![]() |
| (resim-01) Louis Robert tarafından 1930'lu yıllarda çekilen bu Ayvalık fotoğrafı, yazarın Villes d'Asie Mineure: études de géographie antique (1935) kitabından alınmıştır. |
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en büyük sorunlardan birisi telif sorunudur. Düşünsenize; iki sözcüğü bir araya getiremeyen bir kişi ama Tolstoy'un çocuğu ve babası -mesala- "vişne bahçesi"ni yazdı diye para kazanıyor. Daha da kötüsü var: "yayın haklarını" satın alacak parasının olması...
Elbette Türkiye'de yapılmak istenmeyen araştırma meselesini, sırf telif meselesine bağlamıyorum. Ama, yine de azımsanamaz bir nedeninin "bu" olduğunu söyleyebilirim size.
Evet başlıkla alakalıyım: Cumhuriyet sonrası Ayvalık okumaları adlı bir blog hazırlıyorum. Ancak ülkedeki "Türkçe Ayvalık araştırmalarını" diğerleri gibi veremiyorum. Karşıma ya "telif hakkı" meselesi çıkıyor ya da "telif avcıları/şirketleri"... Yani ya satın al ve kitaplığına koy ya da rakı-balık-Ayvalık (acaba burada da telif hakları meselesine muhalefet ettim mi?)
Ama "kıvrana kıvrana" yazdıklarımı "çatır çatı" TARTIŞMAK istediğimi bilmelisiniz. ÜLKENİN HER YERİNE ÜNİVERSİTE KURUP, BEYİN DENİLEN EN İLGİNÇ ORGANI, ÇEYREK ASIRDIR GELİŞTİREMEMENİN bir sonucu olsa gerek bu. Ben 62 yaşındayım ve hala XX. yüzyıl yazılmışlarını okuyorum. Ne acı? Düşünün, nasıl da kurutulmuş güzel ülkem.
Cumhuriyet sonrası Ayvalık tarih araştırmalarını, 1969 yılında Ahmet Yorulmaz'ın yazdığı: Tarihi coğrafyası ekonomisi ve turizmi ile Ayvalık ile son bulduracağım. Elbette günümüze kadar bildiğim tüm Ayvalık araştırmalarını okudum ama 1969 yılı ile bu yazı dizisine son vereceğim. 1923-1969 arasında Ayvalık yazanlar ile sizi baş başa bırakıyorum.
İyi okumalar...
03.01. Benim bulabildiğim en eski Cumhuriyet sonrası Ayvalık çalışması, Mehmed Mesih [Akyiğit]'in Millî Mecmua'da 1926 yılında yazdığı; muhasebe: Ayvalık'ta neler yapılabilir? ve İstanbul'dan Burhaniye ve Ayvalık'a makaleleridir. Bir tür seyahat yazısı olan bu makaleler hakkındaki geniş bilgiyi daha önce iki ayrı blogumda yayımlamıştım (Köksal,8 Ekim 2022;Köksal,9 Ekim2022).
Mehmed Mesih [Akyiğit] 1897-1968 yılları arasında yaşamış Türk gazeteci, şair ve yazardır. Kasım 1923’te Millî Mecmua’yı çıkarmaya başladı ve burada makaleler yazdı. 1923 yılında ilk kitabı Filiz'i yayımlandı (Ayvenli,2023:3-10;Apaydın,2015:49;Çandır, 1992:32; Kahraman,2020:75-76).
Muhasebe: Ayvalık'ta neler yapılabilir? makalesinde; Ayvalık'ta "şirket vucûda getirilip bu muattal bir halde kalarak, ölüme mahkûm duran, bacaları tamâmiyle sönmüş fabrikalar[ın]" işletilebileceğini yazar (Akyiğit,1926.a;Köksal,8 Eylül 1922;Şahin,2010).
"Ayvalık’ta Neler Yapılabilir?Dün bir Rum, bugün ise tamâmıyla bir Türk kazâsı olan Ayvalık çalıştığımız takdîrde en zengin bir ticâret merkezimiz olabilir. Bir taraftan arâzinin tabîatı bu sâhanın zenginleşmesi için o kadar müsâit ki hâl-i hâzırda zeytinden edilecek istifâde bile çok büyüktür. Sonra tamâmen sâhil olması dolayısıyla nakliyât gâyet ehven olabilir. Bugün Ayvalık’ın halkını ekseriyetle Girit ve Adalar’ın mübâdilleri teşkîl ediyor. Herhalde çalışmaktan usanmayacak olan bu insanlara bankalarımızın müzâhereti memleket nâmına temenni olunur.
Aynı zamanda öğrendim ki Rumlardan kalan debbâğhâneler ıslâh edilirse mühim bir servet elde edilecek. Hatta Rumlar Hindistan’dan bile deri getirir, burada terbiye ederek her ecnebî memlekete sevk ederlermiş. Hâlbuki şimdi ise günden güne harâp olmakta ve metrûkiyetlerinden bi’l-istifâde muzır eller tarafından tahrîp edilmekte imiş. Dün her sûretle Avrupa’ya bile rekâbet edebilecek derecede mal vücûda getiren bu fabrikalar niçin bugün zamanın eline terk edilerek perîşân edilsin. Hem mübâdillerin çok fakîr olanları da bu fabrikalarda çalıştırılarak birçok âilenin refâhı te’mîn edilmiş olur. Her millet memleketindeki servetten istifâde ettikten başka hâriç memleketlerin zenginliğinden de istifâdeye uğraşırken biz niçin elimizdeki refâh menba’larına karşı lâkayt kalıyoruz, milyonlar heder olmasına göz yumuyoruz.
Zenginlerimiz hâlâ mı uyuyorlar, âlâ mı kibritçilikle vakit geçirerek memleketlerine hizmeti hâtıralarından geçirmiyorlar.
Faraza niçin bir şirket vucûda getirilip bu muattal bir halde kalarak, ölüme mahkûm duran, bacaları tamâmiyle sönmüş fabrikalar canlandırılmıyor? Hatta bu işle anlayarak uğraşacak şahsiyetler de var. Fakat servetleri mahvolmuş. Dünkü vaz’iyetleri sisli bir hatıra gibi gözlerinde canlanıyor. Çalışmak istiyorlar fakat ne ile? Şimdilik mütevekkil düşünmekten başka bir şey ellerinden gelmiyor. Hâlbuki artık mütevekkil yaşayış ile hayatın dev adımlarıyla ilerleyen bir devrinde varlık vücûda getirmenin imkânı olmadığı anlaşılmıştır. Ve tevekkülle yaşanan eski devirlere hasret çeken bir fert tasavvur etmek istemiyoruz. Bâhusûs ki Cumhuriyet’in girdiği memleketlerden uyuşukluk ve kurûn-ı vustâî faâliyetlerin kaybolduğu, tarihe karıştığı bir asırdayız. Bizim için de bu yeni idârenin bir dönüm noktası olacağını idrâk ederek etrâfımızda yaşayan cevvâl bizden çok ileride bulunan ve sanatın harikalarını yaratan milletlere yetişmek için, onların çalıştığı gibi hattâ belki daha ziyâde uğraşmak ve didişmek lâzım gelmez mi?
