29 Aralık 2025 Pazartesi

Yılbaşı yazıları IV: Osmanlı İmparatorluğu'nda yeni yıl kutlamaları

 

(foto.01) Osmanlı İmparatorluğu, değişik milliyetlere ve değişik dinlere
kayıtlı insan topluluğunun bir arada yaşadığı bir devlet idi. Yaklaşık
1910'a ait olan bu reklamda (Liebig Et Suyu), Sultan Ahmet Çeşmesi
önünde ticaret yapan bazı Osmanlıları çizmiştir. Reklam Almanca
olmasına karşın, Liebig "et suyu" üreten bir Birleşik Krallık şiketiydi.
kaynak: Hulton Arşivi, Londra/Birleşik Krallık.

XIII. yüzyılda Selçuklu ve Bizans devletlerinin sınırları arasında bir beylik olan Osmanlılar, kısa sürede gerçek bir "imparatorluk"a dönüştü. İmparatorluğun bünyesinde: TürklerHelenler, Ermeniler, YahudilerAraplar, Kürtler, Bulgarlar, Arnavutlar, Boşnaklar, Berberiler, Çerkezler, Gürcüler, Abazalar, Çeçenler, vd barındırmakta ve bunlar İslam'dan başka, HıritiyanlıkYahudilik gibi diğer dinlere inanmakta idi (Ahmad,2017;Ortaylı.2008).

Osmanlı İmparatorluğu'nun "resmi takvimi", 1840 yılına kadar Hicri takvimdi. Hicri takvim Muharrem ayı ile başlıyor, Zilhicce ayı ile tamamlanıyordu. Ayın hareketlerine göre biçimlenen bu takvim, güneşin hareketlerine göre biçimlenen miladi takvime göre "11 gün fark" içermekte idi ve 625 yılında tasarlanan hicri takvim bir takım sayısal düzeltmeler ile güncel tutulmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu yaklaşık dört yüz yıl boyunca hicri takvimi kullandı (Köksal,27 Aralık 2025).

Ama sarayın ve müslüman halkların takvimi ile müslüman olmayan halkların gündelik takvimleri ayrılık taşırdı. Bu durum, hicri takvim ve türevleri ile miladi takvim ve türevleri arasındaki matematiksel "zaman ayrılığı" anlamına da gelmekteydi. Hicri takvime göre yıl, Muharrem ayında başlar ve yılbaşı ise "bir tür yas günü" olan Muharrem ayının 10'unda gerçekleşirdi [1]Muharrem, aynı zamanda Muharrem-ül-Haram olarak da anılırdı.

Osmanlı sarayında yeni yıl tebrikleşmesi Muharrem ayının birinci gününde yapılırdı. Bu günde kadınların yeni elbiseler giymesi uğurlu sayılmıştır (Osmanoğlu,2017:105).

Bu ayın İslâm dini anlamları dışında bir diğer anlamı da Osmanlı İmparatorluğu'nun hicri yılbaşısı olması idi. Bu gün padişah, yakın çevresine çoklukla para olan ve adına muharremiye denilen armağanlar dağıtırdı. 

Osmanlı sarayında, hicri takvime göre ilk yılbaşı kutlamasının ne zaman yapıldığını kesin olarak bilmiyoruz ama vakanüvis Ahmet Lütfi Efendi'nin [2] kayıtlarına göre ilk kutlama, şair Nedim tarafından III. Ahmet'e hitaben 1 Muharrem 1129 (M. 16 Aralık 1716) tarihinde yapılmıştır. Bu yeni yıl tebriğinde şu beyit yazılıdır:
“Yazıldı hâme-i kudretle çarha bu tarih
Mübârek ola şâhinşâha mâh-ı sâl-i cedîd"

[Yazıldı İlahi kudret kalemi ile feleğe âleme bu tarih,
Kutlu olsun padişahıma yeni senesi]
(İpekten ve Özergin, 1959:138)

Padişaha şairler tarafından yazılan yılbaşı beyitleri dışında bürokratlar, paşalar ve bazı önemli sivillerin de göze girmek ve ödüllendirilmek için yılbaşı kutlaması yaptığı kayıtlarda bulunmaktadır. 

Osmanlı İmparatorluğu, elbette "batılı manada yılbaşı kutlamak" amaçlı değil ama devletin temel gelir kalemini oluşturan ve mevsimden mevsime alınan tarım vergisi ile hicri takvime göre yapılan devletin aylık ödemeleri arasında mali denge bozulmaktaydı. Bu bozulmadan kaynaklı olarak "takvim meselesi" ile 1677 yılından itibaren de uğraşmaktaydı. Rumi takvim1840 yılından itibaren resmen kullanılmaya başlandı. 1917 yılında da mevcut takvime 13 gün eklenerek, Miladi takvimle yıl hariç eşitlenmiş oldu.

Ancak bundan önce, 23 Cemazeyilahir 1244 (M. 31 Aralık 1828günü İstanbul'da düzenlenen bir "yılbaşı balosu" kayıtlara giren ilk saray etkinliğidir. 

Padişah II. Mahmud’un "elmas taşlı yemek takımlarını" büyük bir hayranlıkla anlattığı yılbaşı balosuna Osmanlı devlet adamları da davet edilmiş ve İngiliz elçisi Sir Robert Gordon, Haliç’te demirlemiş büyük bir gemide bu partiyi düzenlemiştir. Davetliler yatsı namazıTersâne-i Âmire Dîvânhânesi’nde kıldıktan sona sandallarla gemiye gitmişler ve sabaha kadar eğlenmişlerdi. Katılımcılardan Serasker Hüsrev Paşa, ”kafir işiydi ama katılmaya mecbur kaldık işte, çatal bıçak gibi mekruh şeyler de kullandık” diye anlatmıştı o partiyi (Gastronomiturkey.com,23 Aralık 2022).

Batı tarzı yılbaşı kutlamaları II. Mahmud döneminde başlamıştı.1853-1856 yılları arasında İstanbul’daki yabancı askerler yılbaşını iyice yaygınlaştırmışlar ve artık Osmanlı aydınları ve elitleri de yılbaşı kutlamaları düzenlemekteydiler. Sultan Abdülmecid 1856 yılında Fransız elçisinin yılbaşı balosuna katılarak kutlamalara olan ilgiyi artırdı. 

31 Ağustos 1876'da tahta çıkan II. Abdülhamid "... döneminde hicri yılbaşında yapılan tebrikleşmeler miladi yılbaşında da görülmüştür. Padişah, yabancı devlet başkanlarına telgraflar göndermiş, yeni yıllarını tebrik etmiştir. ... III. Aleksandr’ın yeni yılını tebrik etmesi sonucu Rus imparatoru bu tebrik vesilesiyle ortaya konulan dostluğa samimiyetle teşekkür etmiştir. ... " (Yetimoğlu,2019:109). 

II. Abdülhamid bir başka kutlama telgrafını Rusya İmparatoriçesi Maria'ya da yollamış, ondan da yanıtlar gelmiştir.

(foto.02) Rus İmparatoru III. Aleksandr’ın eşi Maria
tarafından II. Abdülhmid’e gönderilen yeniyıl telgrafı [3].
kaynak:Yetimoğlu,2019:196-197

1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’i izleyen yıllarda yılbaşı kutlama adeti, Müslüman-Türklerin aydın kesimleri arasında yayılmaya başladı. İstanbul’da kadın ve erkeğin beraber yılbaşını kutladığı ilk mekânın açılışını Enver Paşa’nın yaptığı söylenir.

(foto.03) Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu'nda
Alman askerleri Noel'i kutluyor. Yaklaşık 1914-1918 yılları arasında
çekilmiş bu fotoğrafta arka planda gözüken Osmanlı bayrağı ve
Almanya bayrağı arasında Sultan V. Mehmed'in portresi gözükmekte.
kaynak: reddit.com

Rumi Takvimin resmen kullanılmasına 6 Cemazeyilevvel 1335/15 Şubat 1332 (M. 28 Şubat 1917) günü gece yarısı geçildi ve böylece yeniyıl kutlamaları eşzamanlılık gösterdi. 

