4 Kasım 2026 Çarşamba

KİTABİYAT: Adalar deniz kılavuzu : Enez'den Marmaris burnuna kadar

  
İKİNCİ YAYIMA ÖNSÖZ
Adalar Denizi Kılavuzu'nun birinci basımı yayımlandığı zaman, kitabın daha çok tarihsel öneminin olacağı ve yaygın bir ilgi çekmeyeceği düşüncesiyle, baskı adedi çok sınırlı olarak tutulmuştu. Ancak kitap tahminimin dışında bir hızla tükendi. Bunun üzerine Denizler Kitabevi'nin sahibi Turgay Erol kaptanın ısrarı üzerine, gözden geçirerek ve bazı eklemeler yaparak yeniden yayımlama işine giriştik.

İlk yayımdan bu yana geçen dönem içinde Osmanlıcayı biraz daha iyi öğrenmiş olduğumu sandığım için, ikinci yayımda, gerek hatalı okumadan kaynaklanan gerek yazımda yapılmış olsun, dil hatalarını öncelikle düzeltmeye çalıştık. Yazım kurallarında esas olarak Nijat Özön'ün kılavuzunu kullandım. Türkçeye geçmiş ve yerleşmiş olduklarını düşündüğüm Osmanlıca sözcükleri yeni Türkçe yazımları ile düzelttim; diğerlerini ise eski yazımları ile bıraktım. Ahmet Rasim'in çok miktarda kullanmaya meraklı olduğu çeşitli noktalama işaretlerini de bir dereceye ayıkladım ya da basitleştirdim. Çok uzun cümleleri de, yapılarını bozmadan kısalttım.

Ahmet Rasim'den sonra, Ege kıyılarımız hakkında Türkçe bazı kılavuzlar yayımlanmış olsa da bunların arasında en zengin içerikli olanı kaleme almış olan yazar, değerli denizciliğimiz Sadun Boro'dur. Onun Adalar Denizi Kılavuzu'nun ilk yayımına getirdiği en önemli eleştiri, kılavuzlda içerilen yerlerin günümüdeki adlarının bulunmaması idi. Bu konuda ısrar edince, söz konusu adları Seyir, Hidrografi ve Oșinografi Dairesi'nin haritalarından ve kendisinin kılavuzdan tetkik ederek, metinde ilk geçişleri yerde vermeye çalıştım. Bu eklemenin yalnızca yerlerin tanınması açısından değil, aynı zamanda söz konusu adların Piri Reis döneminden günümüze kadar nasıl değiştiğinin bilinmesi açısından da yararlı olacağını sanıyorum.

Adalar Denizi Kılavuzu'nda günümüzde kıyı seyri için çok önemli ve hâlâ geçerli olan bilgiler bulunmaktadır. Doğal öğelerin görünüşü ve demir yerleri, rüzgarlar ve akıntılar gibi bilgilere ek olarak, sığlık ve kayalık gibi tehlikelerden kurtulmak için verilmiş olan seyir kerterizleri ve transitler çok değerlidir. Kerte cisinden verilmiş olan bu değerleri, bugün de yararlı olabiplmeleri için dereceye dönüştürerek ekledim. Ancak, bu kerterizler, bazan ufak ama önemli hatalar gösterdiğinden, yalnızca yol gösterici olarak düşünülmeli ve behemehal haritalar üzerinden incelemeler yapılarak kullanılmalıdır. Hem yeni yer adları hem de derece türünden olan kerterizler, metin içinde benim yaptığım diğer ekler gibi italik harflerle verilmiştir.

Kılavuzun günümüzde de kullanılabilirliğini bir derece artırmak amacıyla, "Münderecat" bölümüne italik harflerle yeni yer adlarını da ekledim.

Kitap yazarı Ahmet Rasim, adaşı gazeteci yazar Ahmet Rasim kadar tanınmamakta ve onunla ile sık sık karıştırılmaktadır. Bu sorunun bir nebze gidermek üzere kendisinin yaşam öyküsünü, “1. Uluslararası Piri Reis Sempozyumu"na sunduğum bildiriden kısaltarak aktarmayı yararlı görüyorum.

Ondokuzuncu yüzyılın sonunda yetişip de yirminci yüzyılın başında Osmanlı bahriyesinde çeşitli görevlerde bulunan subaylardan bir çoğu, bu birikimlerini Cumhuriyet bahriyesine de aktarma olanağı bulmuşlardır. Bunların arasında Ahmet Rasim Barkınay, Amiral Fahri Çoker'in deyişiyle "bahriyede ilmi haritacılığın kurucularından" olup, hiç şüphesiz en etkilisi ve önde gelenidir.

Besim Cudi oğlu, Çemberlitaşlı Ahmet Rasim, 4 Ağustos 1881, Perşembe günü, Yenişehir'de doğdu. Mekteb-i Fünûn-u Bahriye-i Şâhane'den 28 Ocak 1903 tarihinde Mülâzım-ı sânî (Teğmen) rütbesiyle mezun olduğunda sınıfının birincisi idi. Selimiye firkateyni ve Heybetnüma korvetinde geçen iki yıllık mühendislik eğitiminden sonra 1905'de Mülâzım-ı evvel (Üsteğmen) rütbesine yükseltildi. Önce Fethiye uskurlu kalyonunda daha sonra İdare-i Mahsusa'da görevlendirildi.

Ahmet Rasim'in yazı yazmaya yatkınlığının ve özellikle de, denizbilimi ile olan ilgisinin bu dönemde yerleşmeye başladığı anlaşılıyor. "İngilizce tekellüm, tahrir (konuşur, yazar) ve tercüme eder" olduğundan bazı denizcilik kitaplarını dilimize çevirdi. 1906 yılında Heybetnüma kalyonunda, Sivastopol akvaryumunun müdürü Zernov ile birlikte Karadeniz'de Midye (Kıyıköy)'den Kızılırmak ağzına kadar olan kıyı açıklarında deniz hayvanları hakkında araştırmada bulundu. Bu göreve verilmesinde herhalde "biraz Rusça'ya vukufu" olmasının da etkisi vardır.

1911 yılının Mart ayından başlayarak kısa bir süre Rusya'da Petersburg'daki Bahriye Nezareti harita şubesinde mesaha eğitimi gördü. 27 Nisan 1911'de yüzbaşılığa yükselen ve o dönemde yeni kurulmuş olan Erkân-1 Harbiye-i Bahriye Harita şubesinde çalışmaya başlayan Ahmet Rasim'in haritacılığa olan ilgisi ve yeteneği artık belirginleşmeye başladı. 1914 yılının başlarında, Kızıldeniz'de Kamaran adaları mesahasında, İngiliz haritacı binbaşı Arthur Truscott ile birlikte Beyrut mesaha gemisinde kaldığı süre, hiç şüphesiz, haritacılık deneyiminin gelişmesinde belirgin etkisi olan önemli bir dönem olmuştur.

1915 yılında Kıdemli Yüzbaşı olduktan sonra Erkan-ı Bahriye-i Umumiye harita şubesinde çalışırken Zuhaf mesaha gemisinin ikinci süvariliğine atandı. Hidrografi ile ilgili ilk eserini de bu dönemde hazırladı ve Risâle-yi Mevküte-yi Bahriye'de yayımladı. 1917 yılıyla başlayan dönem onun denizbilimindeki deneyiminin bir başka aşamasını oluşturur. Berlin Üniversitesi denizbilimcilerinden Dr. Alfred Mertes ile birlikte İstanbul Boğazı'nın akıntılarının belirlenmesinde çalıştı. Bu çalışma sırasında edindiği mesaha bilgileri daha sonra ayrıntılı olarak kaleme döktü.

Korvet Kapudanı (Binbaşı) rütbesine yükseldikten sonra Berk-i satvet, Aydınreis ve Sakız gemilerinde süvarilik yaptı. 1925 yılında Ankara'da Erkân-ı Harbiye-i Bahriye Harekât Dairesi başkanlığına getirildi. Bu görevi sırasında Türkiye kıyı kılavuzlarını kaleme almaya başladı. Firkateyn kapudanı (Kaymakam, Yarbay) rütbesi ile aynı göreve devam ederken, öte yandan da en önemli eserleri olan kıyı kılavuzlarının yazımını tamamlamaktaydı.