Bugün iktisâdî hayatta varlık vücûda getirmeyen, inkişâf edemeyen insan zümrelerinin istikbâllerini tahmîn etmek pek kolaydır. Binâen aleyh zamanın yalçın ve merhametsiz ellerinde heder olan metrûkâttan olsun istifâde edelim ve her şeyi hükümetten beklemeyerek hurâfâtla yaşanan asırların üzerimize yığmış olduğu gaflet ve ihmâl uykusundan uyanalım! "(Şahin,2010:321-322)
Bu sayıdan başlayan ve iki nüsha boyunca devam edecek: İstanbul'dan Burhaniye ve Ayvalık'a adlı seyahat değerlendirmesinde de şunları yazmıştır: (Akyiğit,1926.b;Akyiğit, 1926.c;Köksal,9 Eylül 1922;Şahin,2010: 478-479)
"... İki saatten fazla süren bu otomobil seyâhatından sonra oldukça güzel binaları çok olan Ayvalık Kazası’nın merkezine dâhil oluyoruz. Artık otomobilimiz fazlaca sarsılmaya başlıyor. Kaldırımlar gâyet küçük taşlardan yapılmış. Yekdiğerine benzeyen binâlar ve dar sokaklar.
Burada göze ilk çarpan şey evlerin rengi oluyor: Rumların bıraktığı bir renk… İçimde “mümkün olsa da badana ile bütün bu düşman rengi örtülse!” diyorum. Ayvalık’ta bulunduğum az bir müddet zarfında üç mektep gezdim: Kız ve Erkek Numûneleri ile Ayvalık Türk Ocağı’nın açtığı “Türk Ocağı Öksüz Yurdu”. Fakat bunların arasında “Öksüz Yurdu” en ziyâde rûhumu okşadı. Zarif bir bina dâhilinde yerleşen bu mektebin müdürü Osman Bey, talebeyi o kadar iyi yetiştiriyor ve terbiye ediyor ki, takdîr etmemek mümkün değil.
Evvelâ öksüz, fakir çocuklardan ibâret olan (60) talebe toplanmış, kendilerine elbiseler yapılmış ve teşrîn-i sâni ibtidâsında mektep açılmış talebenin yirmisi leylî, diğerleri nehârî… Mâmafih hep berâber yemek yiyorlar. Mektebin masârıfını ocak te’mîn ediyormuş, şimdilik iki sınıfı var. Aynen numûne programı tâkip ediliyormuş. Mektebe âit marangozhâne ve demirhâne mevcûd olduğundan talebe sabahları dersle, öğleden sonra da san’atla meşgûl oluyor. Marangozhânede yirmi üç, demirhânede on altı efendi çalışıyormuş. Mütebâki kısmı da hâriçteki kunduracı ve terziler yanında san’at öğreniyormuş. İki katlı olan mektep binâsının altı odası ile küçük bir hamamı, çamaşırlığı, matbah ve küçük bir bahçesi var. Yemek salonu ile yatakhâne o kadar güzel tanzim edilmiş ki insanı derhal cezp ediyor. Bi’l-hâssa nezâfet son derecede…
Bu derece intizâm ve cevvâliyet dâhilinde talebe yetiştirdiklerinden dolayı, mektebin gayûr ve nâzik müdürüyle muallimlerini ve bu sûretle vatan yavrularının tâlîm ve terbiyesini te’mîn ettiğinden “Ayvalık Türk Ocağı”nı samîmiyetle tebrîk eder ve kendilerine büyük muvaffâkiyetler temenni ederim. ..."
(Şahin,2010:478-479)
Mehmed Mesih Akyiğit derginin bir sonraki nüshasında Ayvalık gözlemlerine devam eder (Akyiğit,1926.c;Köksal,9 Eylül 1922):
"... Ayvalık’ta kaldırımların ğâyet küçük taşlardan yapılmış olduğunu geçen nüshâmızda söylemiştim. Bi’l-hâssa yürürken âdetâ bir taş yığını üzerinde yürünüyormuş gibi yorgunluk hissetmemek mümkün değil.
Şehir üzerindeki yel değirmenleri denizden bakıldığı zaman Don Kişot’un Devleri gibi gözüküyor.
Bu muhîtin yetiştirdiği sebzenin başında sakız kabağı bulunmaktadır. Semizotu bi’l-hâssa ekilmiyor, dere kenârlarında kendi kendine yetişiyor, oralardan toplanıyor ve oldukça pahâlı satılıyor.
Dikkatimi celbeden şey, bi’l-hâssa mübâdilerden bir kısmının el-ân Rumca konuşmaları oldu. Bir Türk şehrinde bu çirkin vaz’iyetin devâmı hiç de münâsip değildir. Binâenaleyh hükümetin bu husûsta bir mecbûriyet koyarak ana dilimizin konuşulmasını te’mîn etmesini dileriz.
Ayvalık’ın yegâne mesîre mahalli Çamlı Manastır’dır. Akşamüzerleri ve mehtaplı gecelerde denizde sandal gezintileri bi’l-hâssa bu güzel şehre ayrı bir şiîriyet bahşetmektedir.
Çamlı Manastır şehirden bir çarik (çeyrek), yirmi dakikalık bir mesâfede bulunuyor. Adalar’a benzeyen bu kısımda çok güzel inşâ’ edilmiş yalılar, köşkler vardır. Çamlar arasında gizlenen bir köşkten ayın doğuşunu seyretmek gözlere unutulmaz bir renk ziyâfeti oluyor. ..."
(Şahin,2010:479-481)
03.02. Araştırmacıların hiç önemsemedikleri bir çalışma da, yerel tarih araştırmacısı ve öğretmen Kemal Özer tarafından 1937 yılında yerel Balıkesir Türk Dili Gazetesi'nde yayımlanan; tarih tetkikleri: Ayvalık tarihi... adlı yazı dizisidir.
