinde yalnız bir köyü olan Ayvalık ilçesinin merkezi olup il merkezine elli dört, Midilli'ye denizden iki ve İzmir'e de denizden on saat uzaklıktadır. Havuz biçiminde bir koyun kenarında ve üç tepenin Adalar Denizi'ne bakan yamacı üstünde kurulmuş olup yirmi binden artık nüfusu vardır. Ahalisi kâmilen (tümüyle) Rum olup memurlar ve askerler ile otuz kırk haneden oluşan kıptiler dışında islam ve bir tek haneden başka Musevi yoktur. O da kentin tek lostracısıdır." (Şerafettin,2002:141-142).
Şerafettin Bey'in verdiği bilgilere ihtiyatla yaklaşmak gerekse de, yukarıdaki "Ahalisi kâmilen ... Rum olup memurlar ve askerler ile otuz kırk haneden oluşan kıptiler dışında islam ve bir tek haneden başka Musevi yoktur. O da kentin tek lostracısıdır." bilgileri önemlidir.Bunlardan ilki; -şüphesiz yazılanlara karşı "ihtiyatımı muhafaza ederek" yaklaşsam da- varlıkları XV. yüzyıla dayanan şehirdeki Romanların, "taife-i gebran" değil Müslüman olduklarına dair bilgidir. Diğer bilgi ise; ekseriyeti Ortodoks, az sayıda Müslüman ve XIX. yy sonuna doğru yerleşen bir iki hane Katolik dışında (Köksal,2022.b:158) başka bir cemaate dair bilgimiz olmayan Ayvalık'ta, dört ya da beş kişiden oluşmuş bir Musevi ailesinin de bulunduğudur. Doktorun anlattıklarına göre üstelik bu ailenin kimi üyeleri, şehirdeki "tek" ayakkabı onarımı ve bakımı işini yapan esnafıdır.
Sarmısak taşı... binalar ve sokaklar...şehrin "tıbbi topografyası"...Mağmûmî, sarmısak taşını şehrin en önemli yapı gereci olarak görür ve bu taşı okurlarına şöyle tanıtır:
"Arazinin taşlık olması ve koyun karşısında yerli gereksinmelere yettikten sonra İzmir ve İstanbul'a gönderilip ihraç edilecek kadar "Sarımsak Taşı" denilen ve soluk pembe daha doğrusu karaciğer renginde bir taşın çıkması nedeniyle kentin bütün mahalleleri ve evleri taştan yapılmıştır. Ahşap ne bir dükkân ne bir hane vardır. " (Şerafettin,2002:142).
Şerafettin Bey'in şehre dair gözlemlerinde yer alan taş binalar belki iyidir ancak, bunların sıkışık inşa edilmeleri ve dar sokaklar oluşturmaları da eleştirisini almıştır:
"Evlerin çoğu pancurludur. Sokakların, iki üç caddesi dışında hepsi araba geçemeyecek kadar dar ve bir iki metre genişliğinde olması ve buna ek olarak hanelerin bahçelerinin olmayışı Ayvalık'a tek parça bir bina görüntüsü veriyor. ... Sokakları dar olmakla birlikte çoğu düz ve koşut." (Şerafettin,2002:142) (hkk.- baskıdaki yazım hataları aynen alınmıştır.).
Ancak doktor, bu dar sokakların kaldırımlı ve temiz oluşlarına da vurgu yapar:
"... Kıpti mahalleleri dışında ötekilerin kaldırımları mükemmel ve temizdir. Şimdiye kadar sokaktan çamursuz buradan başka yer görmedim. Hele sokak köpeklerinin olmayışı temizliğin sürdürülmesini sağlıyor." (Şerafettin,2002:142).