Kısa ömürlü olmuş olan Bahriye Vekâleti'nin 1928 yılında talihsiz bir biçimde kapatıldığı dönemde yapılan değişikliklerden biri de Harita Umum Müdürlüğü'nde hidrografi şubesinin kurulmasıdır. Engin haritacılık tecrübesine dayanılarak, Ahmet Rasim bu şubenin müdürü olarak atandı.Şubeye tahsis edilmemiş olan Galata gemisi ile birçok mesaha çalışması yaptı; özellikle de, uyum içinde uzun süre birarada çalışma olanağı bulan bir subay grubu ile birlikte daha sonraları Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi'nin temelini oluşturacak çalışmalarda bulundu.

Ahmet Rasim, 1931 tarihinde Miralay (Albay) rütbesine yüklendikten sonra 1937'de emekli olana kadar aynı görevi sürdürdü. Emekliliğinde 1941 yılında bir dönem Genelkurmay Başkanlığı emrinde danışman olarak, 1947 yılında ise İzmit Ana Üssünde Harita Revizyoneri olarak çalıştı.

Ahmet Rasim'in hidrografi şubesindeki ilk çabaları, hidrografi camiasında çeşitli şekillerde birikmiş olan deneyim ve bilgileri derleyerek yazıya dökmek olmuştur. Hidrografi şubesi tarafından yayımlanan ilk eseri yakın işbirliği içinde çalıştığı Binbaşı Muammer ile beraber hazırladıkları Bilumum Harita İnkişafları: Deniz Haritaları ve Mikyaslar başlıklı teknik kitaptır. Meslek konularının ele alındığı ikinci eseri ise Mesaha-i Bahriye İcmali ve İstanbul Boğazı Akıntılarının Tetkiki başlıklı kitaptır.

Doğrudan Ahmet Rasim'in adını taşımadan beraber, hiç şüphesiz onun temel katkısı ile hidrografi şubesi subayları tarafından topluca yazılmış olan Türkiye Hidrografi Şubesi Tarihçesi, Cumhuriyet'in ilk yıllarında duyulan özgüven ve heyecanın dile getirildiği çarpıcı bir belgedir. Kitabın "Denizci Neslimize Bir İki Söz" başlıklı girişinde şu ifadeleri okuyoruz:
Türkün medeniyet yolunda eski bir yolcu olduğuna, 1483 senesinde Pîrî Reis'in, Marmara, Adalar Denizi ve Akdeniz sahillerine şamil vücuda getirdiği rehber-i deryaları bile başlı başına birer canlı misal olduğu, ve hemen hemen bu çığırdaki mesaide en büyük kıdemi haiz olan İngilizlerle muasırlığımızın, milli mefharet namına tizkāra seza (anmaya değer) bulunduğu, beyandan azâdedir.

Bu kitap, hiç kuşkusuz Türk deniz haritacılığının tarihi konusunda yazılmış olan en önemli kaynaktır.

Ahmet Rasim, 1925 yılında ülkemizde kıyı coğrafyacılığına ilişkin olarak gözlemlediği durumu şöyle anlatıyor:
Sevahilimize ait bahrî haritalarımız ile sahillerimiz hakkında malûmat-ı coğrafiye ve tab'iyeyi natık rehber-i deryalarımız hassaten Rusların ve bi-l-istinsah (kopya ile) İngilizlerin mahsûl-u irfanıdır. ... Hali hazıra nazaran Hopa'dan İskenderun'a kadar şamil bir coğrafya-yı sahilinin adem-i mevcudiyeti (yokluğu) ise irfan-ı memleket nâmina hesabımıza geçirilmeğe lâyık mühim bir näkisedir (eksikliktir).

Bu düşünceden hareketle, sözünü ettiği eksikliği gidermek üzere dört ciltten oluşan bir kıyı kılavuzunu kaleme almıştır. Bunların birincisi olan Karadeniz Sevahili'nin ilk bölümleri Karadeniz'in "ahval-i tab'iyesi" yani rüzgârları, sisleri, gelgitleri ve akıntıları hakkında bilgi içermektedir. Daha sonra Hopa'dan Bulgaristan'daki Ahtapolu'ya kadar kıyı boyunca yer alan liman ve sığınakların konumları, demir yerleri, ayırıcı nişanları, fenerleri, tarihi ve çeşitli kurumları açıklanmaktadır.

Dizinin ikinci cildi olan Akdeniz Kılavuzu, haritalarda görülebileceklerden fazla bir bilgi içermemekle kalmayıp, sıkıntılı bir ruh halini yasıtan yavan bir dille yazılmıştır. Buna karşılık, üçüncü cilt olan ve şu anda okumakta olduğunuz Adalar Denizi Kılavuzu, kıyı ve seyir bilgilerinin dışında tarihi yorumlar, Sakız ganbotunda süvari iken edindiği zengin kişisel deneyimler, çeşitli fikralar ile arkeoloji ve av meraknı yansıtan bölümler ile doludur.

Ahmet Rasim'in kıyı kılavuzlarının sonuncusu olan Marmara Denizi Kılavuzu, önceki kılavuzlardaki türden kıyı bilgilerine girmeden önce bulutların şekilleri ve kanıtları, ay ve yıldızlardan hava tahmini, sis, deniz haritalarındaki kısaltmalar, şamandıralar ve leş konumları hakkında bilgi içermektedir.

Ahmet Rasim, kılavuzlarının hemen hepsinde, Admiralti haritalarındaki yer isimlerinin İngilizler tarafından yanlış yazılmış olmasından yakınmaktadır. O kadar ki, en sonunda dayanamayarak, Karadeniz'de Hopa'dan Akdeniz'de Payas'a kadar, bu gibi 996 yanlışlığı Denizcilere Faydalı Bilgiler başlıklı kitabında derlenmiştir.

Ahmet Rasim'in bu kılavuzları hakkındaki son kişisel yorumu şöyledir:
Yirmibeş seneyi mütecaviz bir zamandan beri hiçbir nüshasının tab'ı bahriyemize nasip olmayan ve bahriyûnumuzun en ziyade muhtaç olduğu anasır-ı seyrüseferiden bulunan bu gibi anâsırın alâkadarânca hırzıcân (canı gibi saklama) edilecileğine mutmain (içi rahat) olarak, bu eserleri, meslekdaşlarımızım nazargâh-ı mütealalarına takdim eylerim.

Kıyı kılavuzlarının dışında, onun engin denizcilik deneyimi ve kültürü ile meydana getirdiği çok sayıda kitap ve makalesi daha vardır. Bunların arasında genel denizcilik ve seyir hakkında teknik bilgisinin aktarıldığı Seyr-i Sefain Notları, çeşitli denizcilik tarihi konularını işlediği Denize Ait Târihî Makalât ve son eserlerinden biri olarak kaleme alınan Türkçeden İngilizceye ve İngilizceden Türkçeye Ufak Gemicilik Lügati adlı kitapları özellikle dikkate değer. Kendisinin tüm eserlerinin bibliyografik dökümü Piri Reis Sempozyumu'na sunduğum bildiride bulunabilir.

2002 yılında Yelken Dünyası dergisinde, Ahmet Rasim'i anmak ve amatör denizcilik camiasına tanıtmak üzere bir yazı hazırlamış ve kendisinden şöyle söz etmiştim:
1934 yılında soyadı yasası çıkınca "Barkınay" soyadını almış. Barkın "parlayan" demek, Ahmet Rasim'in de Türkiye kıyı coğrafyacılığının "parlayan ay"ı olduğu hiç kuşku götürmez. Cumhuriyet döneminin başlarında kaleme aldığı dört ciltlik kıyı kılavuzları hâlâ aşılabilmiş değildir. Kitab-ı Bahriye'ye nazire ile ona "Cumhuriyet'in Pîrî Reis'i" unvanını verirsek hiç de abartmış olmayız.

Ümit etmek isterim ki Ahmet Rasim, Adalar Denizi Kılavuzu'nun bu yeni yayımı dolayısıyla eserinin “aläkadarânca hırzıcân edildiğine mutmain” olur.

Mustafa Pultar
Setüstü, Kabataş, Mart 2005

- Kaynaklar -
Boro, Sadun. Vira Demir: Çanakkale'den Antalya'ya Denizciler İçin Rehber İstanbul: Türk Ekonomi Bankası, 2002.

Özön, Nijat. Büyük Yazım Kılavuzu, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 1999.

Pultar, Mustafa. “Cumhuriyetin Piri Reisi: Ahmet Rasim”. Yelken Dünyası 214 (2001): 30-33 ve 215 (2001): 86-88.