Bugüne kadar yaptığım Ayvalık okumalarına göre, bir Türk yazarının yazdığı en eski Ayvalık monografisi olan bu yazı dizisini, Aydın Ayhan'ın bir bildirisindeki atıfla öğrenmiştim (Ayhan,2004). Gazetede çıkan yazılar hakkında çalışmalar da yapıldı (Arslan, 2019;Yalçınkaya,2017). Hala üzerinde çalıştığım bu yazar ve bu yazı dizisi hakkında bir blogumla yayım yapmıştım (Köksal,25 Ekim 2021).
Kemal Özer 1899-1966[?] yılları arasında yaşamış Türk öğretmen, gazeteci ve yazarıdır. İlköğretimini İstanbul‘da tamamladı. Balıkesir Numune Rüştiyesini bitirerek öğretmen oldu. Balıkesir ve ilçelerinde öğretmenlik yaptı. Son görev yer 1951 yılında ailesinin de bir süre yaşadığı Gönen oldu. Özer emekli olduktan sonra, Gönen’de, yayın hayatı dört yıl sürecek olan Yeni Gönen adında haftalık bir gazete yayımladı. Daha sonra taşındığı Bandırma'da da yayın hayatı altı yıl sürecek olan Yeni Marmara adlı bir gazeteyi yayımladı. 1935 yılından itibaren Balıkesir Halkevi yayın organı olan Kaynak dergisinde, 1937 yılından itibaren de Türk Dili Gazetesi'nde yazıları yayımlandı. Ayrıca yazarın 1935-1964 yılları arasında 6 kitabı da basıldı. Hayatının son dönemi hakkında bilgi edinilemeyen Özer, araştırmalarına aniden son vermiş ve Mustafakemalpaşa'da sessizce aramızdan ayrıldı. (Günay,15 Eylül 2015;Köksal,25 Ekim 2021).
Kemal Özer tarafından kaleme alınan; Tarih tetkikleri: Ayvalık tarihi... adlı yazı dizisi, Türk Dili Gazetesi'nin 27 Ekim/18 Aralık 1937 tarihleri arasında yayımlandı. Yazı dizisi, aralıklı tarihlerde toplam 17 sayı sürdü. Özer yazısına, kendisini "Ayvalık ve Civarı Hakkında Tarihi Tetkikler Yapmağa Teşvik Eden EKREM ÇAVULDUR"a bu yazı dizisini armağan ederek başlar. Ekrem Çavuldur, Balıkesir üzerine birçok araştırma yapmış ve bu araştırmalarını Kaynak Dergisinde yayımlamış olan çalışkan bir Halkevci'dir. Gazete editörü Fuat Bil'al Bey [1] ise başlayan bu yazı dizisini okurlarına şöyle tanıtır (metindeki yazım hataları aynen alınmıştır):
"Bugünden itibaren okuyucularımıza B. [bay] Kemal Özer'in Ayvalığın tarihine ait yaptığı tetkikleri seri halinde sunacağız.
Vilayetimizde bulunduğu esnada, bir kaç yıl önce gazetemizde Balıkesir halk adet ve inanmalarile, diğer tarih tetkiklerini neşreden, daha sonra da Manisa mezar kitabeleri ve yatırlarını yazan B. Kemal Özerin Ayvalık tarihi kıymetli bir etüdün mahsulüdür. Bugün yurdun verimli bir köşesi olan şirin Ayvalığın tarihini anlatan bu satırları okuyucularımızın alâka ile takip edeceklerine inanıyoruz. ..."(Özer,27 Birinci Teşrin 1937:3695).
Bu girişin ardından Kemal Özer, yaptığı Ayvalık araştırmalarını şöyle açıklar (metindeki yazım hataları aynen alınmıştır):
"... Bazı mehazlara, vesikalara başvurdum. Bilhassa; (1918) tarihine kadar Ayvalık Rum lisesinde tarih muallimliği ve direktörlük yapmış olan (Jorg Sakkari) adındaki bir Rumun (1920) tarihinde Atinada neşrettiği "Ayvalık tarihi" ismindeki bir eseri; Ayvalıkta oturan Giritli kıymetli B. Macit büyük bir vukufla tercüme ediyor. Bu tercümeyi de gördüm, bunun üzerinde de bazı etütler yaptım. Buna kendi araştırmalarımı da ilave ederek Ayvalık tarihi hakkında birçok bilgiler elde ettim. Mükemmel olmamakla beraber yurddaki tarihi araştırmalara bir çığır teşkil edecek mahiyette bulunan "Ayvalık Tarihi" adındaki bu eseri Türkdili gazetesinin isteğiyle yaymağı uygun buldum. ..."(Özer,27 Birinci Teşrin 1937:3695).
Özer'in atıf yaptığı Jorg Sakkari (Georges Sakkari : Γεωργιος Σακκαρης)'nin 1920 yılında Atina'da basımı yapılan Ιστορία των Κυδωνιών adlı eseridir (Köksal,14 Eylül 2026). Kemal Özer'in kaleme aldığı yazdıklarından yola çıkarak, yazarın Doğan Aka ve Hıfzı Erim'in yayımladıkları Ayvalık hakkındaki eserleri incelediği ayrıca, Ιστορία των Κυδωνιών'nın da 1937 yılında tercüme edilmeye başlandığını veya tercüme edildiğini öğrenmekteyiz. Belki de, Turan'ın makalesinden öğrendiğimiz ve Dokuz Eylül Üniversitesi'nde hala bulamadığımız tercüme bu olabilir (Turan,2008:5,7,11,17,34).
Yazar'ın çalışmasından, 1827 yılı sonrasındaki Ayvalık'ın siyasi yapısını ve kent donatılarını da öğrenmekteyiz. Yazar bu nühada şunları belirtir:
"... Bu sıralarda firarilerden [2] bir kısmı Ayvalığa avdet etmeğe [geri dönmeye] başlamıştır. Avdetin bu hareketi bahusus (1827) senesinden sonra daha büyük bir faaliyet gösterdi. (1830) Senesine kadar isə Ayvalıkta toplanmış olan nüfusun miktarı eski nufusun dörtte birini teşkil ediyordu. ...
Tekrar Ayvalığa dönen ve dönmeğe başlıyan Rum ahali Türkiye hükûmetinin ittihaz edeceği [kabul edeceği] mukadderata intizar eyliyorlardı [kararları bekliyorlardı]. Bilahare Ayvalıklıların Ayvalıktaki emlâk va akaratı üzerindeki hukuku tasarrufiyeleri hükûmetce tanınmak şartiyle Ayvalığa avdetlerine müsaade edilmişti. ...