Hristiyan nüfusla beraber Müslüman nüfusun da yılbaşı kutlamaya başlaması, Beyaz Rusların İstanbul'da görünmesiyle beraber başladı. 900 bin civarında olan İstanbul nüfusuna, yaklaşık 150 bin Beyaz Rus eklendi. 1918-1923 işgal yılları arasında, Rusların yeni yıl kutlamaları Hristiyanlıktaki anlamından ayrı, sadece bir eğlence anlayışı olarak kabul görmeye başlıyordu. Refik Halit Karay’a göre halkın Miladi yılbaşı adetiyle tanışması 1917 Rus Devrimi’nden sonra İstanbul’a akın eden Beyaz Ruslar sayesinde olmuştur.

Yine KarayHâkimiyet-i Milliye Gazetesi'nin 2 Ocak 1933 günkü nüshasında o günlere şöyle değinir:
Mütareke yılbaşılarına kadar bizler, saat 12’yi çalarken ışıkların söndürülmesi düzenbazlığını bilmezdik; limandaki vapurların da bu merasime düdük çalarak katılmalarını işgal senelerinde öğrenmiştik. Esasını ararsanız, müslüman halkı Beyoğlu tarafına alıştıran da haraşolar [Beyaz Ruslar] oldu… Arkasından gelen garblılaşma hareketi, kaç göçün kalkması, balolara rağbet, bize yılbaşı geceleri sabahlama adetini de kabul ettirdi. Ama dikkat ediniz: Bu adetin sadece eğlence tarafını almışızdır. Zira bizdekinin Hıristiyanlardaki gibi dinle alakası yoktur, hayır ve hasenat işlemekle de, hele bir hafta evvel gelen Noelle de! Tuhafı şudur ki, tek geleneğimize dayanmayan bu yeni adete, yani yılbaşı sabahlamasına, bütün adet ve bayramlarımızdan fazla gayretle, dört elle sarılmış haldeyiz! Meğerse lazımmış. Bakalım şehirden köye de gidecek mi?

Halkın nasıl bir yılbaşı geçirdiğine dair bugün kadar ayrıntılı bir okuma yapamadım. Ama kutlama ve/veya anma törenleri tarihlerine bakınca, Müslüman olmayan tebanın yeniyıl törenleri hakkında biraz bilgi edinebiliyoruz.
25 Aralık Süryani, Hellen ve Ermeni Ortodokslar ile Katolikler için "noel" idi. Bu gün Hıristiyanların Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikolao’yı anma günüdür. Ve noel kutlaması yapılır. Bir akşam öncesi çocuklar ev ev dolaşırlar. Sabah erkenden kiliseye gidilir, öğlen yakın akrabalarla birlikte yemek yenir. Çam ağaçları süslenir ve altlarına hediyeler bırakılır. Ayrıca Süryaniler, ateş yakar ve etrafında şarkılar söyler.

1 Ocak günü Ermeniler noel kutlamalarına başlar. Yılbaşı sofrası kurulur. Ertesi gün dükkanlar açılır ve bereket getirmesi içine nar tanecikleri serpilir.

6 Ocak günü yine Ermeniler noeli, İsa’nın Vaftiz’ini kutlarlar.Evleri ziyaret eden çocuklara hediyeler verirler. Akşam yemeği ailece yenir. 

Osmanlı döneminde nahıl:
Osmanlı sarayında ve müslüman halkların bazılarında, "noel ağacının" karşılığı nahıldı. Bu nahıllar çam ağaçları idi ve ağaçlar, balmumundan hayvanlar, yemişler, çiçek figürleri ile değerli taşlar, altın ve gümüş yapraklar, ipek mendiller ile süslenirdi. Nahıl geleneği düğünlerde de uygulanırdı. Nahılın biçimi erkeklik gücünü, üzerlerindeki yemişler ise kadının doğurganlığını, süslemelerin zenginliği ise düğün sahibinin varlığını simgelerdi. 

(foto.04) Bir nahıl (ağaç süsleme) örneği.
kaynak: Rycaut,1680:320. 

Osmanlı döneminde yılbaşı gazete yazıları ve kartpostalları:
Osmanlı döneminde gazetelerde de yılbaşı kutlamaları haberleri de yapılmıştır. Örneğin R. 8 Mart 1307 (M. 21 Nisan 1901) tarihli İkdam Gazetesi yılbaşını okuyucularına şöyle duyurmuştur:
Sal-i Cedid- 1319-Bugün re’si sene-i hicriye olmak hasebiyle adat-ı kadime-i saltanat-ı seniyyeden olmak üzere bi’l-cümle vükela-yı feham ve vüzera-yı izam ve ulema-yı ilam ve rical-i kiram hazeratı Mabeyn-i Hümayun-u cenab-ı mülukane canib-i alisine bi’l-azime hak-i pay-i maeali ihtiva-yı velinimet-i azamiye  arz-ı tebrikat-ı sadıkane eyleyeceklerdir.


(foto.05) Handan Rüştü'nün Paris'ten Melahat Hanım'a
gönderdiği kartpostal, 20 Aralık 1912.
kaynak: saltresearch.org.

Diğer yazılar 

---
DİPNOTLAR
[1] Bu gün, 10 Muharrem 61 (M. 10 Ekim 680)'de Muhammed'in torunu Hüseyin'in, Yezid orduları tarafından esir alıdıktan sonra, işkence görerek öldürülmesi ile sonuçlanan Kerbelâ olaylarının yıl dönümüdür. O günden sonra her yıl, Şiî ve Alevîler 1 Muharrem'de muharrem orucuna başlarlar ve 10 gün boyunca oruçlarını tutarlar. Oruç süresi boyunca "suyun damlası haramdır, eğlenilmez, düğün şenlik yapılmaz, kurban kesilmez". 

HanefîlerMâlikiler ve Şâfiîler de bu orucu değişik tarihler belirleyerek tutarlar ve mevlid okuturlar. Muharrem ayının 10. günü aynı zamanda "Aşure Günü" dür.

[2] Ahmed Lutfi EfendiOsmanlı vak‘anüvis ve şairi idi. 1817 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Mehmed Ağa’dır. İlk okulu İstabul'da okudu. Bir süre Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun’a gitti. Buradan ayrılarak Amcazâde Hüseyin Paşa Medresesi’ne devam etti. 1837 yılında Takvimhâne mukabeleciliği görevine getirildi. Ardından Sadâret Mektûbî Kalemi’ne tayin edildi. Bu görevde iken aynı zamanda Farsçadan çeviriler de yaptı. Nisan 1845’te İmar Meclisi seyyar kâtibi olarak Vidin ve Niş taraflarında bulundu. 1848’de geçici olarak vergi tahsili için Filibe’ye gönderildi. Sonra İstanbul’a döndü ve Anadolu eyaleti teftiş kâtipliği yaptı. Birçok kitaplar yayımladı. 1907 yılında öldü.

[3] Cumurbaşkanlığı Osmanlı Arşivine Y. PRK. NMH, 1/94 numara ile kayıtlı olan telgrafın tercümesi şöyledir:
"Taraf-ı Eşref-i Hazret-i Pâdişâhiye Rusya İmparatoriçesi Hazretlerinden Vârid Olan Telgrafnâme Tercümesidir. Sene-i cedîde münâsebetiyle zât-ı şevketsimât-ı hazret-i şehriyârilerinin hakkımda irâe buyurdukları iltifat-ı meâli-i gâyât-ı şâhânelerinden memnûn olarak sene-i merkûmenin hakk-ı haşmetânelerinde dahi mübârek olmasını temenni ederim. Mary" (Yetimoğlu,2019:197)

---
KAYNAKÇA

Ahmad, F. (2017).
Jön Türkler ve Osmanlı’da milletler: Ermeniler, Rumlar, Arnavutlar, Yahudiler ve Araplar, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Aktepe, M. M. (1989)
Ahmed Lutfi Efendi : (1817-1907) : Osmanlı vak‘anüvis ve şairi, c.2 sf. 97-98, İstanbul: TDV İslâm Ansiklopedisi.  