Şerafettin Bey Ayvalık'ta geçirdiği günleri anlattığı bölümün sonuna geldiğinde, şehrin tıbbi açıdan kritiğini de yapmıştır. Ona göre Ayvalık şehri:
"... Batıdaki durumu nedeniyle havası ılımlı, temiz olup özellikle yöresinde onlar gibi bataklık bulunmaması iklimsel erdemlerini bir kat artırıyor. Yalnız sokakların darlığı, evlerin bahçelerinin olmayışı rutubet yapmaktadır. Suları kuyu suyu olup temiz ve tatlıdır. Ayvalık'ın sadece bir kusuru vardır ki o da ne genel ne de özel lağım yolları olmamasıdır. Halbuki toprağın durumu bu tür akakların yapılmasına çok uygundur. Bir de sahilde rıhtımı olmayıp hane ve mağazaların çöplüğü haline geldiğinden bundan kurtulunması ve kent içinde kokuşma yapan tabakhanelerin kent dışına götürülmesi, geciktirilmesi doğru olmayan sağlık önlemleridir." (Şerafettin,2002:150).
Resmi binalar... ibadethaneler ve şehrin diğer yapıları...Doktor, binalar hakkında genel bir değerlendirme yaptıktan sonra şehri oluşturan önemli kamu yapılarını okuruna tanıtmaya başlar. Bu binalardan "hükumet konağı"nın yeri üzerine olan eleştirilerini de sıralar:
"Ayvalık'ta pek çok yüksek ve süslü konaklar olup Hükümet Konağı ve üç Askeri Karakolhane Osmanlı şanına yakışacak güzelliktedir. Yalnız Hükümet Konağı'nın kentin tamamiyle dışında ve kıyısında bulunması gibi bir sakıncası vardır." (Şerafettin,2002:142).
1894-95 yıllarında Ayvalık'ta bir Müslüman camisinin olmadığına dair bilgilerimiz bulunmaktaydı (Köksal,2022:158). Yazılanlardan yola çıkarak Hamidiye Camii'nin yapım kararının alınmasında Şerafettin Bey'in rolü olduğunu öğrenmekteyiz:
"İbadet için Rıza Paşa hanında bir özel yer ayrılmış ise de özel ve düzgün bir cami ve bir okulun hemen inşası orada bulunduğum sırada yerel hükümete bildirildi ve muştulandı." (Şerafettin,2002:142).
Doktor şehri tanıtmaya devam eder:
"Beldenin içinde süslü kuleli, sanat işi ve büyük kiliseler, eski Mısır mimarisinde erkek ve kız okulları. Hükümet Konağı'nın karşısında mükellef bir şekilde yapılmış “Burgala” hanı. Zeytinyağı sıkılan buharlı fabrikalar, üç dört metre çapında ve küp biçiminde demir tankları bulunan yağhaneler," (Şerafettin,2002:142-143).
Mağmûmî seyahat notlarında, şehirdeki sağlık yapıları hakkında da bilgiler vermiştir. Burada yazılı bilgilere göre:
"... onbeşe yakın eczane ve bir gureba hastanesi vardır. Bir katlı ve otuz kırk yataklı Ispıtalya yani hastahaneyi gezdimse de sağlık bakımından uygun bulmadım." (Şerafettin,2002:143).
"Ayvalık'ta hiç hamam yoktur. Eskiden iki üç tane varmış, harap olmuş. Sonra da kimse yaptırmamış. Bunların kalıntılarını gördüm." (Şerafettin,2002:144).
Şehrin eğlence yerleri ve otelleri...Doktor Şerafettin Bey seyahatnamesinde, Ayvalık'ta geçirdiği yaklaşık üç hafta boyunca -ihtimal ki- tümünü kullandığı eğlence yerlerini bizlere tanıtmıştır. Mağmûmî'nin Ayvalık'taki eğlence yerleri hakkında yazdıkları şöyledir:
"Yeni Dünya, Orala, Olimpia gazinoları rıhtım hizasında denize doğru bir uzantı oluşturmuşlar. İki yanlarında parmaklıkla çevrilmiş gezinti yerleri bulunduğu gibi deniz üstünde geniş yazlıkları da vardır. Bu rıhtımın öteki kıyısında oteller ve aralarında lokanta bulunuyor. Telgrafhane de Yeni Dünya gazinosunun karşısında ve deniz üstündedir." (Şerafettin,2002:143).