Bu zaman Yunan isyan ve ihtilâlinin şiddeti biraz yatışmış olduğu devreye müsadif bulunması [rast gelmesi] muhtemeldir. Zira; (1827) tarihinde firarilerden külliyetli bir miktar Ayvalığa avdet etmeğe başlamışlardı.
Ayvalığın harabiyetinden sonra; buradaki umum emvali [devletin mülkiyetindeki mallar] gayri menkule tabii olarak hükûmet eline geçmiş ve mal miri olarak sayılmıştı. Emlâkı mezkûrenin idaresi [adı geçen taşımazların yönetimi] de Babıâlinin emriyle Midilli valisi Kulaksızzade Mustafa Ağanın uhdesine ihale edilmişti. Mustafa Ağa da bu emlâki mıntaka mıntaka icara [bölge bölge kiraya] veriyordu. Nihayet Türk hükümetinin lütüfu âtifeti [iyiniyetli yardımı] dolayısiyle (1832) senesi eylülünde isdar olunan fermanı hümayunla rüayanın Ayvalığa avdetile bu memlekette yeniden bir kaza teşkilatının tesisi irade edildi. ..."(Özer,7 İkinci Teşrin 1937).
Yazarın andığı fermanın 4. maddesinin yayınlandığı nüshada da şunlar yazılı idi:
"... 4- Ayvalığa avdet eden ahaliye ait umum emlâkin, yani bağların, tarlaların, dükkanların, mengene ve imalathanelerin. haneler, arsaların bu ahaliye bllâ teehhür iadeleri ve hatti bu emlaktin şimdiye kadar müslümanlara veya ecnebilere satılmış olanlar dahi depozito akçalarının vesair masarafının eski mal sahipleri tarafından tesviye edilmek şartile avdet edenlere iadei teslimi.
5- Avdet eden kaza rüayasının zeytin mahsulünden yüzde on ve mezruattan yüzde bir olarak tarh edilmiş bulunan bütün sair vergilerden iki sene için, yani 1 eylûl 1831 ila 1 eylûl 1833 tarihine kadar muaf tutulmaları ve eşcarı imar ve ödemesini deruhde eyledikleri mebaliği tesviye etmek fırsatını bulubılmesi için müsaade olunmuştur. ..."
(Özer,10 İkinci Teşrin 1937)
Buradaki ilginç bir nokta da, kasabanın Karesi Sancağı ile "ilişkilenmesi" konusudur. Yazara göre:
"... Ayvalık kazasının ve voyovoda naibinin uhdesine ihale edilmesi ve yeni ahkâmı kanuniye ile balâda maharrer şerait dairesinde mumaileyh tarafından zıkrolunan eşcar vesairenin avdet edenlere iadeten terk edildiklerinin ve kendilerinin zeytin mahsullle mezruat vergisinden maada sair bil cümle vergilerden muaf tutulduklarının kendilerine tebliğ olunması„ emir ediliyordu. İki senelik muafiyet müddetinin infazasından sonra; hükümet Ayvalık kazasını Karasi Sancağına ilhak eylemiş ve Ayvalık memleketinin zikrolunan Sancak vergi bordrosuna idhal olunmasını emir etmiştir. Fakat Ayvalıklılar eski inıtiyazatı ilmi sürerek kendilerinin Karesi Sancağına ilhakları ve o Sancağın vergi muamelesine iştirak ettirilmemeleri için hiç bir saik ve alâkanın mevcut bulunmamasından bahisle Ayvalık şehrine sabık mahalli ve müstakil idarenin ipkası lüzumunu müdafaa eylemişlerdir. Bu mesele tam (8) sene muallâk kalmıştır.Nihayet Babıâli (1840) senesinde isdar eylediği bir hattı hümayunla Karesi Sancağı ahalisi Ayvalık kazasının mezkür Sancaa rabt ve ilhakile mezkür kazanın zikirolunan Sancağın vergilerine iştirâk ettirilmesini talep ve istirham eylediklerini, Ayvalık rüayasının herbir vergiden muaf tutulmuş oldukları iki sene müddetin mürur etmiş bulunduğu ve esasen Ayvalık kazasının Karesi Sancağı mülhakatından olduğu defatiri kayudiyeden istinbat edildiğini işâr ve Ayyalık voyvodası tarafından âtideki mevaddın alâkadarlara tebliğ olunmasını emir ediyordu; şöyle ki:
“Ayvalık şehiri eskiden olduğu gibi, şimdi dahi Karesi Sancağının mülhakatından madüt bulunmağa devam edecektir. Ayvalıklıların vergiden muaf tutulmuş oldukları iki sene müddet münkazi olmuş bulunduğundan bütün böyle tarh olunan muayyen vergiler tahsil edilecek ve bu baptaki cetveller tanzim olunacaktır”
Aynı sene zarfında sadır olmuş olan diğer bir iradei seniyye ile zeytin ağaçlariyle arsaların Ayvalıklılara isdeten teslim muamelesi ikmal ve intac edilmişti. Bu suretle Ayvalık şehirinin yeniden tesisi (19) ncu asrın evasıtında ikmal ediliyordu. ..."
(Özer,10 İkinci Teşrin 1937)
Değineceğim son konu ise "Kulaksızzade"nin kasabadaki tasarrufları ve beklentileri hakkındadır. Yazar bu konudaki görüşlerini şöyle yazmaktadır:
"... Midilli valisi Kulaksız zade Mullafa Ağa Ayvalıklılara mühim meballğ ikrez eylemişti. Fakat vali bu fedakarlığı ile her halde memleketin ortasında kâin mühim birtakım arsaları yeddi tasarrufuna geçlrmek istiyordu (1) Bütün bu maddi vazlyetin fenalığı ahaliyi cemaat rüesası aleyhine isyana sebebiyet vermiştir...Zaten; ahalinin hükûmete karşı takındığı isyankâr vaziyet de baki idi. Bu şerait dahilinde hükûmet cemaatla rüesa arasındakl bu gayri lâyık hareketlerin önüne geçmek ve ileride her hangi bir kıyaman önünü almak üzere (1842) tarihinde mayısın (18) inci gününde iki yüz askerl hâmil üç kıta harp gemisi Ayvalığa muvasalât eylemiştir. Bu bahri kuvvetin kumandanı Tevfik Bey şehire girmiş, beldenin en mühim yerlerini işgal ettikten sonra; mütecaviz ihtilalcileri İstanbula izam etmişti. Bu suretle şehirin durumu sükûnet kesbetmişti. ..."(Özer, 11 İkinci Teşrin 1937)
Kemal Özer ve Ayvalık "tetkikleri" üzerine hala çalıştığım, "bir öğrenme süreci içinde olduğum" için daha fazla detay şimdilik veremiyeceğim.