--- "Bahriyede İlmi Haritacılığın Kurucularından Ahmet Rasim Barkinay ve Eserleri". Uluslararası Piri Reis Sempozyumu, 27-29 Eylül 2004, Harbiye, İstanbul. http://www.shodb.gov.tr/pirireis/pirireis/index.htm
(s.7-12)
---------------------------
Ahmet Rasim Barkınay, (1881-1950).
Adalar deniz kılavuzu 
: Enez'den Marmaris burnuna kadar. (yay. haz.) Mustafa Pultar. İstanbul: Denizler Kitabevi, 2005.
288 s.: çzm.; 13.5 x 19.5 cm.; Metin Türkçe.

ISBN           : 975-98677-5-3
DDC            : 623.89
Kaynakça   : -
Dizin           : [Ayvalık] 81-91.
                        [Ayazmend] 92.

Hezarfen    : 00438/02292

Arşiv tarihi : 26 Ekim 2026
Açıklama    : -


2 Kasım 2026 Pazartesi

AYVALIK ADALARI MANASTIRLARI II
Agios Dimitrio Manastırı [Αγίου Δημητρίου]

(resim-01) "ne yazık ki" bu fotoğrafı bir emlak sitesinden aldım.
Yani, XVIII. belki de XIX. yüzyılda burada Agio Dimitrio Manastırı
binaları vardı. Dolap Boğazının hemen sağındaki burunda 
Profiti Ilia Manastırı, aşağısındaki burunda ise Evangelismos tis
Theotokou
Manastırı vardı. Artık üçü de yok...
(kaynak: hepsiemlak.com)

Geçen hafta pazartesi günü yayımladığım blog, istemediğim halde "çok uzun oldu" (Köksal,26 Ekim 2026). Ama, hem Ortodoks teolojisini, hem Hıristiyanlık'taki "ruhban sınıfları", hem dini binaları, hem "münzeviliği", hem "Athos (Aynaroz) Dağı"nı, hem "avaton" (kadınsızlık) ilkesini anlatan bir blogdu ve üstelik; önümüzdeki günlerde tartışmaya açacağım, Athos Dağı Manastırları ile Ayvalık ve yakın çevresi arasındaki "bağ/bağlantı/ilişki" (veya "sadece bir rastlantı da olabilir") meselesine de değinmem gerekiyordu.  

Manastır dışındaki birçok bilgiyi geçen hafta yazdığım için, bu hafta sizi oldukça "kısa bir blogun" beklediğini söyleyebilirim.

Ama yine de Manastıra da adını veren Aziz Dimitrios'dan "çoz az" bahsettim. Okur artık ne yapacağını biliyordur.

Bina hakkındaki bilgileri bulduğum tek bilimsel tez çalışması olan, Niğdelioğlu'dan derledim (Niğdelioğlu,2000:134-144). 

Hani yazıyor ya sağda-solda "ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR" diye; yani bu "mülk" mesellesini yeni baştan düşünmeliyiz kanımca, zira girişdeki fotoğrafı bile bir "emlak sitesinden" buldum.

Dostluk ve Saygılarımla,

01. "çok az" AGIOS DIMITRIOS ÜZERİNE
Agios Dimitrios [Άγιος Δημήτριος], yaklaşık 280 veya 284 yılında doğmuş, 303 veya 305 yılında Selanik'te ölmüş bir askerdir. Dimitrios Hristiyanlığın önemli şehitlerinden biridir. Selanik'te aristokrat bir ailenin oğlu olarak doğdu. Roma ordusunda hızla yükselerek 22 yaşında yüzbaşı rütbesine ulaştı. İmparator Diocletian döneminde, Tetrius [1] Galerius Maximianus'un komutasındaki Roma ordusunda subay olarak görev yaparken Hristiyan oldu ve İmparator Diocletian'ın "Hristiyanlığın reddiyle ilgili" fermana karşı geldiği için 303 yılında (veya 305) Selanik'te hapsedildi. Burada şehit edildi. 

Selanik kentinin, askerlerin, tarımın, köylülerin ve çobanların koruyucu azizi olarak kabul edilir. Her yıl 26 Ekim tarihinde (Ortodoks Kiliseleri'nin esas aldığı Jülyen Takvimi'ne göre 8 Kasım, Roma Katolik Kiliseleri'ne göre 9 Nisan) bir bayram olarak kutlanır (resim-02).

(resim-02) Agios Dimitrios'un askerliğini gösteren bir resim.
(kaynak: pixabay.com).

02. Agios Dimitrio [Αγίου Δημητρίου] Manastırı 
Agios Dimitrio Manastırı, bizim bugün Alibey Adası dediğimiz yerde, Mevlana Caddesi'nin Batı'sına denk düşen kısmen zeytinlik bir arazide bulunuyor idi. Niğdelioğlu çalışmasında, Manastır binasında kullanılan ve "... ilk yerleşim[de olduğu] gibi tamamen yöresel granit taşlarından ..." söz ederek, yapılış bilgisi kayıtlara geçmeyen bu binanın, Ayvalık Adaları'ndaki ilk Manastır binalarından biri olabileceğini yazar (Niğdelioğlu,2000:134).

Bina, deniz kıyısından yaklaşık 350 metre uzaklıkta ve deniz seviyesinden de yaklaşık 40 metre yüseklikte inşa edilmişti. Tez çalışması sırasında belgelenen Manastır Kilisesi'nin ise, kullanılan "sarmısak taşı" ve "kireç harcı" nedeniyle, onarımının 1840'lı yıllarda yapıldığı düşünülmektedir. Ayrıca sarnıçın da bu yenileme sırasında yapıldığı düşünülebilir. (Niğdelioğlu,2000:134)

Niğdelioğlu çalışmasını yaptığı yıllarda, yapıda Kilise dışında bir bina ile karşılaşmadığını, Manastıra ait ise sadece duvar kalıntıları gördüğünü yazmıştır.
"... Manastırın avlusunda hafif doğu yöne kaymış küçük bir kilisesi bulunmaktadır.  küçük alt avluda fırının yanındaki mekan ile, manastırın toplam 10 binası bulunduğu görülmektedir. ..."
demiş ve Ali Onay ile yaptığı söyleşiden yola çıkarak binaların tek katlı olduğunu da belitmiştir.  (Niğdelioğlu,2000:135)

Yapıların yok olma sürecini ise çalışmasında şöyle yazmıştır:
"... Manastıra ulaşımı sağlayan yol günümüzde mevcut değildir. Önceleri 4 metre genişliğinde iki tarafi duvarlarla diğer arazilerden ayrılmış, manastır kapısına kadar giden bir yol bulunmaktaydı. Fakat bazı tarla sahipleri, eski duvarları yol üzerine çıkartmak suretiyle kendi arazilerini genişletmişler, sonuçta yol ortadan kalkmıştır. 1983 yılında geçen kadastro da bu yolun varlığının farkına varmamış, yolun varlığından haberdar kişiler de bunu kadastroculara söylemediklerinden, yol belgeler üzerinde de tamamen ortadan kalkmıştır. ..." (Niğdelioğlu,2000:134)

Kültür Envanteri sitesi yapının harita konumunu şöyle vermektedir (harita-01):

(harita-01) Agios Dimitrio Manastırı arazisinin uzay görüntüsü.
(mor daire Manastır arazisini göstermektedir).
(kaynak: kulturenvanteri.com)

Niğdelioğlu çalışmasında (Ali Onay'ın tanıklığı ile) Manastır binasının mimarisini şöyle anlatır:
"...  ana giriş batı yöndedir. Manastırın avlusunda hafif doğu yöne kaymış küçük bir kilisesi bulunmaktadır. Ana girişin bulunduğu batı avlu duvarına bitişik beş mekan, kuzey avlu duvarına bitişik 4 mekan ve küçük alt avluda fırının yanındaki mekan ile, manastırın toplam 10 binası bulunduğu görülmektedir. Bunların tek katlı yapılar olduğu Ali Onay tarafından belirtilmiştir. Manastır yaklaşık olarak 1300 metrekarelik bir arazi üzerine inşa edilmiştir. Kilise'nin bulunduğu avlunun doğusunda, asıl avludan daha düşük kotta bir küçük avlusu daha bulunmaktadır. Bu avluda da bir fırın ve hangi amaçla kullanıldığı tespit edilemeyen iki mekanlı, kare planlı yapı bulunmaktadır. Küçük avlunun da çevresi duvarlarla çevrilmiştir. Üst avludan bu küçük avluya geçiş küçük bir kapıdan merdivenle sağlanmıştır. Kilisenin güney yönünde manastırın sarnıcı bulunmaktadır. ... Suyun sarnıca dağdan künkler yardımıyla getirildiği bilinmektedir. Bu zaten sarnıcın doğu kenarındaki su terazisinden de anlaşılmaktadır. 