Şerafettin Bey bu eğlence yerlerini oldukça ucuz bulur. 1894-95 yılına göre buralara ait bir tür "fiyat listesi" şöyledir:
"Önceleri anlattığım çalgılı, gazeteli gazinolarda saatlarce oturup eğlenildiği halde kahve, çay ve somata denilen bir bardak badem sübyesi ve öteki türlü içkilerin birer kadehi bir metelik yani onların Mecidiye otuz üç hesabına göre on yedi para, asıl bizim hesaba göre "on para" idi. ... Çalgısız kahvehanelerde bir metelik içinde kalmak üzere bir baş da tönbeki ikram ediliyor. Tavla oynamak bedavadır. Üç dört kap yemek ve sonunda meyve de yiyip içtiğim halde fiyat mahalli hesapla yedi sekiz kuruştan yukarı çıkmaz ve Mecidiye çeyreği üzerine beş on para geri verilirdi." (Şerafettin,2002:144).
Yazarın oteller hakkında verdiği bilgiler ise şöyledir:
"Eski ve yeni birçok hanla birlikte rıhtım üstünde düzgün ve mükellef iki otel dahi vardır. Dört aylık seyahatim sırasında birçok belde ve kasabadan geçtiğim halde Ayvalık otelinde bulduğum dinlenme olanaklarına ve gördüğüm yetkinliğe başka yerde rastlamadım. Binası, bölümleri ve tefrişatı gerçekten takdire ve kutlamaya değerdi. Bedeli de tersine çok ucuz. Zaten Ayvalık'ta ucuzluk genel bir durumdur." (Şerafettin,2002:144).
"Zaten Ayvalık'ta ucuzluk genel bir durumdur."Doktor tüm kitabı boyunca çoğu yerleşmelerdeki değişik fiyatlar hakkında okurlarına bilgi vermiştir. Ancak yukarıda da vurguladığı gibi Ayvalık, yazarın verdiği bilgilere göre "çok ucuz bir yerleşme" olarak karşımıza çıkmaktadır.Mağmûmî'nin verdiği bilgilere dayanarak eğlence yerleri ve otellerde ödenen ücretleri yukarıda alıntılamıştım. Doktor bu bilgilerle yetinmeyerek, o tarihlerdeki et ve şarap fiyatlarını da satırlarına taşımıştır:
"Etin kıyyesi (okkası= 400 dirhem = 1283 gram) mecidiye yirmiden (yirmi kuruş) olmak üzere 3,5- 4.0 kuruştur. Şarap bedava sayılır. Kıyyesi (litresi) bizim hesabımızla yirmi beş okuz paraya olduğu halde müşteri çıkmıyor." (Şerafettin,2002:144).
Şehirden izlenen panorama...Doktor, manzarasını çok beğendiği Ayvalık'ta "gezmek ve hava almak için" özel bir yer aramayı gerek görmez. Şehri bizlere şöyle anlatır:
"Zihin açmak için deniz kenarına inip gazinoların deniz üstüne çıkıntılı yazlıklarına çıkmak yeterlidir. Boğazları eğri bir yönde olduğundan görülemeyen geniş havuzun, havuzu sınırlayan kırmızı adalar ile ortada beyaz bir kitle oluşturan "Cunda" kasabasının, tepelerinde manastırlar bulunan yarımadaların, batıya doğru ve yılankavi yönde uzayan körfezin oluşturduğu canlı tablolar görmekle doyulacak, bıkılacak şeyler değildir. Ya da kentin arkasındaki tepelerin üstüne çıkıp bir çizgiye sonlanmış ve kanallarıyla çırpınıp duran yeldeğirmenlerinin dibinde durulsa ufuk çemberi ve görüş açısı genişlediğinden seyredenin gözü Ayvalık'ın üstünden atlayıp girişinde mini mini bir adacık bulunan Cunda'nın batı boğazından geçerek görkemli bir dağ gibi görünen Midilli'ye uzanır. Doğuya doğru bakan Edremit körfezini ve tepesi beyaz örtüsü ile örtülmüş Baba sıradağlarını görür. Denize arkasını çevirip durursa göz alabildiğine zeytinlik deryası (görür)." (Şerafettin,2002:146).