03.03. Yerel Balıkesir Türk Dili Gazetesi, yayımlandığı dönem boyunca gerek içerik ama gerekse de gazete yönetim işleyişi açısından özel olarak ele alınmalı ve incelenmelidir. Özer'in yazı dizisinden iki yıl sonra 1939 yılında bir Balıkesir'li olan Hasan Basri Çantay, Hayatım: kaçaklık devri adlıyla, işgal dönemini ve ulusal kurtuluş savaşı anılarını ele alan bir çalışma yayınladı. Bu yazı dizisi ve 1964 yılında çıkarılan kitap, Ayvalık yerel tarih çalışanlarca fazla önemsenmedi. Çalışma daha çok biyografya ya da İslâm bilimleri ile ilgili eser yazanlarca okundu (Kapukaya,2015).
Hasan Basri Çantay 1887-1964 yılları arasında yaşamış öğretmen, gazeteci, politikacı idi. II. Meşrutiyet'in ilk yıllarında Balıkesir'de, Nasihat ve Balıkesir adlı iki gazete çıkardı. 1909 yılında İstanbul'da Sırat-ı Müstakim Dergisi'nin idare merkezinde Mehmet Akif ile tanıştı. I. Dünya Savaşı sonlarına doğru Ses Gazetesi'ni çıkardı ve buradaki yazılarıyla ulusal mücadeleye destek verdi. İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti kongresi delegesi oldu. Padişah Mehmet Vahdeddin'e muhalefeti nedeniyle gazetesinin kapatılması ve tutuklanması emri çıktı. Balıkesir'e dönmeyerek Burhaniye, Kepsut ve Dursunbey'de kaçaklık dönemi yaşadı. Bu anılarında 9 ay süren kaçaklık dönemini anlatır.
03.04. 1944 yr:ılında dönemin Ziraat Bankası Ayvalık Şubesi müdürü olan Doğan Aka'nın yazdığı ve İstanbul'da bastırdığı Ayvalık iktisadî coğrafyası, Ayvalık hakkında basılan ilk Türkçe kitaptır (Aka,1944). Ben, Doğan Aka ve bu kitabı üzerine çok derin bir araştırma yapmak istedim [3]. Tüm farklı okumalarıma karşın hala bulamadığım yanıt şudur: acaba bu banka ya da diğer bankalar, 1940'lardaki ülkenin kasababaları için (ya da illeri için) bir iktisat çalışması mı yapıyordu? Bu kitap, böylesi bir "hedef" için mi hazırlanmıştı? vs
03.05. Gerek Kemal Özer ve gerekse de Doğan Aka tarafından adı anılan, "... Ayvalıkta oturan Giritli kıymetli B. [bay] Macit ..." (Özer,27 Birinci Teşrin 1937) tarafından da tercümesi yapılan eser, Özer'e göre Jorg Sakkari (Özer,27 Birinci Teşrin 1937) ve Aka'ya göre ise Yorgi Sakkasi (Aka,1944:21) olan kişi, Ayvalıklı eğitimci Georges Sakkari (εωργιος Σακκαρης)'nin 1920 yılında Atina'da basımı yapılan Ιστορία των Κυδωνιών kitabıdır. Bu kitabın "bir tür tercümesi Macit Uygur tarafından yapılmış ve 1948 yılında Hıfzı Erim tarafından da Ayvalık Tarihi adıyla yayımlanmıştı. Bu kitaba kaynaklık eden tezlerin bazılarını ve Erim'e ait olan bu kitaba ilişkin görüşlerimi bir blogumda ele almıştım (Köksal,19 Temmuz 2021).
Erim 6 Arlık 1948'de, Ankara'da yazdığı bir tür "son sözünde" şunlara değinir:
"... Bunlardan başka bu küçük kitap, 1920 senesinde Yunan ordularının Anadolu'da zaferden zafere koştukları sıralarda Yunan tarihçisi Yorgi Sakari'nin kaleme aldığı "Ayvalık Tarihi" adlı kitaptan ikinei bölümün sonuna kаdar büyük bir yardım görmüştür.Yorgi Sakari'nin kitabı, muhterem dostum Macit Uygur tarafından eski bir arkadaşımın oğlu olan Muhtar Ülge'nin yardımı ile dilimize çevrilmiştir. İhtiyar dostum Macit Uygur henüz yaymlamadığı bu kitabı bana lútfetmemiş olsaydı "Ayvalık Tarihi"nin birinci ve ikinci bölümlerinin meydana gelmesine imkân olamazdı.Benim buradaki rolüm yukarıda adlarını yazdığım kitapların ve arşiv malzemesinin yardımı ile bu eseri montajdan ibarettir. Eğer sayın okurlarım birleştirmelerde kusurlar görürlerse bu da yazarının tarihçi olmayışından ileri gelmiştir. ..."(Erim,1948:108)
03.06. Refik Halid Karay 1888-1965 yılları arasında yaşamış Türk gazeteci ve yazarıdır. İstanbul Beylerbeyi'nde doğdu. Galatasaray Sultanisi'nde ve Hukuk Mektebi'nde okudu. Maliye Nezareti'nde memur olarak çalıştı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra gazetecilik ile uğraşmaya başladı. 1909 yılında girdiği Tercüman-ı Hakikat gazetesinde mütercimlik ve muhabirlik yaptı. Son Havadis gazetesini kurdu. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na üye oldu. Aydede adlı siyasi mizah dergisini çıkarmaya başladı. 1912 yılında Beyoğlu Belediye Başkatibi oldu. 1913 yılında önce Sinop'a sürüldü, daha sonra Çorum, Ankara ve Bilecik'e gönderildi. İstiklal Savaşı aleyhine yazdığı yazılardan ötürü yüzellilikler listesine alındı ve 1922-1938 yılları arasında Beyrut ve Halep'te sürgün yaşadı. Çıkarılan af kanunundan yararlandı ve 1938 Temmuz ayında yurda döndü. 1965 yılında İstanbul'da öldü.
Karay, 1949 yılı Aralık ayında bir yıl kadar sürecek olan bir yazı dizisi için, "eski ittihatçı" Habib Edib Törehan tarafından çıkartılmaya başlanan Yeni İstanbul Gazetesi'ne çağrılır. Karay burada Refik Halid Anadolu'da adlı, uzun süren bir yazı dizisini yayımlar. Yazı dizisi Bursa'dan başlar ve sırasıyla; Balıkesir, Edremit, Akçay, Ayvalık, Bergama, İzmir, Manisa, Isparta, Burdur, Antalya, Antakya, Ankara, Bolu ve Zonguldak'i kapsar.