Gastronomiturkey.com (23 Aralık 2022).
son erişim tarihi:  27 Aralık 2025.

İpekten, H. ve Özergin, M. (1959).
Sultan Ahmed III. devri hâdiselerine aid tarih manzumeleri, 10(14), 125-146, İstanbul: İÜEF Tarih Dergisi.

Köksal, H. K. (27 Aralık 2025).
son erişim tarihi:  27 Aralık 2025.

Osmanoğlu, A. (2017). 
Babam Sultan Abdülhamid, İstanbul: Timaş Yayınları.
 
Ortaylı, İ. (2008).
Osmanlı’da milletler ve diplomasi, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Rycaut, P. (1680). 
The History of the Turkish Empire from the year 1623. To the year 1677. Containing the Reigns of the three last emperours, viz, Sultan Morat or Amurat IV, Sultan Ibrahim, and Sultan Mahomet IV, his Son, the XIII Emperour now Reigning (1.b), Londra: J.M. for John Starkey,

Yetimoğlu, H. (2019).
Sultan ıı. Abdülhamid’in Rus İmparatorları ile mektup diplomasisi (Tez no. 554721) [Yüksek Lisans Tezi, Bozok Üniversitesi].

28 Aralık 2025 Pazar

Yılbaşı yazıları III: Demre'li (Antalya) Agios Nikolaos


(foto.01) Aziz Nikolaos (Άγιος Νικόλαος)
kaynak: monastiriakokelari.gr

Demre/Antalya, Likya’nın önemli kentlerinden biri idi. 

Kent hakkında Roma döneminden kalan mimari ögeler olsa da, Teke Yarımadası'nın tarihi MÖ V. yüzyıla kadar uzanmaktadır (Demre Belediyesi,2025). Özellikle bölgede bulunan kaya mezarlar en erken arkeolojik veriler olarak değerlendirilmektedir. Myra Antik Kenti’nin doğusunda bulunan Demre Nekropolü, Likya kaya mezarları ile kaplıdır. Charles Texier'in eserinde bulunan bu yere ait XIX. yüzyıldan kalma çizim incelenmelidir.

(foto.02) Demre kaya mezarlarına ait XIX. yüzyılda yayımlanan bir gravür.
kaynak: Texier,1862:ek.60.

(foto.03) Hemen hemen aynı yere ait bugünkü fotoğrafı.
kaynak: Antalya İl Kütür ve Turizm Müdürlüğü.

Demre'nin Bizans döneminde de önemli bir dini merkez olduğu, Aziz Nikolaos'un piskopos olarak görev yaptığı ve hatta onun İznik'te toplanan birinci ekümenik konsil'e katıldığı kayıtlıdır. Aziz Nikolaos'un ölümünden sonra kent, dini açıdan önemli bir merkeze dönüştü. Artık V yüzyıla gelindiğinde azizin ünü kentin sınırlarını aşmış ve İmparator II. Theodosius tarafından Likya bölgesinin başkenti olarak ilan edilmiştir. Bölgenin tanınmışlığı yaklaşık XV. yüzyıla kadar da devam etmiştir.

(foto.04) Aziz Nikolaos Anıt Müzesi.
kaynak: vikipedia.com.

Likya’nın çok iyi korunmuş bir tiyatrosu Demre’de bulunmaktadır. Tiyatro yapısı 12 bin seyirci kapasitelidir.

(foto.05) Demre Tiyatrosu.
kaynak: kulturportali.gov.tr.

Aziz Nikolaos Kilisesi, Orta Çağ boyunca bir hac merkezi oldu. Deniz yoluyla Kudüs'e giden hacılar, yolları üzerinde Myra'nın limanı Andriake'ye uğrar ve bu limandan Aziz Nikolaos Kilisesi'ne ulaşıp hacı olurlardı. Kilise ilk inşasının ardından pek çok değişiklik geçirse de günümüzde görülen hâli büyük oranda 1042 yılında Bizans İmparatoru IX. Konstantin'in eseridir. 1862 yılında ise Rus Çarı II. Aleksandr tarafından tamir ettirilmiş ve bugüne kadar ulaşan çan kulesi eklenmiştir. 

Mimari açıdan Bizans Dönemi'nin önemli örnekleri arasında olması yanında, XI. yüzyıl duvar resimleri de dikkat çekicidir. Hristiyanlıkla ilgili kararların alındığı dinsel toplantılar olan konsil sahnelerinin canlandırıldığı bu duvar resimleri dönem üslubunu yansıtan en güzel örnekler arasında sayılır.

(foto.06)

(foto.07)

(foto.08) Demre Aziz Nikolaos Kilisesine ait fotoğraflar.
kaynak: TC Kültür ve Turizm Bakanlığı.

Aziz Nikolaos Kimdir?
Ortodoks kaynaklara göre Aziz Nikolaos (Άγιος Νικόλαος) 300 yılında, o günlerde Likya'nın Patara şehrinde, dindar ve zengin bir buğday tüccarı ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve İmparatorlar Diocletian ve Büyük Konstantin dönemlerinde aktif olarak görev yaptı. Genç yaşta yetim kaldı ve büyük bir servetin mirasçısı oldu. Ancak Nikolaos, hayırseverlik duygularıyla hareket ederek servetini muhtaçlara, yetimlere, yoksullara, dullara ve sıkıntı içindeki ailelere yardım etmek için kullandı. Daha sonra kendini çile dolu bir hayata adadı, olağanüstü erdemi nedeniyle önce Patara'da rahip daha sonra da Myra'da başpiskoposluk görevine getirildi. Bir dönem hapse girdi. Ancak Konstantin imparatorluk tahtına çıktığında, tüm mahkumları serbest bıraktı ve böylece Aziz Nikolaos başpiskoposluk tahtına geri döndü.

Aziz Nikolaos'ın mucizelerinden de söz edilir. Örneğin, rivayete göre Aziz Nikolas, hırsızlıkla yanlış bir şekilde suçlanıp idam edilmek üzere olan üç masum adamı kurtarmış ayrıca fırtınada direği kırılan ve batmak üzere olan bir geminin mürettebatını da kurtarmıştı.

En ünlü efsane ise onunla Noel Baba arasında bağ kurulmasını sağlayan hikayedir:
Bir tüccarın evlenmemiş üç kızı vardır. Ancak adam iflas eder ve değerli eşyalarını teker teker rehin vererek hayatta kalmaya çalışır. Sonunda satacak hiçbir şey kalmaz. Aziz Nikolas, babanın kızlarını fahişe olmaya zorlayacağından korkar. Ve bir akşam karanlık çöktükten sonra tüccarın evine gidip açık bir pencereden bir kese altın para atar. Böylece en büyük kızın saygın bir çeyiz için yeterli parası olur. Ertesi gece tekrar tüccarın evine gider ve ikinci kız için de bir kese altın atar. Üçüncü gece, tüccar ve kızları onu bekliyordur. Üçüncü kese altın pencereden içeri atarken, kızlar kapıyı açıp dışarı çıkar ve Aziz Nikolaos'ın iyilikseverliğine teşekkür ederler.

Bu altın hikayesi, 6 Aralık Aziz Nikolaos Günü'nde ve yeniyılda hediye verme geleneğinin kökenini oluşturur.

Aziz Nikolaos 365 yılında, 65 yaşında ölür.