Çamlık gezisi...Şerafettin Bey'in anlatımına göre 1895 yılının ocak ayı olduğu halde, Ayvalık'ta havalar halen bahara öykünmeye devam etmektedir. Ve o günlerin birinde Doktor, "Asker Eczacısı Kolağası Efendi ile birlikte kent halkının genel mesire yeri olan ve Çamlık denilen yeri ziyaret" etmeye karar verir. Bundan sonrasını ondan okuyalım:
"... kent halkının genel mesire yeri olan ve Çamlık denilen yeri ziyaret niyetiyle Ayvalık'tan çıktık. Ispitalyanın (hastahane) önünden geçip deniz kenarından yürüdük. Kâh kumluktan kah ladin ağaçları arasından yürüyoruz. Lodos dalgalarıyla atılıp karada kalarak ölen tabla gibi iri ve pelte gibi yumuşak ve şeffaf deniz çadırlarını (deniz anası) muayene ediyoruz. Sel suları ile toprağı sürüklenerek açıkta kalmış doğal taş yontuları arasından, volkanik araziden kimi lal, kimi yeşil, kimi sarı kimi de gökkuşağı gibi renkli yanık taşlar üstünden geçiyoruz. Çamlığın arasına sokulmuş hazin görüntülü Aya Nikola kilisesine vardık. Orayı geçince bodur ve sık ağaçlı çam ormanına daldık. Arazi volkanik taşlardan jeoloji müzesi biçimini almıştı. Madeni kitlelerden ayrımsanmayan ve her parçası özel nitelikler gösteren demirli, manganezli lavlann donmasından oluşan taş kitleleri ayaklarımızın altında dolaşıyordu. Çamlardan yayılan kokular ve saf havayı soluklayarak, çeşitli maden örneklerini inceleyerek ağaçlar arasından denizi, uzun körfezi, kayaların tepesine takılmış manastırları gözledik. Kısaca her adımda değişiklik, her noktada yenileşen şiirsel doğal görüntüleri seyrederek epeyce vakit geçirdik.
Güzelliğin maddeleşmiş biçimi denilmeye layık olup dünyada eşi çok az bulunan bu güzel yerde saatlerce değil günlerce, haftalarca, aylarca kalınsa insan kanıksayamaz. Yer dökülen çam yapraklarından bir hali ile döşenmiş, üstü çam dallarından oluşan yeşil bir kubbeyle örtülmüş ağaç sutunlarının oluşturduğu kafesten derya, koylar, adacıklar görülür. Havası güzel kokulu, iklimi ılımlı ve sefa memleketi(evi) temiz havaya, ılımlı sıcaklığa, dingin yaşama, güzel görüntülere gereksinimi olan veremliler ve kan fakirleriyle kentlerin bitip tükenmek bilmeyen gürültüsünden bıkıp usanmış, dar, sınırlı bir yerde durmaktan bezmiş sinirliler için yetkin ve etkili bir şifa yeri de olur. Buraya “Sanatorium”lar, hastahaneler yapılsa ne kadar iyi olacak. Eczacı ile karşı karşıya geçip bu konu üstünde çok konuştuk. Ortaya bir çok görüşler attık. Sonra aynı yoldan dönmemek için içeriye yönelip tepeler, bayırlar aşarak Ayvalık'ın arka tarafından girdik." (Şerafettin,2002:148-149)
Ayvalık'tan ayrılış...Şerafettin Bey tüm işlerini tamamlamış ve Ayvalık'ı layıkıyla gezmiş, İstanbul'u da özlemeye başlamıştır. Bekleyiş ile geçen o günlerin birinde Doktor, "... Genel Sağlık Yüksek Müfettişi Bongowsky Paşa Hazretleri'nin yardımcılarından ... Doktor Yulikon Efendi'den bir mektup ..." alır. Ayrıca bu mektupta kendisine verilen "sıhhiye müfettişi başkanlığı" görevinden de bahsedilmektedir. Bunun üzerine Şerafettin Bey oteline gidip bavullarını hazırlar. Ertesi sabah, "[o]cak'ın on birinci sabahı saat üçü çeyrek geçe (Saat 9.15) ... "Pandeon" kumpanyasının "Rumeli" vapuruna" binerek İstanbul'a doğru yola çıkar (Şerafettin,2002:151-152).