Yazar 27 Mayıs 1950-3 Haziran 1950 tarihleri arasında Ayvalık'ta kalır ve Altınova üzerinden Bergama'ya geçer.
Karay Ayvalık'a otomobille gelir. Kasaba hakkındaki izlenimleri şöyledir:
"... Ayvalık göründü ... Ayvalık, ömrümce görüp gezdiğim kasabaların en darı ve en sıkıntılısı. Yollarından bir araba güç geçiyor; neredeyse duvarlara sürüneceğiz. Üstelik sokaklar hazin bir harabezar tesiri yapmaktadır. Rumlardan kalmış kocaman bir deri fabrikası çökmek üzere ... Tek yeni binaya rastlamadığımız gibi eskilerini de çökertmişiz. Güzel bir Akdeniz şehri farzederek çocukluğumdan beri görmek istediğim Ayvalık bu mu?
Evet. Ayvalık kasabası bu! Fakat, bereket versin onun bir Çamlı'sı var. Bir Çamlı ki Heybeliada kadar, hatta birkaç bakımdan Heybeliada' dan güzeldir. Göreceksiniz. ..."(Karay,2014:106)
Burada geçirdiği bir hafta içinde "Çamlık Gazinosu" yazar belleğinde önemli bir yer tutar. Yazar son gün yenden Çamlık Gazinosuna gider ve balık yer. İşletmecisi ondan "para almaz". Bunun üzerine Refik Halid yaşadığı "o anları" şöyle anlatır:
"... Çamlık Gazinosu, ömrümde görmediğim bir jest yaptı: Hesap isteyince yemeğin müstecir tarafından bir ikram olduğunu bilirdi. Garsonları memnun etmek suretiyle bunun altında kalmadım amma çok hoşlandım; gurur duydum desem yalan söylememiş olurum. Giritli vatandaşlarımıza maneviyatımı okşadığından dolayı daima müteşekkir kalacağım. ..."
(Karay,2014:115)
03.07. Ayvalık'taki kütüphanemde bulunduğu için detaylı bilgiler yazamıyacağım ve sevgili Selçuk Kaltalıoğlu'nun armağanı olan Ayvalıkta Şehircilik Araştırmaları, 1964 yılında basıldı. Bu yayın bir üniversite tarafından yürütülen ilk "Ayvalık araştırması"dır (İTÜ,1964) [4].
03.08. Bu derleme elbette çok sayıda çalışma içermeliydi. Ancak girişte yazdığım gibi "sorun yaşamak istemediğim" için Ahmet Yorulmaz'ın 1969 yılında Bilgi Kitapevi'nde bastırdığı,Tarihi coğrafyası ekonomisi ve turizmi ile Ayvalık kitabı ile yazı dizisini bitirmek istiyorum (Yorulmaz,1969) [5].
Ahmet Yorulmaz, 7 Şubat 1932 tarihinde Ayvalık'ta doğdu. İkisi de mübadil olan babası Hasan Bey ve annesi Kadriye Hanım'dır. 1940 yılında Sakarya İlkokulu'na başladı. 8 Ekim 1944 tarihinde meydana gelen Ayvalık depremi sonrasında Cumhuriyet İlkokulu'na geçti ve buradan mezun oldu. 1945 yılında özel Ayvalık Orta Okulu'na yazıldı ancak devam etmedi. Bunun üzerine o yıl açılan Erkek Sanat Orta Okulu Ağaç İşleri bölümüne devam etti ve buradan "marangoz" olarak mezun oldu. 1948 yılından sonra ağabeyi Mahmut Yorulmaz'ın kayınpederi Fuat Geylan'ın gazete tezgahına gitmeye başladı. 1950 yılından itibaren Ayvalık Gazetesi'nde yazıları çıkmaya başladı. 1952 yılında İstanbul'da yayımlanan "Ali Dayı Gazetesi"nde işe başladı. 1954 yılında askerlik görevi bitince Ayvalık'a geri döndü ve ağabeyinin "şekerlemeci" dükkanında çalışmaya başladı. 1961 yılında Türk Dünyası adlı yerel gazeteyi çıkartmaya başladı. 1963 yılında Geylan Kitabevi'ni açtı. 1966 yılında Işık Hanım ile evlendi. 1969 yılında ilk kitabını yayımladı. 1971 yılında ise Varlık dergisinde ilk Yunanca çevirilerini yayınlamaya başladı. Cumhuriyet, Milliyet ve Hürriyet gazeteleri ile çok sayıda yerel basın organlarında köşe yazıları yazdı. Ayvalık yerel tarih çalışmalarında çok önemli bir yeri olan Yorulmaz 31 Mart 2014 tarihinde öldü (Köksal,11 Mayıs 2025;Köksal,12 Ağustos 2023).
Yorulmaz bu kitabında yaptığı tarih özetinin bir bölümünü, "... Yunan yazarı Yorgi Sakkari'ye ..." dayandırsa da yazısında ona polemik açar ve Ayvalık'ın fiziki kent yapısı üzerine incelendiğinde korsanlardan kaçanlarca değil, korsanlarca kurulduğunu düşünür. Bu tarihçe yazısı şöyledir:
"... Yunan yazarı Yorgi Sakkari'ye göre Ayvalık, «...Korsanların sürekli saldırıları karşısında, cıvardaki adaları bırakıp buraya göç eden halk tarafından» kurulmuştur.
Bir başka görüşe göre de ilçe Türkmenler tarafından kurulmuştur. Bunların Çeşnigir, Eskiköy ve Hanaylı gibi yerlerde oturdukları ve zeytincilikle geçindikleri öne sürülür.
Ama bu görüşü doğrulayacak bir belge veya kalıntı mevcut değildir; verilen yer isimleri ise zeytinlik mıntıkalarıdır.
Şehrin cadde, sokak ve inşası tarzındaki aşırı darlık ve bitişik nizam, Yunan yazarını da yalanlamakta ve başka kaynakların ileri sürdüğü kuruluş görüşünü, daha mantıkî göstermefltedir:
«Ayvalık, 17. yüzyılda korsanlar tarafından kurulmuştur.»