Aziz Nikolaos
Alexandroupolis (Dedeağaç) [Αλεξανδρούπολη], Volos [Βόλος], Galaxidi [Γαλαξείδι], Delphi [Δελφοί] (burası önemli bir kehanet merkezi idi), Kozani [Κοζάνη], Oinousses [Οινούσσες], Polygyros [Πολύγυρος], Parga [Πάργα], Nea Halikarnassos/Girit [Νέα Αλικαρνασσός], Siros [Σύρος], Acrolimus/Pella [Ακρολίμνη], Büyük Korint Bataklığı [Μεγάλος Βάλτος Κορίνθου], Megalopolis/Arcadia [Μεγαλόπολη], Kos [Κως], Alpochori/İlia [Αλποχώρι], Kalymnos [Κάλυμνος] ve Gastouni [Γαστούνη
kentlerinin koruyucu azizidir. Ayrıca Aziz Nikolaos çocukların ve denizcilerin koruyucu azizi olarak da kabul edilir.
(Akça,2021;Coşkun,2024;Craughwell,4.12.2024;Özkan,2011,saint.gr,6.12.2025; Türkmen,2024;TC Kültür ve Turizm Bakanlığı,20??;Yörük,2010)

Noel Baba
Noel Baba, yeni yıl arifesini yeni yıla bağlayan  gece geç saatlerde evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılan efsanevi kişidir.

Noel Baba efsanesi ve 6 Aralık'ta çocuklara şekerleme ile hediye verilmesi geleneği, Aziz Nikolao'yu konu alan Hollanda efsanesi Sinterklaas'a (Aziz Klaas) dayandığı kabul edilir. Bu efsane Hollandalı göçmenler vasıtasıyla ABD'ndeki New Amsterdam'a (New York) ulaşmıştır. Sinterklaas adı da zamanla Santa Claus'a dönüşmüştür.

Diğer yazılar

---
KAYNAKÇA

Akça, E. (2021).
Aziz Nikolas ve Demre Aziz Nikolas kilisesi, (Tez no: 664231) [Yüksek Lisans Tezi, Uşak Üniversitesi].

Büyükkeskin, A. (20 Aralık 2025).
son erişim tarihi: 26 Aralık 2025.

Coşkun İ. H. (2024).
Demre Aziz Nikolaos Kilisesi onarımlarının mimari koruma disiplini açısından değerlendirilmesi, (Tez no: 900638) [Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi].

Craughwell, T. J. (4 Aralık 2024)
son erişim tarihi: 24 Aralık 2025.

Özkan, E. (2011).
Demre kent müzesi, (Tez no: 280485) [Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi].
 
saint.gr (6 Aralık 2025).
son erişim tarihi: 2 Aralık 2025.

TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, (20??).
Aziz (St.) Nikolaos Anıt Müzesi : Hristiyanlığın Hac Merkezi, pdf broşür.

Türkmen, Ü. Ö. (2024).
Demre (Antalya) ilçesinin beşeri ve ekonomik coğrafyası, (Tez no: 841690) [Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi].

Yörük, G. (2010).
İnanç turizmi potansiyeli açısından Demre’nin değerlendirilmesi, (Tez no: 263766) [Yüksek Lisans Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi].
  
Texier, C. (1862).
Asie Mineure, description géographique, historique et archéologique par Charles Texier,
de l’institut, Paris: Firman Didot Feréres.


27 Aralık 2025 Cumartesi

Yılbaşı yazıları II: İslam'da zaman ve yeni yıl kavramı



Eşim ile bir mağaza çalışanı arasında bir kaç gün önce gelişen bir "yeni yıl tartışması" eskiden yazdığım bir blogu bana hatırlatmış ve bir yazı dizisini hazırlamaya başlamıştım. 

Yazı dizisinin ikinci bölümü olan bu yazının başlığı her ne kadar: "İslam'da zaman ve yeni yıl kavramı" olarak adlandırılsa da, yazı Türkler'in kullandığı ilk takvim olan "12 Hayvanlı Takvim" ile başlamaktadır.

Bildiğiniz gibi takvim; zamanı planlamak, günlerin, haftaların, ayların ve yılların gösterilmesini sağlamak için kurulan düzen veya cetveldir (Demirelma,2021:3). Burada görüntülenen yıl ve aylar gök cisimlerinden güneş ve ayın dolanım hareketlerinden kaynaklı olarak belirlenmiştir. 

(foto.01) 12 Hayvanlı Türk Takvimi "Sâl-ı Türkân".
kaynak: facebook.com

İLK TAKVİM: 12 Hayvanlı Takvim
İslamiyeti resmi din olarak kabul etmeden önce Türkler, güneşin hareketini izlemiş ve on iki birimden oluşan "güneş takvimi"ni kullanmışlardı. Moğollar, Çinliler, Hintliler ve Tibetliler'de de zaman zaman karşılaşılan bu takvime Türkler, Sâl-ı Türkân adını vermişler ve on iki birime de bir hayvan adını takarak:
01. Sıçan,
02. Ud (Sığır), 
03. Bars (Pars), 
04. Tavışgan (Tavşan),
05. Lu (Ejder), 
06. Yılan, 
07. Yunt (At), 
08. Koy (Koyun), 
09. Biçin (Maymun), 
10. Tabuk (Tavuk), 
11. İt (Köpek) ve 
12. Tonguz (Domuz) demişlerdir (Demirelma,2021:3;vikipedia,22 Kasım 2025).

Bu takvimin Türkler tarafından kullanıldığına dair kanıt Orhun Yazıtları'dır [1] ve takvimin, yaklaşık MS 689 yılından önce kullanıldığı düşünülmektedir (Kaçalin,2007:390). 

Bir güneş yılı onlar içinde aynı süre miydi? bilemiyorum. Bu konuda bir araştırma yapmak gerekiyor ama Sâl-ı Türkân, güneşin bir tur dönmesi ile hesaplanmıştı. 

Takvimde ilk ve son ay hariç, her bir ay sayılarla anılırdı: 
01. Aram, 
02. İkinç ay, 
03. Üçünç ay, 
04. Törtinç ay, 
05. Beşinç ay, 
06. Altınç ay, 
07. Yitinç ay, 
08. Sekizinç ay, 
09. Tokuzınç ay, 
10. Onunç ay, 
11. Bir yigirminç ay ve
12. Çakşaput ay.

Takvimin yılbaşı konusunda çeşitli kaynaklarda farklı görüşler ileri sürülse de genel kanı; başlangıçta yılbaşının kuzey yarımküredeki kış gün dönümünün ertesi günü (22 Aralık) olarak belirlendiği, sonrasındaysa yine kuzey yarımkürede ilkbahar ekinoksu (21 Mart) olarak değiştirildiği yönündedir (Parlak,6 Şubat 2022). Bir tür bahar şenliği olarak kutlanan bu günde, kurban ayinleri, kutlamalar ve geleneksel eğlenceler yapılırdı. Günümüzde bu gün Nevroz olarak kutlanmaktadır.

Bir yıl 4 mevsimden oluşurdu. Bu mevsimlere;
01. Kök, Kökey, Köklem, Köktem (ilkbahar),
02. Yaz, Yay, Cay (yaz),
03. Güz, Güzey, Güzlem, Güzdem (sonbahar) ve
04. Kış, Kıs, Hıs (kış) denilirdi.

Bu takvimde bir gün 12'ye bölündü ve her bölüme de "çağ" adı verilirdi. Bir çağ, bugünkü iki saate eşitti. Dolayısıyla bir gün de 12 çağ idi. 

(foto.02) Bu fotoğraf, Gregoryan takvime göre
20 Nisan 1911 gününe ait. Bu gün;
Hicri takvime göre 21 Rabiulahir 1329 (ki TTK'ya
göre 20); 
Rumi takvime göre 7 Nisan 1327,
Julyen takvime göre 7 Nisan (Απρίλιος) 1911,
Ladino takvimine göre 22 Kislev (İbכִּס) [2] 5671,
Bulgar takvimine göre 30 Nisan (Апрнлнн) 1911.

İKİNCİ TAKVİM SİSTEMİ: Hicri Takvim
Türklerin İslamiyet'i kabul etmesi VIII. yüzyıldan itibaren aşamalı olarak başlamış, X. yüzyıldan sonra ise hız kazanarak devam etmiştir. Oğuzların Kınık boyundan gelen ve bölgede iktidar mücadelesi başlatan Selçuk Bey'in İslam'ı kabul etmesi ile İslamlaşma süreci giderek hızlanmış, torunu Tuğrul Bey'in 1040 yılında Büyük Selçuklu Devleti'ni kurması ile de Türklerin İslam devleti süreci artık başlamıştır. Hicri takvime geçiş süreci de bu günlerde başlamış olmalıdır.

Halife Ömer döneminde 639 yılında oluşturulan hicri takvimMuhammed'in Mekke’den Medine'ye göçü tarihi olan 16 Temmuz 622 tarihini başlangıç olarak kabul eder. Ay'ın Dünya etrafındaki dolanımını esas alan hicri takvime göre bir yıl 354 veya 355 gündür.

Bu takvim 12 birime bölünmüş ve bu birimlere;
01. Muharrem, 
02. Safer, 
03. Rebiyülevvel, 
04. Rebiyülahir, 
05. Cemaziyelevvel, 
06. Cemaziyelahir, 
07. Recep, 
08. Şaban,
09. Ramazan, 
10. Şevval,
11. Zilkade ve 
12. Zilhicce adları verilmiştir.

Aylar sırasıyla 30 ve 29 günden oluşmakta, zilhicce ayı ise 29 veya 30 gün çekmektedir. Hafta başlangıcı ise, "yevmülehad" adıyla anılan pazar günü olarak belirlenmiştir.

Hicri takvimde 30 yılda bir yaklaşık 11 günlük bir gerilemenin ortaya çıktığı gözlemlenince "artık yıl" uygulamasına gidilmiştir. Bu uygulamaya göre her 30 yıllık dönemin 2., 5., 7., 10., 13., 15., 18., 21., 24., 26. ve 29. yılları 355 gün olarak kabul edilir.

Hicri takvimde yılbaşı, muharrem ayı içerisindedir. Ancak yılın başlangıcı konusunda farklı görüşler vardır. Kimine göre 1 Muharrem günü yılbaşıyken, kimine göre Muhammed'in torunu Hüseyin'in Kerbelâ'da öldürüldüğü 10 Muharrem günü yılbaşıdır

Ayrıca Ay'ın tam olarak hangi evresinde olduğunda yılın başladığı konusunda da görüş ayrılığı bulunmaktadır.

(foto.03) Celâli Takvimi.
kaynak: 
derstarih.com

BUGÜN UNUTULAN TAKVİM SİSTEMİ: Celâli Takvimi
Hicri takvimdeki her bir ayın denk geldiği mevsim, seneden seneye farklılık gösterdiği bunun da tarım ve ticaretin vergilendirilmesinde karışıklıklara yol açması nedeniyle, Büyük Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşah bu karışıklığın gideren yeni bir takvim düzenlenmesi yapılmasını istedi. Ömer Hayyam'ın yönetiminde beş astronomi ve kozmografya bilgini bu amaçla toplandı ve 1079 yılında Celâli takvimi geliştirdiler. 

Takvimin başlangıç günü kuzey yarımküreye göre ilkbahar ekinoksu yani Nevruz'du. Güneşi esas alan bu takvime göre bir yıl 365 gün 5 saat 49 dakika 15 saniye 48 salise olarak hesaplanmıştı. Her biri 30 günden oluşan 12 ayın sonuna hamse-i müşterika olarak anılan 5 gün eklenerek yıl tamamlanır. Kebîse adı verilen artık yıllardan dolayı da bir gün daha eklenirdi.

Aynı ismi taşıyan ay ve gün karışmasın diye, ay adlarının sonunda mâh, gün adlarının sonuna ise rûz sözü eklenirdi. Ayrıca yılın sonuna eklenen güne de isim verilmişti. 

Bu takvime göre ay adları: 
01. Ferverdîn, 
02. Ürdîbihişt, 
03. Hordâd, 
04. Tîr, 
05. Mordâd, 
06. Şehrîver, 
07. Mihr, 
08. Âbân, 
09. Âzer, 
10. Dey, 
11. Behmen ve 
12. İsfend idi.

Günlerin adları ise;
01. Ormudz, 
02. Behmen, 
03. Ürdîbihişt, 
04. Şehrîver, 
05. Esfendârmâz, 
06. Hordâd, 
07. Mordâd, 
08. Dibâdur, 
09. Âzer, 
10. Âbân, 
11. Kam, 
12. Mahr,
13. Tîr, 
14. Çûş, 
15. Dibâmâher, 
16. Meh, 
17. Serûş, 
18. Reş, 
19. Ferverdîn, 
20. Bahrân, 
21. Râm, 
22. Bed, 
23. Dibâdîn,
24. Dey, 
25. Erd, 
26. Aştâd, 
27. Osmân, 
28. Ramyiâd, 
29.Mâresfend ve 
30. Anîrân idi.

Ek günlerin adları ise şöyle idi:
01. Ahnûd, 
02. Aşnûd, 
03. Esfendermez, 
04. Vahşet ve 
05. Heşûneş.

Gregoryen takvimden 500 yıl kadar önce düzenlenen celâli takvimindeki hata payının 5000 yılda bir gün oluşu, takvimin son derece tutarlı hesaplamalarla oluşturulduğuna işarettir.

DÖRDÜNCÜ TAKVİM SİSTEMİ: Rumi Takvim
Hicri takvimin yol açtığı mali problemleri gidermek için yapılan çalışmalar yıllarca sürdü. Devletin temel gelir kalemini oluşturan tarım vergisi mevsimden mevsime alınsa da, devletin ödemeleri hicri takvime göre yapılması mali dengeleri bozmaktaydı. Bu nedenle 1677 yılında başdefterdar Hasan Paşa tarafından geliştirilen Rumi Takvim, 1840 yılından itibaren resmen kullanılmaya başlandı.

Rumi takvim, Hicri takvimin yol açtığı mali problemleri gidermenin yanı sıra Avrupa ile uyum sağlayabilmek amacını da güdüyordu. Ay yılı ile güneş yılı arasındaki 11 günlük farkın giderilmesi amacıyla 33 yılda bir takvim 1 yıl ilerletildi.

Rumi takvimin yılbaşı, bütçe uygulamasının başlatıldığı tarih olan 1 Mart olarak kabul edildi. 1917 senesinde bu tarih 1 Ocak'a çekildi ve takvim 13 gün eklenerek Miladi takvimle eşitlenmiş oldu.

Rumi takvimde ay adları; 
01. Mart, 
02. Nisan, 
03. Mayıs, 
04. Haziran,
05. Temmuz, 
06. Ağustos, 
07. Eylül, 
08. Teşrinievvel, 
09. Teşrinisani, 
10. Kânunuevvel, 
11. Kânunusani ve 
12. Şubat şeklinde oldu. 

1945 yılında yapılan bir düzenlemeyle Arapça kökenli ay adları da Türkçeleştirilerek bugünkü hâllerini aldı.

SON TAKVİM SİSTEMİ: Miladi Takvim
Osmanlı Devleti'nin Avrupa'yla ticari ilişkilerinin artması ancak kullanılan takvimlerin farklılığı, sadece devlet bütçesini değil mali işlerde de problemlerin yaşanmasına sebep oluyordu. Bu problemin çözümü için Rumi takvimde yapılan değişiklikler de çözüm olmamıştı. Bunu çözümlemek için Türkiye Cumhuriyeti 26 Aralık 1925 tarihinde, 698 sayılı Takvimde tarih mebdeinin tebdili hakkında kanun'u uygulamaya sokarak miladi takvimi resmî takvim olarak kabul etti.

Miladi takvimin kökeni Mısırlıların güneş takvimine kadar uzanır. MÖ 46 yılında Jül Sezar, İskenderiyeli astronom Sosigenes'e yeni bir takvim için görev verdi. Sosigenes de Mısır takviminden hareketle Jülyen takvimi oluşturdu. Bu takvim dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresini esas almaktadır. 

Bir dönüş bir yıla karşılık gelmekte ve bir yıl da 365 gün 6 saat olarak kabul edilmektedir. Takvimin dışında tutulan 6 saatlik bölümlerin oluşturacağı kayıp, 4 yılda bir, son aya bir gün eklenmesi yoluyla giderilmekteydi.