02.25. Geórgios Sakkáris [Γεωργιος Σακκαρης] 1870-1942 yılları arasında yaşamış, eğitimci ve yazar idi. Ayvalık'ta doğan Geórgios Sakkáris hakkında elimizde sınırlı bilgi bulunmakta. Onun Kidonya Akademisi'nin ardılı olan Kidonya Gymnasium'unda eğitimci ve yönetici olduğunu ve çok yönlü yazma uğraşı içinde bulunduğunu biliyoruz. Babasını erken yaşta kaybettiğini ve 1875 yılı civarında, annesinin onu ve üç kız kardeşini alarak Atina'ya taşındığını, burada edebiyat okuduğunu ve 1892'de klasik edebiyat ve pedagoji eğitimini tamamlamak için iki yıl Almanya'ya gitti. Yunanistan'a döndükten sonra kısa bir süre Sifnos (Yavuzca) adasında çalıştı. Oradan, 1895 Eylül'ünde orta okul müdürü olarak atandığı Isparta'ya gitti. Isparta'dan doğum yeri Ayvalık'a geldi ve öğretmen olarak işe başladı. Muhasebe dersleri için hazırladığı kitabını 1902'de Ayvalık'taki öğretmenlik görevi sırasında yazdı. 1905-1909 yılları arasında Gymnasium'un müdürlüğünü yaptı. 1908-1909 arasında, çok kısa ömürlü olan Kidonya Helenik Siyasi Birliği (Ελληνικός Πολιτικός Σύνδεσμος Κυδωνιών)'un [12] kurucusu oldu ve yönetim kurulunda görev aldı. Dernek 1909 sıkıyönetimi tarafından kapatıldı. 1909'da İzmir'e gitmek için Ayvalık'taki görevinden istifa etti. İzmir'de, büyük olasılıkla aynı anda; Kyriakou Gianniki Yunan-Alman Lisesi ile aynı yıl kurulan Evanjelik Okulu'nda ticaret bilgisi dersleri verdi. Helen sözlü tarih kaynaklarında aynı zamanda Helenik Kız Okulu'nda da ders verdiği ileri sürülmekte. Daha sonra, Eylül 1914'te Lefkoşa'daki Pancyprian Gymnasium'una müdür olarak atandığı için Kıbrıs'a taşındı. 30 Ocak 1915’te, Üç Kutsal Önder Bayramı'nın okul kutlamaları sırasında, “Küçük Asya Helenizmi” adlı ateşli bir bir konuşma yaptı. Bu konuşma yukarıda değindiğim gibi, aynı yıl bir broşür olarak yayımlandı. 1916-1919 arasında üç yıl Amfissa Gymnasium'unda görev yaptı. 1927 yılında emekli olana kadar Atina'da çeşitli liselerde görev yaptı. 1942 yılında Atina'da öldü (Köksal,19 Temmuz 2021;Köksal,11 Temmuz 2026).