Nitekim bugün hayatta bulunan bir diğer Yunan yazarı, Atina Akademisi üyesi Ayvalık doğumlu İlia Venezi «Eolya Toprağı» adlı ve henüz türkçeleştirilmemiş eserinde, Ayvalık'ın bir kaçakçılar şehri olduğunu, kolcularla kaçakçılar arasında, şehrin en iç yerlerinde bile, silâhlı çatışmalar meydana geldiğini, kaydeder.
Bu ifade ile Yorgi Sakkari'nin görüşü çelişmelidir ve şehrin, korsanlardan kaçanlar tarafından değil, bizzat korsanlarca kurulduğu ihtimalini akla daha yakın kılmaktadır.
Ancak bu kısa bilginin bile, tarafsız ve bilimsel bir metodla hazırlanmış bir tarihin ya da başka bir belgenin bulunmayışı yüzünden, yüzde yüz doğru olarak kabul edilmemesi gerekir. ..."
(Yorulmaz,1969,:3)
Kitap "hiçbir kuramın yere basmadığı" bu kasabayı, daha çok "turizm" açısından ele almaktadır. Ahmet Yorulmaz bu kitabını, Ayvalık'ı Gezerken'nin ilk baskısının önsözünde: "... Bizim, okul öğrencileri için hazırladığımız 1969 basımlı 'Tarihi, coğrafyası, ekonomisi ve turizmi ile Ayvalık' adlı broşürümüz, ..." diye tanımlar (Yorulmaz,1977:6).
[1] Ahmet Fuat Bilal 1903-1988 yılları arasında yaşamış Türk diş hekimi, gazeteci ve milletvekilidir. Balıkesir'de doğdu. İstanbul Dârü’l–Fünûn Diş Tababeti Bölümü'nü bitirdi. CHP'den VIII. dönem (1946-1950) Balıkesir milletvekilli oldu.
[2] 15 Haziran 1821 yılında bazı Ayyvalıklılar, "isyan hareketine" katılmış ve kasabayı terkederek boşaltmışlardı. Osmanlı İmparatorluğu ise "Ayvalık ve Yund (Alibey, Cunda) Adası'nı" 1829 yılına kadar boş tutmuş idi. Yazar, "1829 affına kadar geri dönüşlerin" yaşandığını, şu cümlesi ile açıkça yazmaktadır: "... (1830) Senesine kadar ise Ayvalıkta toplanmış olan nüfusun miktarı eski nufusun dörtte birini teşkil ediyordu. ..." (Özer,7 İkinci Teşrin 1937).
[3] Sanırım 2015 yılının sonbahahar günlerinin başı idi. İlk Ayvalık arkadaşlarımdan biri olan Naki A'binin ablası aracılığı ile dönemin Ziraat Bankası Ayvalık şubesi müdüründen randevu almış idim. Konu, "ilk Ayvalık monografisinin" yazarı olanı ve özellikle deprem sırasında yaptıkları ile halkın sevgisini alan Doğan Aka hakkında detaylı bilgiler almaktı. Bendeki bilgilere dayanan detaylı bir dosya hazırlamış ve randevüma beş dakika kala Cumhuriyet Bulvarı'ndaki banka binasına gitmiştm. Yaklaşık yarım saat bekledikten sonra müdüre hanım geldi ve beş dakika sonra da beni çağırdı. Ona: Doğan Bey hakkında çalıştığımı, kırklı yıllarda bankanın örgütlü olduğu her ilçede benzer bir çalışma yapıp yapmadığını, Aka'nın Çamlı Konut kooperatifinde kurucu üye olması "meselesini" (tüzüğe göre bir numaralı üyedir) ve hazırladığım diğer soruları sordum. Kitabın "günümüz şehircilik anlayışları" ile geliştirilen ek bölümle, bankanın "bir kültür yayını" veya -mesala- bir "ajandası olarak basılmasını" önerdim. Müdüre hanımın Doğan Aka'nın adı dahil "hakkında birşey bilmediğini" anlayınca ve istediğim hiçbir bilgiye de ulaşamayınca bankadan ayrıldım.
[4] İTÜ'ye 12 Eylül darbesi sonrasında başladım. Bizim sınıftan anımsayabildiğim kadarıyla 5 arkadaş "akademisyen" oldu. Bunlardan birisi de Cem Beygo idi. Beygo'nun babası bu kitabı hazırlayan geniş ekibin içinde ve o zamanlar "araştırma görevlisi"ne verilen adla bir "asistan" olarak bulunuyordu. 2014 yılında Beygo beni aradı, hal hatır sorduktan sonra konu bu kitabın çıkışının "50.yılına" geldi dayandı. O günlerde -sanırım- Beygo İstanbul Üniversitesi'nde yeni kurulan fakülteye dekan olmuştu. Bu kitabın üniversiteler tarafından basımı yapılan "ilk Ayvalık kitabı" olduğunu, gerek içeriği, paftaları ve haritaları ile ve gerkse de bir sömestre boyunca devam eden "Ayvalık" dersinden sonra elde edilmiş bir öğrenci çalışmalası olmasından ötürü öncü olduğunu, vs. söyledim. "Ayvalık'a dair bir şey yapılmalı" telaşını yaşadığım o günlerde Beygo'ya; çağdaş yaklaşımlar ile geliştirilmiş ve güncel bilgiler ile donatılmış, "bu kitabın 'genişletilmiş' ikinci baskısının" yapılmasını önerdim. Ve bir kaç saat sonra da yazarak bir elektronik posta yolladım. Ne mi oldu? Yıl 2026 ve o kitabı raflarda hiç bir zaman görmediniz... Dipnot 1'de özetlediğim Doğan Aka projesi de, yaklaşık bir yıl sonra bu fikir üzerine gelişmişti.
[5] Cumhuriyet sonrası Ayvalık çalışmalarının neredeyse tümünü okudum. Bunları "belli başlıklara" ayırdım ve değişik bloglarımda yayımladım. 2013 yılında, eski Oda genel sekreteri olarak biriktirdiklerim ile oluşan düşüncem şuydu: bu kentte bir "Mübadele Araştırmaları Merkezi" olmalı, bu yer belki de "Keremköy'deki" fabrikada çalışmalı, bu merkezde "dermeler", "çeviriler", "savlar", "yayınlar" yayımlanmalı, "toplantılar", "sempozyumlar", "bianeller" yapılmalı, vs (aynen United Colors of Benetton Fabrica'sı [*] gibi).