Takvimdeki 12 ayın isimleri ve gün sayıları başlangıçta şu şekilde idi: 
01. Martius (31), 
02. Aprilis (30), 
03. Maius (31), 
04. Iuno (30), 
05. Quintilis (31), 
06. Sextilis (30), 
07. Septembris (31), 
08. Octobris (30), 
09. Novembris (31), 
10. Decembris (30),
11. Ianuarius (31), 
12. Februarius (29). 

Daha sonra Jül Sezar, quintilis ayına July adını verildi. İmparator Augustus döneminde de  sextilis ayının adı Agustus olarak değiştirildi ve februarius ayından bir gün bu aya eklendi. 

Jülyen takvimine göre bir yıl 365 gün 6 saat olarak hesaplansa da aslında bu süre 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniyedir. İki süre arasındaki yaklaşık 11 dakikalık bu fark, Papa XIII. Gregorius zamanında kuzey yarımkürede ilkbahar ekinoksunun 10 günlük bir sapmayla gerçekleşmesine sebep oldu. Paskalya yortusunun doğru tarihte kutlanmasını isteyen Papa, söz konusu hatanın giderilmesi için çalışmaları başlatır. 4 Ekim 1582 itibarıyla mevcut takvim 10 gün ilerletilerek sorun çözüldü. Ayrıca bahsi geçen 11 dakikalık farkın ileride yol açacağı sapmaların önüne geçebilmek adına, artık yıl uygulaması 100'e bölünebilen yıllara mahsus olmak üzere durduruldu. 400'e bölünebilen yıllarda ise uygulamaya devam edildi.

Miladi takvimin yılbaşı olarak 1 Ocak günü belirlendi.

---
DİPNOTLAR
[1] Orhon yazıtları, MS 689 ile 735 yılları arasında dikildi. Yazıtları bilim dünyasına ilk defa 1732 yılında Philipp Johann von Strahlenberg tanıtmıştır (von Strahlenberg,1734). Orhon yazıtlarından olan Bilge Kağan Yazıtı'nın, güney yüzü, 10. satırının yaklaşık tercümesi şöyledir:
"Bunça kazganıp kaŋım kağan ıt yıl onunç ay altı otuzka uça bardı lagzin yıl bişinç ay yiti otuzka yoğ ertürtüm. (Bu kadar kazanıp babam Kağan, köpek yılının onuncu ayının yirmi altıncı gününde vefat etti. Domuz yılının beşinci ayının yirmi yedisinde cenaze törenini tamamladım.)" (Parlak,6 Şubat 2022)

[2] Kislev İbrani takvimine göre resmi yılın üçüncü ayıdır (yıl 1 Tişri'de başlar) ve dini yılın dokuzuncu ayıdır (dini yıl 1 Nisan'da başlar). 

Diğer yazılar
---
KAYNAKÇA

Demirelma, B. (2021).
Geleneksel Türk halk bayramları üzerine bir araştırma (Tez no. 698141), [Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi].

Kaçalin, M.S. (2007).
Orhon yazıtları, c: 33, sf: 390-393, İstanbul: TDV İslâm Ansiklopedisi.

Parlak, Y. (6 Şubat 2022).
son erişim tarihi: 25 Aralık 2025.

vikipedia.com (22 Kasım 2025).
son erişim tarihi: 25 Aralık 2025.

von Strahlenberg, P.J. (1734).
An histori-geographical description of the North and Eastern part of Europe and Asia, Londra: W. Inny and R. Mandys.



26 Aralık 2025 Cuma

Yılbaşı yazıları I: galat-ı meşhur ile savaş...


Ayvalık'taki arkadaşlar belki anımsarlar: "galat-ı meşhur"a, yani "doğru bilinen yanlışlar"a savaş açan birisiyim. Bu duruşum İstanbul'da da sürmekte. Geçen gün bankadan emekli maaşımı çekmek üzere yolda yürürken eşim mealen dedi ki: 
"Dün yeni yıl tartışması yaptım bir mağazada. Mütedein bir kız çocuğu; noel benim yeni yılım değil ki! Bir türlü anlamıyorum bu günü kutlayanları? Benim yeni yılım "muharrem" ayıdır. vs vs

Pericik gerçi gerekeni söylemiş ona ama ben yine de ekledim -bu da mealen-: 
"keşke her miladi ayın son günü maaşının ödenmesini isteyen bu kıza, Santa Claus'un (Agios Nikolaos > Άγιος Νικόλαος) yani Noel Baba'nın Demre'li (Antalya) olduğunu da söyleseydin!"

O gün, yıllar önce bir gazetenin blogunda çıkan bir yazım aklıma geldi. O günlerde Milliyet Blog'da aşçılık uğraşımdan kaynaklı yemek yazıları yazıyordum ve yılbaşı da gelmek üzere idi. Ben de: 
"İsa'nın ve Mitra'nın doğum günü", "noel ağacı", "santa claus ve kırımızı kostümü" ile "hindi" üzerine bir kaç şey yazalım." 
diye başlayan bir blog yayımlamıştım (Köksal,26 Aralık 2008).

(foto.01) İki yıl yazılarım yayımlanan Milliyet Blog'da çıkan "Yılbaşı Menuleri" adlı yazım.
kaynak: HKK, 2008.

Bu blogda da elbette galat-ı meşhura savaş açmaktaydım ve ayrıca o günlerde din konusunda oluşturduğum bir okuma planına göre "noel meselesini" de araştırıyordum. 

Bu yazıyı yıllar sonra yeniden okuyunca, bir kez daha yayımlamayı, aslında bir yazı dizisinin ilk yazısı yapmayı planladım. İkinci yazının "İslam'da zaman ve yeni yıl kavramı", üçüncü yazının "Demre'li Agios Nikolaosve son yazının da "Osmanlı İmparatorluğu'nda yeni yıl kutlamalarıüzerine olmasını düşündüm.

2008 yılında yazdığım bu yazı ile sizi baş başa bırakayım...

- * -
yayın tarihi: 28 Aralık 2008
BİR YÖRE/BİR ÜLKE MUTFAĞI 13.
YENİ YIL MÖNÜLERİ-1

Uzun bir aradan sonra merhaba...

Bir türlü tamamlanamayan işler ve burnumu da yeni konulara sokmamdan dolayı (ney üflemeye başladım) bir süredir, Milliyet Blog'a yazamıyordum. Şimdi durum sakinleştiği için "Bir yöre/Bir ülke mutfağı" yazılarıma, yılbaşına kadar sürecek yoğun bir "yeni yıl yemekleri" tarif bombardımanı ile devam ediyorum. Ama tariflere geçmeden önce isterseniz; "İsa'nın ve Mitra'nın doğum günü", "noel ağacı", "santa claus ve kırımızı kostümü" ile "hindi" üzerine bir kaç şey yazalım.

Öncelikle söylemeliyim ki; İsa'nın doğum günü tarihi net olarak bilinmemektedir. Hatta yılı da. Ancak doğumu hakkında bilinen şudur ki, ne 24 aralık veya 1 ya da 6 ocak'ta doğmamıştır (abç.).

Luka İncili'ne göre İsa, çobanlar çayırlarda sürülerini otlatmakta iken doğmuştur [1]. Yine aynı incile göre Yahudi vaiz Vaftizci Yahya, Yahudilerce 15 nisanda kutlanan Fısıh (mayasız ekmek) Bayramı'nda doğmuştur ve İsa'da onun doğumunu izleyen altıncı ayda yani ekim ayında dünyaya gelmiştir (abç.).

İbn-i Kesir'in [2] Kuran tefsirlerinde yazdığına göre de Yahya'nın annesi aynı zamanda Meryem'in de teyzesidir ve yaklaşık aynı dönemlerde hamiledirler. Meryem'in İsa'dan başka çocuğu olmadığı Kuran'da da yazmaktadır Ve ayrıca Meryem Suresi'nde doğumun "hurmaların taze olduğu bir zamanda" olduğu belirtilmektedir [3].
 
Toparlarsak İsa'nın doğumu din kitaplarına göre güz aylarında olmuştur (abç.).

İsa'nın doğum yılı da çelişkilidir. Yani şu kesindir, İsa 0 yılında doğmamıştır (abç.). İsanın doğumu "isadan önce" 6 ya da 4 yılıdır.

Değişik incillerde yazdığına göre Casper, Melchior ve Balthasar adlarında 3 zerdüşt, çok güçlü bir yıldızın ışımasını görünce, bunun "yeni bir haber getirici yıldız" olduğuna inanırlar ve bu Berthelem (Beytüllahim) yıldızının İsa'nın doğduğunu kendilerine müjdelendiğine karar verirler.

Halbuki bu "çok güçlü ışıma", jüpiter ve satürn gezegenlerinin önlü arkalı gelip tek yıldız gibi görünmelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun üzerine bu üç zerdüşt; güllük bitkisi,  mürrusafi [4] ve altından oluşan üç hediye ile birlikte bilmedikleri bir yere doğru yola çıkarlar. Yaklaşık 6 ay süren ve yaklaşık 1.500 kilometrelik bir yürüyüşten sonra, "isadan önce" 6 yılının 17 Nisan günü, İsa 8 aylık iken hediyelerini Meryem'e verirler (abç.). 

Bugün Noel ağacının en üstüne takılan tek yıldız  işte o Berthelem yıldızıdır. Ve bazıları gezegenlerin arka arkaya gelmelerini temsil edebilmek için de kuyruklu yıldız gibi tasvir edilmektedir.

Meraklısına bilgi vermeliyim bu üç zerdüşt hakkındahalk arasında yaygın inanç, bu üç zerdüştün mezarlarının Adıyaman Nemrut yakınlarındaki bir timülüsde olduğudur. Ama bu üç zerdüştün kemikleri olduğu iddia edilen "kutsal emanet" ise her yıl 6 Ocak günü Köln Katedralinde ziyarete açılır.

Peki 25 Aralık neyin tarihidir?
25 Aralık çok tanrıya inanılan dönemde Roma İmparatorluğu'nun en büyük koruyucu tanrısı olan Mitra'nın, yani güneş tanrısının doğum günüdür. Kaldı ki daha sonra düzeltilen Julyen takviminde bu tarihin de doğru olmadığı anlaşılmıştır.

Çok tanrılı Roma'nın İmparatoru Konstantin, Hıristiyanların dinlerini uygulama hakkını 313 yılında resmen kabul etti. Hıristiyanlık kısa bir süre içinde imparatorluk tebasında yaygınlaşmaya başladı. Ancak Konstantin, pagan dönemi ritüellerinin çoğu ile bu yeni kabullenilen dinin harmanlanmasını da gerçekleştirdi.

İmparatorluk topraklarında ilk İsa'nın doğum günü kutlaması bayramı 325 yılında başladı. Ve seçilen tarih de 25 Aralık yani Mitra'nın doğum günü oldu. Bu yıl önemlidir çünkü İznik'de 325 yılında toplanan 1. Roma Konsülü Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etti ve toplantılar sonucunda Hıristiyanlık mezheplerinin bugün uyguladıkları birçok ritüelde bu toplantılarda kabul edildi. Bu kararlara uymayacaklarını açıklayan gruplar da oldu: Üniteryenler, Mormonlar ve Yehova'nın Şahitleri ...

Bu 25 Aralık tarihinin resmi olarak ilanı ise 354 yılında Papa Liberius tarafından yapıldı. Ve 1582'ye kadar uygulandı. 1582 yılında reformu cizvit papazı ve astronom Christopher Clavius, Jülyen takviminde bir yılın "11 dakika" eksik olduğunu buldu ve bugün kullanılan Gregoryan takvimini hazırladı. Bu yeni takvim, 24 Şubat 1582'de uygulamaya sokuldu. Ve İsa'nın doğum günü bayramı tarihi, 24 Aralık geceyarısı olarak yeniden belirlendi.

Ancak bu yeni takvime Ortodoks kiliseleri muhalefet etti ve o güne kadar uyguladıkları tarihi yani yenilenmiş biçimi ile 6 Ocak gününü noel olarak kutlamaya devam ettiler.

Evet... Kutsal noel ağacı ve o ağacın süslenmesi öyküsü de ilginç.
Aslında şeytanı korkutmak manasına gelen, ev ya da çevresinde kesilmiş ağaç bulundurmak bir İskandinav pagan geleneği. Ve bunun çam ağacı olması ise, yaprak dökmeyen ağaçların "ölümsüzlük" verdiği anlamına gelmesinden dolayı. Geleneğin Almanya'dan yayıldığı sanılıyor. Alman pagan toplulukları, günlerin yeniden uzamaya başlamasını kutlamak amacıyla evlerine Yule adını verdikleri ağaçlar koyuyorlardı. Bu gelenek Hıristiyanlığın kabulü sonrasında sürdü ve ayrıca bu ağaçlara "evharistya"yı (ekmek ve şarap ayini) temsil etmek için mayasız ekmek asmaya başladılar. 

Ağaçların ışıklarla donatılması ise 16. yüz yılın sonrasında başlamıştır. Protestanlığın kurucusu Martin Luther ormanda dolaşırken çamların ardından parıldayan yıldızlardan çok etkilenmiş ve evindeki noel çamına kandiller asmıştır. Bu ağacın kıtada yayılması bir yüz yıl sürmüş, Britanya adasına ise ancak 19.  yüz yılın başında Kraliçe Victoria'nın Alman eşi Prens Albert ile girebilmiştir.

Bu ağacın yanında aynı odada bulundurulan ve İsa'nın beklenmesini temsil eden, her biri içine değişik şekerlemeler ve ikonalar gizlenmiş 24 penceresi bulunan Advent takvimleri/yılbaşı piramidi de bir süre sonra ağaç ile birleştirilerek hediye asma geleneği başlatılmıştır.

Sıra geldi 4. yüzyılda yaşamış bizim Antalya Demre'li Nikola'ya...
Bugün fanatik kesim tarafından "hiç alakası yok, Antalya'da kar mı var?" gibi düşük bir reddiye ile reddedilse de, aslında Noel Baba, Antalya'lı hemşehrimiz Nikola'dır (abç.).

(foto.02) St. Nikolaos Anıt Müzesi, Demre/Antalya.
kaynak: 
vikipedi
Onun geyikler üzerinde uçarak gelmesi ise bir İskandinav pagan inancıdır. Mitolojiye göre her yıl 12 ayrı karaktere bürünen koruycu tanrı Odin, aralık ayında sekiz bacaklı atı Sleipnir ile dünyaya gelip yoksullara yiyecek dağıtır. Bu efsane Hollanda'da Sint Klaas'a dönüşür. Sint Klaas'da Odin gibi, aralık ayında bir atla dolaşır ve çocuklar ayakkabıları içine, atı için saman ve havuç koyarak kapıda bırakır. Sint Klaas’da atı için olan bu yiyecekleri alır, o ayakkabıların içine de çocuklar için hazırladığı hediyeleri koyar.

Yüzyıllar içinde bu iki efsane, Demre'li Peder Nikola'ın tüm varlığını, yoksul bir çiftçinin üç kızına çeyiz olması için evin bacasından içeriye atması ile birleşmiş ve üç zerdüştün İsa'ya hediye götürmesi ile de birlikte değerlendirilerek kutsal bir gelenek haline getirilmiştir.

Peki hemşehrimiz Nikola nasıl Santa Claus oldu?
İşte burası çok hoş... 19. yüz yıldan itibaren Amerika'ya göç eden Hollandalılar, çam ağaçları ile birlikte yanlarında bir efsane olan Sint Klaas'ı da taşıdılar. Ve New Amsterdam'ı (bugün New York diyoruz) kurarak buraya yerleştiler. Flemenkçe Sint Klaas, bu kıtada yanlış telaffuz edilerek Santa Claus'a dönüştü.

(foto.03) Haddon Hubbard tarafıondan 1931 yılında
Coca Cola firması için tasarlanan Noel Baba
kaynak: 
quizmastertrivia.co

Ama hala beyaz tüylü kırmızı elbiseleri yoktu. Bunun için 1 yüzyıl daha geçti ve 1930 yılında, grafik tasarımcı Haddon Sundblom tarafından hazırlanan bir Coca Cola reklam kampanyasında Santa Claus bugünkü kostümü ile tanınmaya başlandı. Santa Claus yeni kostümü ile Haddon Sundblom tarafından tasarlansa ve öyle tanınsa da, burada hak yememek gerekir, ilk Noel Baba çizimleri daha eskidir.

(foto.04) Haddon Hubbard (22 Haziran 1899 – 10 Mart 1976)
kaynak: unrememberedhistory.com

Çizer Thomas Nast, Amerika iç savaşı yıllarına denk gelen 1862 yılında Harper's Weekly 
dergisi kapağında Noel Baba'yı ilk kez kullanmış, ardından 1875 yılında Canadian Illustrated News dergisinde de bir çizim yayınlanmıştır.

(foto.05) Thomas Nast (27 Eylül 1840 – 7 Aralık 1902)
kaynak: vikipedia.com

(foto.06) Thomas Nast tarafından tasarlanan Noel Baba.
kaynak: 
wosonst.eu

Ve nihayet hindi...
Hindinin, "yeniyıl yemekleri geleneği" ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Hindi Amerika'nın keşfinden çok sonra Avrupa kıtasına gelmiştir. Dolayısı ile tamamen Amerikan yemek kültürüdür. Ve bizim hindi de dahil yılbaşı kutlaması biçimimiz, 20. yüzyılın başlarında "müthiş bir çaba ile çalışan" Amerikalıların tanıttığı biçimdir. Yani yeniyıl masası için hindi kesin gerekli değildir.

Örneğin Kuzey Denizi sahili ülkeleri ile Portekiz ve İspanya'da yeniyıl masaları mutlaka deniz ürünleri ile doludur. Britanya Adasında tatlılar ve özellikle kurabiye ve pudingler yapılır. Orta Avrupa'da et ağırlıklı mönüler masaları donatır.

Evet, bu yazının yemekle uzaktan yakından alakası yok ben de farkındayım. Ama uzun süredir bende biriken bir paylaşım arzusu idi bunlar ve sandığımdan da uzun sürdü. Bunun "patlamasıve yazıya dönüşmesi de, bir çok fanatik sitenin yeni yıl için yazdıkları ipe sapa gelmez yanlış kelamlardan dolayı oldu. Tabi herkes inandığında özgür bir toplum olduğumuz için benim onlara katkım olamayacak ama durum da bu!

Buraya kadar sabırla okuyan okurlara teşekkür ediyorum.
Yarın görüşmek üzere,

Dostluk ve saygılarımla...

---
DİPNOTLAR

[1] Bu yazı 2008 yılında yazılmıştı. Benim için bugün ki bilgilerimle kıyaslandığında kimi eksiklikler de içermektedir. O günlerde, sadece Luka tarafından yazılan İncil'in İsa'nın doğumundan bahsedildiğini sanıyordum. Ayvalık'a yerleştikten sonra yaptığım sonraki okumalarda, yazar Matta'nın da bu konuda yazdığını öğrenmiştim.

Müjdeci Luka veya Evanjelist Luka (Λουκᾶς), İsa'nın kanonik (otoritelerce doğrulanmış) incillerin yazarı olan Dört Müjdeci'den biridir. Luka, Antakya (Hatay) kentinin yerlisiydi. Erken dönem kiliseler Luka İncili'ni Luka'ya atfettiler. Bu durum önemli Hıristiyan önderler tarafından da teyit edilmektedir. Buna karşık hem laik hem de dinî alimler arasında eserlerin yazarının gerçek kimliğine dair delil yetersizliği nedeniyle tartışmalar sürdürülmektedir.

Lukas'ın Pavlus'un Koloseliler'e mektubunda bir hekim olarak anılması nedeniyle onun hekim olduğu ve Pavlus'un da bir öğrencisi olduğu düşünülmektedir. Roma Katolik Kilisesi'nde ve diğer büyük mezheplerde sanatçıların, hekimlerin, cerrahların, öğrencilerin ve kasapların azizi Müjdeci (Evanjelist) Luka olarak kutsanır. Bayram günü 18 Ekim'dir.

Çoğu bölümü diğer İncil'lerde bulunmayan Luka İncili (τὸ εὐαγγέλιον κατὰ Λουκαν) ise yaklaşık MÖ 3 yılında Yahya'nın doğumu ile başlar ve MS 33'ün ilkbaharında İsa'nın dirilişi (?) ile tamamlanır. En uzun İncil'dir. Yunanca Kutsal Yazıların ya da Yeni Ahdin üçüncü kitabıdır. 

Luka İncili (2:1-7)
İsa'nın Doğumu
1.O günlerde Sezar Avgustus'tan, tüm dünyanın sayımını amaçlayan yazılı bir buyruk çıktı.
2.Bu ilk sayım Kirinius'un Suriye valiliği döneminde oluyordu.
3.Herkes sayıma katılmak üze­re kendi kentine gitti.
4.Yusuf’da Galile'nin Nasıra Kenti'nden Yahudiye'de Davut'un Kenti'ne, Beytlehem diye bi­linen yere gitti. Çünkü Davut'un so­yundan ve ailesindendi.
5.Amacı ço­cuk bekleyen nişanlısı Meryem'le bir­likte sayıma katılmaktı.
6.Onlar ora­dayken Meryem'in doğurma zamanı geldi.
7.İlk oğlunu dünyaya getirdi. O'nu kundağa sarıp hayvan yemliğine yatırdı. Çünkü handa yer bulamamış­lardı.

Matta İncili (1:18-25)
İsa Mesih'in Doğumu
18.İsa Mesih'in doğumu şöyle oldu: Annesi Meryem, Yusuf'la nişanlıydı. Ama birlikte olmalarından önce Meryem'in Kutsal Ruh'tan gebe olduğu anlaşıldı.
19.Nişanlısı Yusuf, doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan sessizce ayrılmak niyetindeydi. 
20.Ama böyle düşünmesi üzerine Rab'bin bir meleği rüyada ona görünerek şöyle dedi: “Davut oğlu Yusuf, Meryem'i kendine eş olarak almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan, Kutsal Ruh'tandır. 
21.Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa[a] koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.”
22.Bütün bunlar, Rab'bin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: 
23.“İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.” İmmanuel, Tanrı bizimle demektir.
24.Yusuf uyanınca Rab'bin meleğinin buyruğuna uydu ve Meryem'i eş olarak yanına aldı.

[2] İbn Kesîr, 1301 - 1373 yılları arasında yaşayan, Suriyeli yazar ve tarihçi idi. İslam dünyasında kaynak bir tarih kitabı olan El Bidaye ve'n Nihayeyi yazmıştır.

[3] Yazar ve çevirmen Muhammed Hamdi Yazır, Kuran'ı Türkçeye ilk çeviren kişi idi. Onun çevirisi ile Meryem Suresi'nin İsa'nın doğumu ile ilgili bölümü şöyledir:

Meryem Suresi (22-25)

22.Nihayet (Allah'ın emri gerçekleşti) Meryem İsa'ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir yere çekildi.
23.Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim" dedi.
24.Melek, Meryem'e, aşağı tarafından şöyle seslendi. "Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir ırmak akıttı."
25."Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün."

[4] Küçük dikenli yaprakları olan, 10 metre yüksekliğine ulaşan bir ağaçtır. Bu ağacı saran kabuğunun çizilmesi ile elde edilen reçinenin diş eti hastalıklarına iyi geldiği söylenir. Günümüzde kimi diş macunlarında ağız ve boğaz bölgesinin hijyeni için kullanılmaktadır. Arabistan, Somali ve Habeşistan dağlarında yetişir. Türkiyer'de mirra veya mirri safi olarak tanılır.
---
KISALTMALAR
(abç.)    Altını Ben Çizdim.

---
KAYNAKÇA

Köksal, H.K. (2008).
Yeni yıl mönüleri, 26 Aralık 2008.
son erişim tarihi: 23 Aralık 2025.