Ἱστορία τῶν Κυδωνιῶν, büyük olasılıkla Sakkáris'nin Ayvalık'ta eğitimcilik yaptığı günlerde tuttuğu notlardan yararlanarak, 1920 yılında yazdığı ve günümüzde halen, Ayvalık tarihi üzerine çalışan araştırmacılarca kullanılan, "tartışmalı" bir kitaptır. Birinci bölümde "Kidonya"nın kuruluşunu anlatır ve Demetrakellis'i tanıtır:
"... Çoğu Rum olan halkın arasından bu sırada yetişen Yani Dimirakelis İkonomos adında bir rahip şehrin gidişatını birden değiştirmişti. İkonomos'un yaptığı en büyük hizmet evvelce yakın Türk derebeyliklerine bağlı bulunan Ayvalığa, doğrudan doğruya muhtariyetle idare olması için gerekli fermanı sağlamak olmuştur." (Erim, 1948: 17)
Kitabın ikinci bölümünde ise kendisinin de eğitimci ve yönetici olarak görev yaptığı Akademi'nin birinci dönemini tanıtır. Üçüncü bölüm, 1821 isyanı üzerine hazırlanmıştır. Bu bölümde şehirde yaşanan çatışmaları ve boşaltılmasını işler. Dördüncü bölüm çıkartılan af üzerine halkının geri dönüşünü ve şehrin yeniden inşasını ele alır. Beşinci bölüm 1900 başlarında şehrin yeniden zirveye ulaşması dönemini ele almaktadır. Burada, eğitim müfredatına kendi döneminde yapılan eklentileri de coşkuyla paylaşır. Son bölüm 1922 yılında yaşanan olayları ele alır ve şehrin son kez ve kesin olarak boşaltılışını işler. Ek bölümlerde ise önce nüfus yapısı ve sosyal hayatı ele alır son ek bölümünde ise Ayvalık halkının Yunanistan topraklarında yeniden yerleştirilmesi konusuna girer.
Kitabın Türkçe tercümesi halen devam etmektedir.
DEVAM EDECEK...
[1] Omanlı arşivinde bulunan 7 Şaban 1289 [10 Ekim 1872] tarih ve HR.MKT.763/44 sayılı bir belge doktor Zambakos'un Rusya İmparatorluğu tabiyetinde olduğunu yazmaktadır.
[2] Leprosarium, cüzzamlıların barındığı yapılar grubu, miskinler tekkesi, cüzzamhane.
[3] Lepra > cüzzam.
[4] Hermafrodit, Helen mitolojisindeki Hermes ve Afrodit adlı tanrı ve tanrıçalardan ismini alan çift cinsiyetlilik sendromudur. Belirgin bir şekilde erkek veya kadın cinsiyete özgü cinsiyet özelliklerinin herhangi birine tam olarak uymayan bireyler olarak tanımlanabilir.
[5] Antiflojistik, iltihabı azaltan bir bitki veya ilaç olarak genel bir terim olup, yangıya karşı koyma gibi bir anlam içerir.
[6] Konjestif, kalbin pompolama işlevini anormal bir biçimde yerine getirmesi durumudur.
[7] Eksüda, damar geçirgenliğindeki artış nedeniyle dokuların dışına çıkan kan sıvısıdır.
[8] Potasyum iyodür, inorganik bir bileşik, bir tür tuz, ayrıca ilaç takviyesidir.
[8] Anemi, kandaki hemoglobin seviyesinin düşmesi veya alyuvarların azalması sonucu dokulara yeterince oksijen taşınamaması durumudur.
[10] Pulmoner emboli, kan dolaşımında pıhtılaşan kanın akciğerlere taşınması ve buradaki atardamarları tıkaması durumudur.
[11] Olaylar 1821 Haziran ayında gelişti. Boşaltılan kazaya geri dönüşler ise 1824'te başladı. Zeytin ağaçlarının Rum sahiplerine iadesi ise 1830'dan itibaren oldu. O nedenle buradaki 1826 bilgisi ya dizgi hatası ya da şüpheli bir bilgidir.
[12] Kydonia Hellenik Siyasi Birliği, Jön Türk devrimi ve anayasanın restorasyonu ile yaratılan eşitlikçi durum hakkında iyimserlik oluşması sonucunda, Eylül 1908'de Ayvalık'ta kuruldu. "Yunan toplumunun haklarını kullanabilmesi için açık ve kesin bilgilendirmenin sağlanması" amacıyla "anayasal sistemin ruhunu" da taşıyan bir dernek tüzüğü hazırlandı. Bu hedeflere ulaşılması için bir dizi tarihi ve sosyal konferanslar düzenlendi. Fakir ve cahillerin yararlanacağı bir gece okulu kurulması da planlandı. Birliğin ilk Yönetim Kurulu kasım 1908'de Ayvalık'ın tanınmış bilgin ve öğretmenleri arasında bulunan kişilerden oluşan yönetim kurulu göreve başladı. Kurul: G. Sakkáris (öğretmen, Gymnasium müdürü), I. Zervos (avukat), I. Apostolakis (hekim), D. Odysseos (acente sahibi), M.Tsuga (hekim), M. Kartsaklı (avukat), A. Salta (tüccar), A. Pantagi, D. Konti ve E. Yalandeli'den oluşturuldu. Derneğin hedeflerini kabul edip katılmak isteyenler: “damarlarında dolaşan Yunan kanı üzerine, vatanın gelişimi ve dinin savunulması için” şeklinde yemin etmeleri gerekiyordu. Dernek, 1909 yazında Ayvalık'ta uygulamaya sokulan sıkıyönetim üzerine dağıtıldı.
KAYNAKÇA
La Turquie d'Asie, géographie administrative: statistique, descriptive et raisonnée de chaque province de l'Asie mineure, t.4, Paris: Angers.
Spiridon Mavroyéni Pacha (1817-1902) et sa contribution à la diffusion des sciences médicales dans l’empire Ottoman, 6(1), 37-62, İstanbul: İÜ Osmanlı Bilimi Araştırmaları Dergisi.
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026
Köksal, Hayri Kaan (2022).
Şark ticaret yıllıklarındaki bilgiler ışığında Ayvalık ve yakın çevresi (1881-1922). Ayvalık Tarihi Üzerine Akademik Çalışmalar Seçkisi (Ed.) Berrin Akın Akbüber. Ayvalık: Ayvalık Belediyesi, ss.151-187.
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026.
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026.
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026.
Nouvelle géographie universelle: la terre et les hommes. v.9, Paris: Librairie Hachette.
Ἱστορία τῶν Κυδωνιῶν, Atina: Σύλλογος πρὸς διάδοσιν Ὠφελίμων Βιβλίων.
son erişim tarihi: 12 Eylül 2025.
Seyahat Hatıraları (1.b) Kahire: [yayl.y.].
Bir Osmanlı doktoru'nun anıları : yüzyıl önce Anadolu ve Suriye (yay. haz.) Cahit Kayra. (2.b) İstanbul: Büke Yayınları.
Yüzyıl önce Anadolu ve Suriye (yay. haz.) Cahit Kayra. İstanbul: Boyut Yayınları.
Anadolu ve Suriye'de seyahat hatıraları (yay. haz.) Nazım Hikmet Polat. İstanbul: Cedit Neşriyat.
Bir Osmanlı doktorunun Anadolu ve Suriye seyahat hatıraları 1908, İstanbul: Dorlion Yayınları.
Voyages chez les lépreux par le Dr Zambaco Pacha,... Paris: G. Masson.