Manastırın ayakta kalan tek yapısı kilisesi'dir [Tezin hazırlandığı 2000 yılındaayakta olan bu kilise de YIKILMIŞTIR]. Diğer yapıların ve avlu duvarlarının yer yer kalıntıları görülmektedir. Fakat bu duvar kalıntılarının da yükseklikleri en fazla 1-2 metreye kadar olduğundan, yapıların mimari tarzları hakkında bir ipucu vermemektedir. Yapının eski fotoğrafı da bulunmadığından, yıkılmadan önceki hali ancak temel kalıntılarından anlaşıldığı kadarıyla bilinmektedir (abç.). Kilisenin ayakta kalma sebebi de 1840'lı yıllardan sonra tekrar inşa edilmesi ve inşasında kireç harç kullanılmasıdır. Aynı zamanda yöresel granit taşı ve sarımsak taşı da kilisenin inşasında kullanılmıştır.
...
Bunun dışında manastırın kilisesinin bulunduğu avlunun eskiden tamamen granit taşlarla döşeli olduğu Ali Onay tarafindan belirtilmiştir. Manastırın avlu duvarlarından kısmen ayakta kalan bölümleri incelendiğinde, bu duvarlarda da yöresel granit taşı ve bağlayıcı olarak da toprak harç kullanıldığı görülmektedir. ... Ayrıca bu duvarlarda belli aralıklarla ahşap hatıllama yapıldığı da göze çarpmaktadır. ... Manastırda tuğla kullanımı sadece su terazisinin üst kısmında görülmektedir ki bu da 1821 ayaklanmasından sonra inşa edilmiştir. ... Avlu duvarlarının köşe taşlarının da Nasos beldesinden getirilen taşlar olduğu tespit edilmiştir. ... Manastırın yıkılmış yapılarının yapı taşlarının (granit) bir kısmı da kilisenin doğusunda yığın halinde durmaktadır. ..." (Niğdelioğlu,2000:135-136) (plan-01)

(plan-01) Agios Dimitrios Manastırı Planı (ölçeksiz).
(kaynak: Niğdelioğlu,2000:137)

Yorulmaz'dan alıntı yapmak bir format haline geldi. Ahmet Yorulmaz eserinde:
"... 3. Ayos Dimitriyos:
Doğuya bakan yönde, yel değirmenlerine yakındı, deniliyor. Kalıntısını bile bulamadık. ..." (Yorulmaz,2011.166).

NASIL ULAŞABİLİRSİNİZ?

(harita-02) Agios Dimitrio Manastırı ulaşım haritası (ölçeksiz).
yaya olarak: 3 km, 35 dakika 
araba ile   : 3 km, 3 dakika
(kaynak: google haritalar | harita: HKK,2026)

DEVAM EDECEK... 

---
DİPNOT

[1] Tetrarşi [τετραρχία], Antik Roma'da yaklaşık 3. yüzyılın sonlarında devleti daha kolay idare edebilmek için uygulanan dörtlü hükûmet sistemidir. Buna göre imparatorluk idarî açıdan iki kısma ayrılıyor ve her birinde iki augustus hâkim oluyordu. Her iki augustus, kendilerine birer sezar atayacaktı. Augustus'ların görev süreleri dolduğunda bu sezarlar, yeni augustus'lar olarak idarenin başına geçeceklerdi.



30 Ekim 2026 Cuma

AYVALIKLI SANATÇI ve DÜŞÜNÜRLER: Nikolaos I. Saltelis (Νικόλαος Ι. Σαλτέλης)

Nikolaos Saltellis [Νικόλαος Σαλτέλης] Ayvalık doğumlu doktor ve şair idi.

Ayvalık'lı zengin bir ailenin çocuğu olarak, 1810 veya 1815 yılında doğdu. 1821 yılındaki Ayvalık olayları sırasında, ailesiyle birlikte önce Psara Adası'na, kısa bir süre sonra da Tinos Adası'na yerleşti. Orada, Efstratios Petrou'nun yanında Evangelistria okulunda eğitim gördü. yaklaşık 1830'lu yıllarda ailesi ile birlikte Ayvalık'a geri döndü. Ailesi memleketlerine geri dönen ilk Ayvalıklılar arasındaydı.

Ayvalık Akademisi'nde öğrenim gördü. Tıp eğitimi almak üzere Paris'e gitti. Ancak Paris'te sağlığı bozuldu. Eğitimini tamamladıktan sonra İzmir'e yerleşti ve burada hekimlik yaptı. Tüberküloz tedavisi görmek amacıyla sürekli Avrupa'ya gitti. Hekimlik mesleği yanında aynı zamanda Helen şiirine de büyük ilgi gösterdi. İlk eseri olan O Kydoniatis [Ayvalıklı] adlı eserini 1842 yılında İzmir'de bastırdı. Eser Saltelis'in ölümü sonrasında, 1880 yılında yeğeni N. Ammanitis'in girişimiyle yeniden basıldı.

Bu eser dört bölümden oluşmakta ve on altı heceli yaklaşık 3.000 dizeden oluşmaktaydı. Şair, kendisini yansıttığı düşünülen genç kahraman Kallias'ın ile Eleni ile olan aşkını, 1821 olaylarındaki Ayvalık atmosferi ile anlatır. Ölümüne kadar İzmir gazetelerinde şiirleri basıldı.

1849 veya 1850 ya da 1855 yılında İzmir'de öldü ve İzmir'e gömüldü.

Saltellis'in Helence, Fransızca ve İtalyanca kitaplardan oluşan zengin bir kütüphanesi bulunuyordu. Bu kitaplar ölümünün ardından İstanbul, İzmir ve Midilli'deki sahaflar tarafından satıldı.

KAYNAKÇA

Saltelis, (Σαλτέλης, N.I.) (1880).
Ο Κυδωνιάτης, Atina: Io. Angelopoulos Matbaası.

 

26 Ekim 2026 Pazartesi

AYVALIK ADALARI MANASTIRLARI I
Profiti Ilia Manastırı [Προφητου Ηλιου]

(resim-01) Profiti Ilia Manastırı arazisi.
(kaynak: hepsiemlak.com)

Ne yalan söyleyeyim
; "Ayvalık Adaları Manastırları" konusunda yazmanın ve sonunda "bir rota" önermenin, diğer bloglarım kadar kolay olacağını sanıyordum. 

Zor oldu çünkü;
Yıllardır Ayvalık'taki arkadaşlarıma söyler dururum: "Ayvalık konusunda doğru dürüst araştırma yapmak istiyorsak (elbette mübadele öncesi dönemler için), Ortodoks ilahiyatı konusunda uzman olan kişilerle çalışmalıyız!" diye. Bu konuda sanırım herkesin bir bilgisi vardı ve o nedenle önerim karşılık bulmadı. Bunun üzerine bir süredir "Ortodoks ilahiyatı" hakkında okuyorum. Neyse...  Benim gibi bilmeyen ve yeni öğrenen okurlar için "hap biçimine" getirdiğim bazı Ortodoks dinsel terimleri bu blogumda okuyabilirsiniz. Bilenler ise, "çok az" diye başlayan bu bölümleri rahatlıkla atlayabilirler.

Ardından, bizim Aynaroz dediğimiz Athos Dağı [Αγίου Όρους] ve oradaki manastırlar ile "Ayvalık arasındaki alakayı" göstermek meselesi vardı. Yine arkadaşlarım bilir yıllardır "kısık sesimle" bu konuyu da ileri sürüyordum ama  karşılık bulamıyordum. Artık ve "çok şükür ki" bu konuda çalışanlar var. Ayvalık ve adalarındaki manastırların "inşa edilme" süreçlerini anlamak için, Athos Dağı Manastır'ları ile Ayvalık arasındaki "bağ/bağlantı/ilişki"yi (veya belki de "rastlantı"yı) bulmak için araştırma yapanlar var. Bu konuda bilgisi olan okur da rahatlıkla bu bölümü atlayabilir.

Bu blog dizisindeki amacım: Ayvalık Adaları'nda; Draku'ya göre yedi, Karaiskaki'ye göre sekiz ve Niğdelioğlu'na göre ise dokuz tane olan manastır binaları için bloglar yazmak ve becerebilirsem "gezi rotası-deneme" belirlemek olacaktır (Draku,1888;Draku,1895; Karaiskaki,1973;Niğdelioğlu,2000) (harita-01).

(harita-01) Niğdelioğlu'na göre Ayvalık Adaları'ndaki 9 manastırı
gösteren harita (ölçeksiz)
(kaynak: Niğdelioğlu,2000:23 | harita: HKK,2026).

LEJANT
1. Profiti Ilia Manastırı,
2. Agios Dimitrios Manastırı,
3. Evangelitria Manastırı,
4. Agios Ioannis o Prodromos Manastırı (Tavuk Adası),
5. Panagias Tis Lekai Manastırı,
6. Taksiyarhis Çamlı Manastırı,
7. Agios Geórgios Manastırı (Güvercin Adası),
8. Agios Dimitrios Ta Salina Manastırı,
9. Agion Apostolon Manastırı.

Bir de "kaynakça" ve bunun kullanımı üzerine bir şeyler yazmalıyım... Bu blogda, okuduğum ve çok fazla şey öğrendiğim tüm eserleri "yazıda kullanılsın veya kullanılmasın" kaynakçada belirttim. Buradaki bir amacım okurun detaylı bilgi almasına yardımcı olmak idi ama bir diğer amacım ise, bu kaynakları bir araya getirmekti. Bir de tüm kaynakçayı bu "1 numaralı" blogumda verdiğimi okura hatırlatırım.

Dostluk ve Saygılarımla, 

 01. "çok az" bölümleri
"çok az" HIRİSTİYANLIK ÜZERİNE
Filistin’de doğan İsa, yaklaşık otuz yaşlarında Peygamber (Mesih) olduğunu ilan ederek bunu duyurmaya başladı ve kendi yanlılarını yani “Mesih yanlıları”nı Hristiyan (Christian > Χριστιανός) sözcüğü ile andı. Daha sonra bildiğiniz gibi, Romalılar tarafından çarmıha gerilmek suretiyle öldürüldü. Bunun üzerine, on iki elçisi (havari) ve ardından görevlendirilen yetmiş müridi bu mesajı, yani İsa'nın peygamberliği mesajını en ücra noktalara kadar taşıdılar. İsa’nın ilkelerini sistemleştirerek Hıristiyanlık dinin öğretileri haline getiren kişi de Aziz Pavlus’tur. Bugün Hıristiyanlığa ait tüm fikirlerin, Pavlus'un fikirleri olduğunu söyleyebiliriz.

Hıristiyanlık, 313 yılında Roma İmparatorluğu topraklarında serbest bırakıldı. Din içinde geliştirilen bir çok kuram, yaklaşık bin yıl boyunca tartışıldı. En son 16 Temmuz 1054 tarihinde, Kardinal Humbert'in başkanlığında Roma'dan gelen bir heyetin, İstanbul Aya Sofya Kilisesi'nde Patrik Cerularius ve arkadaşlarını aforoz eden bir karar alması ile "Batı" ve "Doğu" kiliseleri arasındaki ayrılık artık kesinleşti. Zaman içinde bu iki kiliseyi birleştirmek için çabalar verilse de, XV. yüzyıldan itibaren “evrensel” anlamına gelen “Katolik” ve “gerçek imanı koruyan” anlamınada gelen "Ortodoks” sözcükleri ile Hıristiyanlık iki ayrı düşünce sistemine bölündü. XVI. yüzyılda ise "Protestan"lığın doğması ile Hıristiyanlık bugünkü halini aldı.

"çok az" HIRİSTİYAN DİN ADAMLARI ÜZERİNE
Hıristiyanlık, İsa’nın anadili olan Aramca'nın alt lehcesi olan Süryanice'den oldukça etkilenmiştir. Ortadoğu Hristiyanlığı terminolojisi araştırırken Süryaniceden çok yararlanılmaktadır. Bu anlamda ilk olarak kullanılan "ruhban" sözcüğü, kiliselerde görev yapan tüm görevlileri: "ilahi okuyucularını", "manastır keşişlerini", "ruhani meclis üyelerini" ve "patriği" içeren, kilise hiyerarşisi içinde bulunan tüm din adamlarını ifade etmektedir. 

Doğu Hıristiyanlığında bu ruhbanlar: diakos [διάκονος], papaz [ἱερεύς] ve episkopos [ἐπίσκοπος] olarak adlandırılırlar. Bir tür ilahi okuyucusu olan ve önem sıralamasında diakostan sonra gelen altdiakos [υποδιάκονος] da kilise hizmetlilerinden sayılır. 

Diakos, ruhban sınıfın ilk basamağıdır ve kilisede ayinler sırasında kutsal kitap okumak gibi ikinci derecede hizmetlerle ilgilidir. Kiliseye girdikten sonra evlenebilirler, eşleri ölürse tekrar evlenebilirler. Şayet evlenmezlerse manastırlara keşiş olarak kabul edilebilirler ve ruhbanlığın üst makamlarına hatta patriklik makamına kadar yükselebilirler.

Papazlar piskoposların altında yer alan bir statüye sahiptir ve piskoposlar yetkilerini devrettiği konularda dini görevleri yerine getirirler. Süryanicede papaz kelimesi, "manastırda münzevi bir hayat süren keşiş" anlamında değildir. 

Episkopos ise Helenceden gelmiş bir sözcüktür, "yukarıdan izleyen, gözeten" [epi+spokos] anlamlarına gelmektedir. Bazı Hristiyan kiliselerinde, birkaç cemaatten oluşan bir bölgenin başpapazı olan, fetva verme yetkisine sahip üst kademeden din adamıdır.

Görevleri ve sorumlulukları Katolik kiliseleri ile aynı olan bir ruhban grup daha vardır. Bunlar "evlenme" durumlarına göre iki gruba ayrlılır. Evli din adamlarının oluşturduğu gruba "Beyaz Ruhbanlar", bekârların oluşturduğu gruba ise "Kara Ruhbanlar" grubu adı verilir. Geleneksel olarak günlük hayatta giyindikleri cübbelerin rengi bu ismi almalarına neden olmuştur.

Kiliselerde aktif olarak cemaate hizmet eden yerel papazlar ve diyakozlar "beyaz ruhbanlar" veya "evli din adamları" adını alırlar. Ancak 28-30 yaşları arasında evlenmiş olmaları gerekir. Evli oldukları için de kilise hiyerarşisinde piskopos, metropolit veya patrik gibi yüksek makamlara seçilemezler.

"Siyah ruhbanlar" ise Hristiyanlıkta evlenmeleri kesinlikle yasak olan ve bir manastır hayatı yaşayan keşişlerden oluşan grubu ifade eder. Bunlar hayatlarını tamamen Tanrı'ya adamışlardır; bekar ve yoksul yaşayacakları için yemin etmişlerdir. Piskoposlar, metropolitler ve patrikler bu gruptan seçilebilir.

"çok az" HIRİSTİYAN İBADETHANELERİ ÜZERİNE
Hıristiyanlıkta, "İsa Mesih'in adına bir araya gelmiş inananlar topluluğu"na yani cemaate ekklesia [ἐκκλησία] adı verilir. Helenceden gelmektedir ve seküler, siyasi olarak "Antik şehir devletlerinde yurttaşların meclisi" anlamına gelmekteydi.

Bilindiği gibi Hristiyanların bir ibadethane inşa etmeler yaklaşık 80 yılından sonra oldu. İlk dönemlerde Hıristiyanlar, sinagoglara giderek ibadet ediyorlardı ve Yahudilerin onları dışlamalarından sonra kendilerine ait mekânlarda ibadet etmeye başlamışlardı.

İslam kaynaklarında Hristiyan ibadethanelerini ifade etmek için: "... “kenise, bîa, deyr, umr, kalâye, savmea” gibi ifadeler kullanılmıştır. ... Bununla birlikte, zamanla yerleşim yerlerinde inşa edilmiş mabetlerin “bîa-kenise” (kilise), yerleşim yeri dışında kalmış olanların ise “deyr” (manastır) olarak adlandırılması belirginlik kazanmıştır. ..." (Belge,2018:28).

“Manastır” sözcüğü ise Helence "tek, yalnız, biricik" anlamına gelen “monos”tan [μόνος] türetilmiştir. Manastır ise bu kelimenin Türkçeleşmiş şeklidir. Hristiyan ideallerine bağlı kalarak hayatın ibadet temelli olarak planlandığı manastırcılık tarzıdır. 

"çok az" ATHOS DAĞI (Aynaroz) ÜZERİNE
Athos Dağı [Άγιον Όρος > Kutsal Dağ], Aynaroz, Halkidiki [Χαλκιδικής] yarımadasının Ege Denizi’ne doğru uzanan üç yarımadasından biridir (harita-02). Selanik [Θεσσαλονίκη] şehrinin güneydoğusunda bulunmaktadır. Bu yarımadaya Antik dönemde Aktè [Ἀκτή] denilmekteydi ve yarımadanın uç kısmındaki yüksek dağdan dolayı da bu bölge Athos denildiği sanılmaktadır. Aynaroz'un da bu addan türediği söylenmektedir.

(harita-02) 1829 yılında çizilen Athos Dağı haritası.
(kaynak: athosweblog.com).

"... İlk çağlarda burada bir yerleşim olup olmadığı tam olarak bilinmemektedir. Helenistik dönemde ise burada yerleşim olabileceğini gösteren bazı bulgular bulunmuştur. Bizans döneminde ise burası denizden kıyıya yaklaşılması zor olan sert iklimli ve sarp kayalıklara sahip olan bu yer dünyadan uzak yaşamak isteyen keşişlerin barınma yeri haline gelmiştir. Kolovos adında bir keşiş, kuzeydeki kanalın yakınında Hierissos şehri civarında ilk teşkilatlı manastırı kurmuştur. Kısa sürede burası dini bir merkez haline gelmiş ve yarımadanın tepelerinde yer alan dağınık halde bulunan kişilerle kuzeydeki kıta toprağındaki küçük topluluklar halinde yaşayan ve tarımla uğraşan keşişleri bir araya getirmiştir. 

En erken 7. yüzyıldan itibaren keşişlerin yaşadığı yer olan Athos Dağında ilk manastır yapımı 10.yüzyılda başlamıştır. Trebizondlu [Trabzonlu] Aziz Athanasios 10. yüzyılda Athos Dağındaki manastır topluluğunun ilk adımlarını atan rahip olarak bilinmektedir. Athos zamanla Doğu manastırları arasındaki en büyük merkezlerden biri olur. Aynı Sina Dağında olduğu gibi Athos dağında da manastırlar, keşişlerin olduğu köyler ev münzeviler için hücreler dağın eteğine konumlanmıştır. Athos keşişleri Sina’daki keşişlerden etkilenmiştir. ..." (Ersin,2023:104-105).

"çok az" ATHOS DAĞI VE KADINLAR ÜZERİNE
Athos Dağı’na kadınların girişinin yasaklanması, Hıristiyanlıktaki avaton [αβατον] ilkesi gereğidir. Avaton,
"... zaman zaman, özellikle imparatorluk kararnameleriyle ve çoğu zaman manastır işleyiş biçimlerini kaleme alan manastır babaları tarafından oluşturulan kararlar bütünü ile kadınlar, dişi hayvanlar, hadımlar… kısaca dişilik alameti bulunan her türlü canlının Athos yarımadasının tamamına giriş ve ikamet yasağını oluşturan çeşitli geleneksel ve yazılı yasal hükümleri içeren bir terimdir/Kuraldır. ...” (Ömer,2024:62).

Elbette avaton ilkesi öncesinde veya bu ilkeyi bozan ve yarımadaya giden kimi kadınlar olmuştu. Bunlardan ilki İsa'nın annesi Meryem'dir. Anlatıya göre:
"... Meryem tekneye binmiş ve bu yarımadaya gelmiştir, ... İsa’dan dilekte bulunmuş: 'Benim oğlum ve Tanrı’mdan bir dileğim var, bu bahçe benim olsun' [demiş] ... İsa da annesinin dileğini yerine getirmiş ve şöyle demiştir: 'Senin olsun, senden başka hiçbir kadın buraya gelmeyecek.'  ..." (Metin,2010:68).

Bu anlatı dışında avaton meselesini ve kayıtlardaki olayları öğrenmek için Ömer'in tezini okumak gerekmektedir (Ömer,2024). 

"çok az" ATHOS DAĞI VE AYVALIK ÜZERİNE
Athos Dağı manastırları 963 yılında yapılmağa başlandı. Ve bir çok manastır özellikle XVIII. yüzyıldan itibaren "inşaat borçları meselesi nedeniyle" kıpırdayamaz hale geldi. Ancak yaklaşık "kuş uçumu" 220 km uzaklıktaki bu kasaba ve adalarında ve özellikle Pantokrátoros Manastırı, Ayvalık ve adalarında inşa edilen bazı kilise ve manastırların sahibi oldu. Agios Nikolaos Kilisesi (Köksal,21 Haziran 2024) ve Panagia Portaitissa Kilisesi (Köksal,1 Eylül 2023) ile Ayvalıklı Ioannes Demetrakellis-Oikonomos'un yönetime gelişi bile burada bir süre kalması ve orada din eğitimi almasındandı (Köksal,2 Aralık 2014). Jowett, Christian researches in the Mediterranean from MDCCCXV to MDCCCXX in Furtherance of the Objects of the Church Missionary Society (1822) adlı eserde Gregorius'dan bahsederken Athos Dağı manastırlarını anar. Ayrıca Theophilus ile yaptığı sohbette, buradaki "inziva hayatından" söz eder (Jowett,1822:61;Köksal,18 Nisan 2018).

Athos Dağı ve Ayvalık konusunaki "bağ/bağlantı/ilişki"ye en fazla değinen Deniz Saban Ergi olmuştur. Saban Ergi doktora tezinde, Athos Dağı'nı bir başlık halinde ele almış ve ayrıca tezinin birçok yerinde de bu konuya değinmiştir (Saban Ergi,2017).

Saban Ergi tezinde şunları yazmaktadır: 
"... 2.4.4. Athos Dağı (Aynoroz) ... 1784 yılından itibaren, Athos Dağı Keşişler Büyük Kurulu’nun, Ayvalık keşişlerinin de yöneticileri olmalarını gerekçe göstererek, Athoniada Okulu’ndaki öğrenciliğinden bu yana tanıdıkları Papaz İkonomos tarafından halktan toplatılan bağışların bundan sonra biriktirilmek üzere Athos keşişlerine verilmesini talep ettikleri bilinmektedir ... . Bu talebin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda kesin bir veri yoksa da Athos Dağı’ndan Ayvalık’ın gelişimi için para harcandığı ve Athos’tan gelen keşişlerin Ayvalık’ta kiliseler inşa ettirdiği bilinmektedir .... Özellikle, 28 Haziran 1852’de, şehrin kuzeyinde bulunan Ayos Haralambos Kilisesi ve hastanesine bağlı bir alanda, kutsal kabul edilen bir su kaynağının, Faneromeni Ayazması’nın keşfedilmesi Athos’un harekete geçmesine sebep olmuş ve Athos Dağı’ndan Ayvalık’a para akışı başlamıştır ... . Buna göre Athos Dağı’ndaki manastırlardan Pantokrator, Dionysiou ve İviron Ayvalık’a bağışlarda bulunmuş, bu manastırlar Ayvalık’a keşişler göndererek kiliseler yaptırtmıştır. 1870 civarı inşa edildiği bilinen, fakat günümüze ulaşamayan Ayvalık Ayos Nikolaos Kilisesi, Pantokrator Manastırı keşişleri tarafından ve 1899 tarihli, günümüze de ulaşan Portaitissa Kilisesi’nin, İviron Manastırı keşişleri tarafından yaptırıldığı bilinmektedir .... Dolayısıyla Ayvalık’ın 1850’li yıllardan itibaren ticaret ile olduğu kadar dini gelişmeler vesilesiyle de zenginleşip kalkındığı anlaşılmaktadır. (abç.) Hatta Ayvalık’ta ölen ve sonrasında şehit (neo-martyr) ilan edilen Yorgos Chiopolitou’nun (Γεώργιος Χιοπολίτου) Ayvalık’ın kuzeyinde bir şapele gömüldüğü ve şehit (neo-martyr) ilan edilen bir diğer kişinin, papaz David’in de Ayvalık’ta öldüğüs öylentisi, Ayvalık’ın 1821 sonrası bir çeşit hac yerine dönüşmesine yol açmış, bu kişiler ayrıca Ayvalık’ın koruyucuları ilan edilmiştir ..." (Saban Ergi,2017:49-50).

Ayrıca Saban Ergi araştırması sırasında Heybeliada Ruhban Okulu Kütüphanesi’nde yaptığı araştırmada rahip ve ilahiyatçı Dimitrios Strati’nin [Δημήτριος Στρατή] kitabı ve makalesi ile karşılaştığını ve "... Ayvalık ile Athos Dağı arasındaki ilişkiyi, söz konusu dönemde yaşamış papazların aralarında yaptıkları yazışmalar ile destekleye[n] ..." (Saban Ergi,2017:3) açıklamalardan yararlandığını yazmaktadır (Strati,2002 ve Strati,2007). 

Orijinal kitap Ayvalık'taki kütüphanemde olduğu için alıntı yapamadığım Serap Taşdemir'de Athos Dağı'na değinilmektedir (Taşdemir,2020).

Hasan Sercan Sağlam'da Athos Dağı manastırları ile Ayvalık arasındaki ilişkiye değinen makaleleri vardır.

02. PROFITI ILIA MANASTIRI
Bu blog dizisinde Niğdelioğlu'nun tez çalışması (Niğdelioğlu,2000) ile Draku'nun yayımları (Draku,1888;Draku,1895.a;Draku,1895.b) bir tür "belirleyici" olmuştur. Karaiskaki'nin kitabı ise (Karaiskaki,1973) daha kütüphaneme gelmediği için, Niğdelioğlu'nun tercümeleri kadar bir yer işgal etmektedir. Elbette Ahmet Yorulmaz'ın eseri de (Yorulmaz,2011) bu çalışmada yer almaktadır.

Niğdelioğlu bugün yerinde bulunmayan bu manastırın "lokasyonunu" şöyle yapar:
".. köprünün [Lale Adası'nı Alibey Adası'na bağlayan köprü] güney yönünde bulunan küçük koy ile Nasos'lulardan kalma küçük hisar arasında tarihi Nasos Beldesi kalıntıları üzerine kurulmuştu[r] ..." (Niğdelioğlu,2000:145).

Draku eserinde daha fazla bilgi verir ve Profiti Ilia Manastırı'ndan şöyle baseder:
"...
PROFITI ILIAS
Nasiotanlar'ın [Alibey Adası'nda yaşayan halkın, Adalıların] ıssız şehrinin tenha tepesinde, Dolapi bölgesinde [Dolap Boğazı > Δολάπι], klasik dönemde Nasiotanların akropolü olan Thesbitos Helios [Tişbe'li İlyas > Θεσβίτου Ηλιού] manastırı günümüze kadar ulaşmıştır. Şehir ile akropol arasındaki mesafe iki antik stadyum [1] uzunluğunu geçmemekte olup, burada amfitiyatro benzeri bir tiyatro bulunmaktaydı. (abç.) Bununla birlikte, akropol içinde, antik adını koruyarak Helios'a dönüştürülen başka bir Asklepios veya Apollon ve Helios tapınağının da kurulmuş olması mümkündür.

Bu manastırın kurucusu, 1766 yılında varlıklı bir hemşehrimiz olan Antonios'tur. (abç.) O dönemde, peygamber ikonasında görüldüğü gibi, [manastırı yöneten] başrahip Basil veya Benedict [idi], başrahibi ise manastırın ana girişine dikilen bir levhada gördüğüm üzere Moschonisli Gabriel'di. (abç.) Yapıyı ikinci onaran, 1795'te başrahip olarak atanan ve tüm atalarından kalma topraklarını bu yapı için bağışlayan (abç.) yerel rahip Paisios Proupides [Παίσιος Προυπίδης] olduğu düşünülmektedir. Proupides, yirmi yıl içinde yirmi beş bin grosia [2] harcayarak yapıyı onardı ve yapının uzunluğu 64, genişliği ise 53 adımdır (abç.) [3]. Ancak, [1821 olayları] birlikte [tapınak binası] yıkıldı ve [yerine yapılan bina] o zamandan beri tarihsel bir öneme sahip oldu; çünkü Moskonisyalılar, ... eylemlerine başlangıç noktası olarak bu konumu seçtiler; bu konuyu özel bir çalışmada ele alacağım. ... Söz konusu keşiş daha sonra bu manastırı inşa etmedi, ancak ömrü boyunca manastıra baktı ve mülklerin gelirlerinin hazineye aktarılmasını sağladı; o zamanki baş rahip ise onu mutlu etmek için kodekste manastırı yeniden inşa ettiğini yazdı, ancak İzmirli Paisios bunu yanlış bilgi olarak reddediyor. Bu başrahip kibirli ve kutsal olan şeylere söverdi ve Kallinian bölgesinde manastırı kurdu çünkü Kydonya'daki zengin Hacı Athanasios Hacı Georgios ailesinin (abç.) lütfuna ve sevgisine sahipti; onların malikanesinde manevi bir kişi olarak yetiştirilmiş ve ayda bir kez tövbe edenleri ziyaret ederdi. Burada yetmiş üç yıl boyunca kusursuz bir sağlıkla başrahip olarak görev yaptı ve 1868'de [öldü ve] oraya gömüldü. O zamanlar, çoğu o dönemin olaylarını ve şehrimizle ilgili olan resmi belgeler bulunurdu ve o zamanki piskopos, hiçbir gerekçe aranmaması için bunların yakılmasını onayladı; bu eylemle Apolloniadi [Ἀπολλωνιάδι] [4] havzasındaki iki şehrin tarihinin büyük bir kısmı kayboldu (abç.).

[1830'un] ilk günlerinden bugüne kadar, söz konusu manastır harabe halindedir; duvarları yarı yıkılmış durumdadır, ancak içeride birkaç bakımsız oda olmasına karşın kilise sağlamdır -Tropaiophoros manastırı [Agios Georgios manastırının içindeki kilise] gibi, kubbesi hasar görmemiş ve sağlamdır- 18. yüzyıldan kalma değerli ikonaları da günümüze kadar korunmuştur. Ayrıca Aziz Barbara, Eleftherios, Chiopolitolu George, Kraliçe Theodora, Tryphon ve Polydorus'un kalıntıları da bulunmaktadır. Dikkat çekici olan şudur ki, 1802'de Mitylene'de şehit edilen kutsal şehit Luka da burada inzivaya çekilmiş ve Sakızlı Nikeforos'un Leimogarion'una göre, şehitliğinden önce cennet hayatının nimetlerini almak için koruyucusu Besarion ile birlikte zaman zaman Athos'tan buraya gelmiştir.

İlgili metin, yukarıda adı geçen Paisios ve rahip Christos dışında pek çok başrahipten bahsetmemektedir; 1879'da ... Christos, şehirde rahip olarak görev yaptığı için bu görevi yürütmektedir ayrıca mülklerden elde edilen geliri alıp, mümkün olduğunca onlarla ilgilenmektedir. Ayrıca bu manastırdan çok uzak olmayan bir yerde, Orta Çağ'dan kalma bir Evangelistria manastırı bulunmuştur (abç.); bu da daha eski olduğu için tercih edildiği fikrini ortadan kaldırmaktadır. ..." (Darku,1985.b:86-88).

Draku özetle burada şunları yazmaktadır;
Manastır binasının Dolap Boğazı'nda ve bugün bulumayan Thesbitos Helios tapınağının üzerinde olduğunu,
Burada amfitiyatro benzeri bir tiyatro yapısının bulunduğunu,
Manastırın 1766 yılında varlıklı Antonios tarafından kurulduğunu,
Manastırı Basil veya Benedict adlı bir papazın yönettiğini,
O zamanki başrahibin ise Moschonisli Gabriel olduğunu,
1795 yılında "yapının" yenden onarıldığını ve onaranın "tüm atalarından kalma topraklarını bu yapı için bağışlayan" rahip Paisios Proupides olduğunu,
Yapının 20 yıl boyunca 25.000 grosian harcanarak onarıldığını,
Manastırın yaklaşık 34.45 x 41.60 metre boyutlarında olduğunu,
Manastır binasının 1821 olayları sırasında yıkıldığını,
Yapılan yeni binanın, Moskonisyalılar tarafından "eylemlerinin başlangıç noktası olarak" kabul edildiğini,
Manastıra parasal desteğin ise Ayvalıklı zengin Hacı Athanasios Hacı Georgios ailesi tarafından yaptığını
yazmaktadır.

Manastırın yaklaşık 1928 yılına kadar ayakta olduğundan bahseden Niğdelioğlu, yıkıma kadar gelinen süreci şöyle aktarır:
"... 1928 tarihinde manastırın harap fakat yine de ayakta olduğu söylenmektedir. Fakat o tarihten sonra, boğazda bir yakadan diğer yakaya çalıştırılan salın çalışanları kışın damlarında ısı[t]mak için manastırın ahşap elemanlarını yavaş yavaş götürmüşlerdir.

Manastırın duvarları 1970'li yıllara kadar yerinde kalmış fakat o tarihten sonra onlar da yavaş yavaş başka yerlerde kullanılmak üzere götürülmüştür. Fakat manastırın bulunduğu yer gezildiğinde oradaki yapının zamanında var olduğunu kanıtlayacak taşlar mevcuttur. ..." (Niğdelioğlu,2000:145).

Draku'nun yazdığına göre yaklaşık 1895 yılında "harabe durumuna karşın kullanılan" manastır binası, Niğdelioğlu tarafından yapılan sorgulamara göre yaklaşık 1928 yılına kadar hala ayaktaydı. Hatta 1970'li yıllarda "taş duvarlar" hala yerinde idi.

Profiti Ilia Manastırı hakkında son sözü Yorulmaz'a bırakamalıyım:
"... 7.Profit İlias Manastırı (İlyas Peygamber):
Köprünün Cunda'ya gidiş yönünde, 200 metre sonra, deniz tarfında... Temel kalıntılarından az bir şey duruyor. ..." (Yorulmaz,2011:171)

NASIL ULAŞABİLİRSİNİZ?
Her Manastır binasına ait bilgileri aktardıktan sonra, oraya ulaşım bilgilerini de verdim. Bunun için "yaya" ve "araba" gibi "bisikletle ulaşım" bilgisini vermek iştiyordum ama bu konuda başarılı olamadım. Aşağıdaki harita bu geziler boyunca Ayvalık-Lale Adası bağlantı yolundan başlayacak ve bina yerinde veya varsayımsal bina yerinde bitecektir. Yine haritada "mesafe" ve "süre" bilgileri olcaktır. Bu bilgileri "hafta içi sabah saatlerinde google haritalardan" aldım.

(harita-03) Profiti Ilia Manastırı ulaşım haritası (ölçeksiz).
yaya olarak: 2 km, 27 dakika 
araba ile   : 2 km, 3 dakika
(kaynak: google haritalar | harita: HKK,2026)

---
DİPNOT
[1] Antik stadium, değişken bir uzunluk ölçüsü idi. 180 ila 192 metre arasında değişmekte idi. Burada, aralarında yaklaşık 270 - 300 metre olduğu düşünülebilir.

[2] Eski bir gümüş para (Türkçede kuruş olarak da bilinir), Osmanlı lirasının bir alt birimiydi (1/100 lira veya 40 paraya eşitti). Halk dilinde para anlamında da kullanılır.

[3] Eski bir uzunluk birimidir. Bir adım yaklaşık 70 - 80 cm olarak kabul edilir. Burada yaklaşık 34.45 x 41.60 mt olduğu hesablnabilir.

[4] Blogumun konusu değil ama "Ἀπολλωνιάδι", Apollonia meselesi araştırılmalıdır. İnternette kısa süre içinde yaptığım araştırmada, Antik dünyada bu ismi taşıyan çok sayıda şehir ve yerleşim birimi bulunduğundan söz edilmekte ve bize en yakın yer olarak da Uluabat Gölü'nden bahsedilektedir.

DEVAM EDECEK...

---
KAYNAKÇA
(tüm blog dizisi boyunca)

Adramytteion Kazı Ekibi (2022[?])
son erişim tarihi: 22 Ekim 2026.

Balaskas (Μπαλασκας, Σ.) (26 Ekim 2023).
son eişim tarihi: 20 Ekim 2026.
 
Barkınay, A. R. (2005).
Adalar Deniz kılavuzu : Enez'den Marmaris Burnuna kadar, (yay.haz.) Mustafa Pultar, İstanbul: Denizler Kitabevi.

Belge, H. (2018).
19. yüzyıl Osmanlı taşra idaresinde Aynaroz manastırları, (Tez no. 503604) [Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi].

Draku, (Δρακου Ε. Ι.). (1888).
Μικρασιαναι πραγματειαι ιστορικαι και τοπογραφικαι τ.1, Atina: (yay. y.).

Draku, (Δρακου Ε. Ι.) (1895.a).
Μικρασιαναι πραγματειαι ιστορικαι και τοπογραφικαι τ.1, Atina: (yay. y.).

Draku, (Δρακου Ε. Ι.) (1895.b).
Μικρασιαναι πραγματειαι ιστορικαι και τοπογραφικαι τ.2, Atina: (yay. y.).

Erdoğdu, F. (2026).
Bir dinî mimari örneği: Ayvalık Aziz Georgios Manastır mevcut durumu ve koruma önerileri, 89-112, (yay.haz.) Serap Alper ve Hüseyin Murat Özgen, Colloquium Mysium I, Mysia ve çevre kültürleri, Balıkesir: Balıkesir Büyükşehir Belediyesi.

Ersin, E. I. (2023).
Bizans betimlemelerinde kutsal dağlar ve kökeni, (Tez no. 848028) [Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi].

İpek, G. (2016). 
Ayvalık'ta sosyal ve siyasi hayat (1940-1950) (Tez No. 446954) [Yüksek lisans tezi, Celal Bayar Üniversitesi].

Jowett, W. (1822).
Christian researches in the Mediterranean from MDCCCXV to MDCCCXX in Furtherance of the Objects of the Church Missionary Society, Londra: L.B. Seely!J. Hatchard & Son.

Karaiskaki, (Καραϊσκάκη, Σ.) (1973). 
Μοσχονήσια. Το γεμάτο γοητεία μικροσκοπικό Αρχιπέλαγος της Αιολίδας. Η πατρίδα μου. Atina.

Katrinli, F. (1949).
Beni okumadan geçmeyiniz : sonuna kadar ve dikkatle okuyunuz. Zevkiniz de menfaatiniz de sihatiniz de bunu böyle emreder, Ayvalık: (yay. y.).

Köken, T. (25 Mayıs 2012).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köken, T. (31 Mayıs 2012).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köken, T. (16 Haziran 2012).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köken, T. (18 Haziran 2012).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köken, T. (27 Haziran 2012).
son erişim tarihi: 1 Kasım 2026.

Köken, T. (24 Temmuz 2019).
son erişim tarihi: 2 Kasım 2026.

Köken, T. (6 Ocak 2023.a).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köken, T. (6 Ocak 2023.b).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köken, T. (6 Ocak 2023.c).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.
 
Köksal, H. K. (22 Aralık 2014).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köksal, H. K. (18 Nisan 2019).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köksal, H. K. (1 Eylül 2023).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köksal, H. K. (21 Haziran 2024).
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köksal, H. K. (12 Ekim 2026).
Drakos ve Ayvalık Adaları'ndan "Nisos".
son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Köksal, H. K. (26 Ekim 2026).

son erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Metin, M. (2010).
XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde Aynaroz Adası, Aynaroz ruhbanları ve Rum isyanları, (Tez no. 263187) [Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi].

Niğdelioğlu, A. (2000).
Ayvalık tarihi çevre dokusu içindeki manastırların incelenmesi, (Tez no. 95915) [Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi].

Ömer, C. (2024).
Ortodoks Hıristiyanlıkta Athos Dağı (Aynoroz), (Tez no. 893113) [Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi].

Psarros, (Ψαρρος, Δ.Ε.) (2017).
Το Aϊβαλι και η Mικρασιατική Aιολιδα, (yay.haz.) Kostoula Sklavenitis, Atina: Μορφωτικο Ιδρυμα Εθνικης Τραπεζας. 

Saban Ergi, D. (2017).
Osmanlı dönemi Hıristiyan dini mimarisinde Ayvalık (Kidonies) Taksiyarhis Kilisesi, (Tez no. 463186) [Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi].

Senan, E. (8 Eylül 2010).
son erişim tarihi: 20 Ekim 2026.

Senan, E. (17 Temmuz 2011).
son erişim tarihi: 22 Ekim 2026.

Senan, E. (20 Temmuz 2011).
son erişim tarihi: 1 Kasım 2026.

Strati (Στρατή, Δ.). (2002). 
Αγιορεί'τικα μετόχια, στις Κυδωνιές (Αϊβαλί). ΈκδοσηςΤέρτιοσ. 

Strati (Στρατή, Δ.). (2007). 
Σχεσεις Αγιου Ορους και Κυδωνιων. Ε’ Διεθνές Συνέδριο Ιστορίας - Μυτιλήνη και Αϊβαλί (Κυδωνίες), Μία αμφρίδρομησχέσηστοΒορειοανατολικό Αιγαίο, Αθήνα: Ινστιτούτο Νεοελληνικών Ερευνών, 51-56.

Taşdemir, S. (2020).
Kutsal ağacın bekçilerinden Ayvalık, Ankara: Püf Yayıncılık.

Yorulmaz, A. (2011).
Ayvalık'ı gezerken : geçmişi ve şimdiki zamanlarıyla... (10.b), İstanbul: Remzi Kitabevi.