Düşüncemi "çok inandığım Oda'm" başta olmak üzere "bu işe bütçe ayırabilecek" her kuruma açtım. Ve konuştum. Ve yazdım. Hepsinden, "derin dondurucuya konmuş eski solcu fikirleri söylüyorsun!" bakışları alınca (bazıları dürüstçe "OLMAZ" dediler) ve ben de reddedilmekten dolayı "kanser olunca" bu işle uğraşmaktan vazgeçtim... Hayır, hayır: "artık gücüm kalmadı" demek daha doğru. O günlerde Plehanov'un kitabını "dönüp dönüp" yeniden okuduğumu çok acı anımsarım.
[*] Bilmeyenler için; Fabrica İtalya'nın Treviso kentinde, 1994 yılında Luciano Benetton ve fotoğrafçı Oliviero Toscani tarafından kuruldu. Tüm dünyadan 25 yaşın altındaki tasarıcıların: mimarlık, fotoğrafçılık, grafik tasarım, video, müzik, dijital iletişim ve endüstriyel tasarım gibi farklı disiplinlerde ortak projeler geliştirilmesi amacıyla kuruldu. Yer olarak mimar Tadao Ando tarafından restore edilen XVII. yüzyıl villası seçildi. Hakkında yazılan her şeyi okuduğum Fabrica'yı ne yazık ki hiç göremedim.
---
KAYNAKÇA
Aka, D. (1944).
Ayvalık iktisadî coğrafyası. İstanbul: yay.y.
Ayvalık’ta Neler Yapılabilir?, 15 Haziran 1926, 6(63), 1013, İstanbul: Millî Mecmua.
İstanbul’dan Burhâniye ve Ayvalık’a -1, 15 Haziran 1926, 6(63), 1019-1021, İstanbul: Millî Mecmua.
İstanbul’dan Burhâniye ve Ayvalık’a -2 (Büyükdere Köy)de Bir Düğün, 1 Temmuz 1926, 6(64), 1036-1037, İstanbul: Millî Mecmua.
Halkevleri dergilerinde yayınlanan tarih konulu makaleler bibliyografyası-I., -(24), 295-323 İstanbul: Kebikeç Dergisi.
Türk Dili gazetesindeki edebî ve kültürel içerikli yazıların sistematik indeksi. (Tez No. 580227) [Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi].
Kendini tüketen patronaj: Mesih Akyiğit, 5(25), 49-53, Ankara: Kurgan Edebiyat.
Balıkesir ve çevresi inanç merkezleri, Uluslararası Türk Dünyası İnanç Merkezleri Kongresi Bildirileri, 23-27 Eylül 2002, Mersin, c.5, 177-187, Ankara: Türkiye Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı.
Mehmet Mesih Akyiğit'in edebî kişiliği (Tez No. 800395) [Yüksek Lisans Tezi, Hacı Bayram Veli Üniversitesi].
Çantay, H.B. (1939).
Hayatım: kaçaklık devri, Balıkesir: Türk Dili Gazetesi.
10 İkinci Kanun 1939, s.4078.11 İkinci Kanun 1939, s.4079.
12 İkinci Kanun 1939, s.4080.
13 İkinci Kanun 1939, s.4081.
17 İkinci Kanun 1939, s.4084.
18 İkinci Kanun 1939, s.4085.
19 İkinci Kanun 1939, s.4086.
20 İkinci Kanun 1939, s.4087.
21 İkinci Kanun 1939, s.4088.
22 İkinci Kanun 1939, s.4089.
24 İkinci Kanun 1939, s.4090.
25 İkinci Kanun 1939, s.4091.
26 İkinci Kanun 1939, s.4092.
27 İkinci Kanun 1939, s.4093.
Kara günler ve ibret levhaları, İstanbul: yay.y.
Milli mecmua (1-50. sayıları) inceleme ve seçilmiş metinler, (Tez no. 21221) [Yüksek Lisans Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi]
Ayvalık tarihi. Ankara: yay.y.
son erişim tarihi: 8 Eylül 2026.
Ayvalık’ta şehircilik araştırmaları, 1962-1963 ders yılı, İstanbul: İTÜ Mimarlık Fakültesi Yayınları.
Memleket yazıları 2 : kırk yıl evvel kırk yıl sonra Anadolu'da, (yay. haz.) Tuncay Birkan, İstanbul: İnkılap Kitabevi
Millî Mecmua, c.30, 75-76, Ankara: TDV İslâm Ansiklopedisi.
Hasan Basri Çantay'ın hayatı ve eserleri üzerinde bir inceleme (Tez no. 389832) [Doktora Tezi, Balıkesir Üniversitesi].
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026.
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026.
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026.
son erişim tarihi: 12 Eylül 2026.
son erişim tarihi: 15 Eylül 2026.
son erişim tarihi: 15 Eylül 2026.
Tarih tetkikleri: Ayvalık tarihi..., Balıkesir: Türk Dili Gazetesi.27 Birinci Teşrin 1937, s.3695.28 Birinci Teşrin 1937, s.3696.4 İkinci Teşrin 1937, s.3700.5 İkinci Teşrin 1937, s.3701.6 İkinci Teşrin 1937, s.3702.7 İkinci Teşrin 1937, s.3703.10 İkinci Teşrin 1937, s.3705.11 İkinci Teşrin 1937, s.3706.12 İkinci Teşrin 1937, s.3707.13 İkinci Teşrin 1937, s.3708.14 İkinci Teşrin 1937, s.3709.16 İkinci Teşrin 1937, s.3710.17 İkinci Teşrin 1937, s.3711.15 Birinci Kanun 1937,s.3732.16 Birinci Kanun 1937,s.3733.17 Birinci Kanun 1937,s.3734.18 Birinci Kanun 1937,s.3735.
Historia des événemens de la Grèce... , Paris: Chez Dondey-Dupre pere et fils.
Αι Κυδωνίαι προ του 1821 κατά τον Κυρίον Μ. Δ. Ραφφενέλον, İzmir : Damianoú Matbaası.
Millî mecmua (51-71) tahlili fihrist-inceleme-metin, (Tez no.:261218) [Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi]
Türk basın tarihinde "Milli Mecmua" (1923-1928) ve tarih araştırmalarına katkıları, (Tez no.:147019) [Yüksek Lisans Tezi, Sütçü İmam Üniversitesi]
Balıkesir Halkevi çalışmaları ve Kaynak dergisinin sistematik indeksi. (Tez No.190390) [Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi].
Mübadelede Ayvalık (Tez no. 219420) [Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi].
1937 ve 1941 yılları arasında Türk Dili gazetesinde edebi ortam. (Tez No.579225) [Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi].
Tarihi coğrafyası ekonomisi ve turizmi ile Ayvalık, Ankara: Bilgi Kitapevi.
Ayvalık'ı gezerken, Ayvalık: Geylan Kitabevi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder